Melankoli değil, mizantropi

Trier’in bugüne dek çektiği tüm filmler, şu ya da bu şekilde insanlığa lanet eden, onun erdemlerini hiçe sayan mizantropi örnekleriydi ancak bugüne dek hiçbir filminde açıkça “dünyadaki yaşam kötücüldür” deyip, sonra da işi onu bir gezegen çarpması marifetiyle yok etmeye vardırmamıştı.
Salı, 24 Ocak 2012 09:28

Gericiliği tanımak çoğunlukla kolaydır. Bazı savlar, büründükleri kılıf ne olursa olsun, savın sahibinin gerici olduğunu kesin olarak ifade ederler. Örneğin, nerede tarihin ya da insanlığın sonunun geldiği ya da kaçınılmaz biçimde geleceğinden bahseden birisini görürseniz, bilin ki orada bir gericiyle karşı karşıyasınızdır. Kıyamet kehanetleri, bugüne kadar karşılaştığı bütün tarihsel engelleri er ya da geç aşmayı başarmış olan insanlığa derin bir güvensizlik ve yabancılaşmanın ifadesidir. Bu tip kehanetler, mevcut üretim biçiminin sıkıştığı ve insanlara daha iyi bir gelecek vaat edemez bir hale geldiği dönemlerde çok daha fazla alıcı bulur: insanlığın devrimci bir sıçrama yapacağına inan(a)mayanlar, onun yıkılıp gideceğine inanıp bunda bir çeşit sapık bir huzur bulurlar. Bu, adlı adınca insana ve insanlığa düşman olma durumudur mizantropidir.

Bu yazının konusu olan Lars Von Trier’in son filmi Melankoli, yukarıda çizilen çerçeveye iyi bir örnek teşkil ediyor ve iki nedenle ilgi ve eleştiriyi hak ediyor: bu film kanımca yönetmenin kendi düşüncelerinin sanatsal ifadesinin tamamına erdiği eser niteliğini taşıyor ve Trier, bugüne dek çektiği tüm filmlerde kullandığı sıra dışı görsel anlatım teknikleri sayesinde, gerici ideolojisini kendisini ilerici olarak tanımlayan insanlara dahi şirin göstermeyi başarmış bulunuyor. Muhtemelen nazizme düzdüğü övgülerin ardından bu illüzyon biraz dağılmıştır, ancak yine de estetik perdeler arkasına gizlenen gericiliği deşifre etmeye devam etmek lazım çünkü günümüzde postmodern bombardıman altındaki küçük burjuva sanatsever için özden kopuk bir biçimsel estetik, hele ki biraz olsun sıra dışı ve çarpıcı ise, kendi başına bir albeni taşıyabiliyor.

Dolayısıyla, Trier’in gericiliğini incelemek için, onun üzerindeki estetik elbiseyi umursamadan elbisenin örttüğü çirkinliğe bakmak gerekiyor zira filmin açılışından itibaren Trier hem gerici düşüncelerini izleyiciye dayatmak, hem de pazarlama değeri yüksek bir eser üretmek için güçlü ve göndermelerle dolu bir görselliğe başvuruyor. Bu görselliği deşifre etmeye kalktığınız anda, tartışma Trier’in istediği çamurlu zemine kayıyor ve insanlığın yok oluşunu alkışlarla karşılayan bir gerici tiradın adı “dekadans estetiği” olabiliyor(1).

Peki, Melankoli ne diyor? Özetlersek:

Filmin yaklaşık 90. dakikasında başlayan diyalogda ana karakter Justine şunları söylüyor: “Dünya habis, ona üzülmemize gerek yok. Yok olduğunda kimse onu özlemeyecek, çünkü kimse farkına dahi varmayacak zira evrende tek yaşam bizim gezegenimizde (ve o da kötü).” Bu sahnede Trier Justine’in ağzından konuşuyor ve bunu bir röportajında(2) açıkça ifade ediyor.

Hayatta mutlu olmayı beceremeyen (ama bir küçük burjuva reklamcı olarak reklam sloganı yazmayı çok iyi beceren) Justine, kıyametin geliyor olduğunu biliyor. Biliyor, çünkü metafizik sezgileri var örneğin düğün çekilişinde herkesin bir avuç fasulye attığı şişede 678 fasulye tanesi olduğunu da biliyor. Buna karşın bilim, yaklaşan felaket karşısında Justine’in eniştesi John’un şahsında kifayetsiz kalıyor: Bir astronom olan John son dakikaya kadar yaklaşan gezegenin dünyaya çarpmayacağını savunuyor, çarpacağını anladığında da intihar ediyor. Diğer yandan Justine’in hayatın güzelliklerini kucaklayan, küçük burjuva yaşantının tüm kurallarını yerine getiren ve tek oğlunu taparcasına seven kardeşi Claire felaket yaklaştıkça çöküyor. Öyle ki, filmin ilk yarısında Claire Justine’e neredeyse annelik yaparken yokoluş yaklaştıkça direksiyona bu yokoluşu isteyen, ya da en azından ona kayıtsız olan Justine oturuyor ve böylelikle Claire son ana kadar feryat edip çırpınırken Justine ve onun kandırıp sakinleştirdiği küçük yeğeni Leo ölüme huzur içinde kavuşuyor.

Öncelikle, herhangi bir yıkımı, ne kadar kaçınılmaz olursa olsun kaderci biçimde kabullenmeyi vazetmek gericiliğin daniskasıdır. Diğer yandan, Trier’in film boyunca Justine karakterini kullanarak küçük burjuva yaşantıya tepeden bakmasını bir eleştirel duruş olarak görmemek gerekiyor zira eleştirellik, karşıt öneri gerektirir ve Justine’in küçük burjuva hayata karşı kayıtsızlık dışında bir önerisi yok. Küçük burjuva yaşantının lüks düşkünlüğünün eleştirisi zorunlu olarak proleter bir bakış gerektirir ve Trier, tüm yoksulların kaçınılmaz olarak köpekleşeceğini ve sadece sopadan anlayacaklarını iddia ettiği Dogville’de emekçiler hakkında ne düşündüğünü açıkça ifade etme fırsatı bulmuştu.

Özetle Trier’in bugüne dek çektiği tüm filmler, şu ya da bu şekilde insanlığa lanet eden, onun erdemlerini hiçe sayan mizantropi örnekleriydi ancak bugüne dek hiçbir filminde açıkça “dünyadaki yaşam kötücüldür” deyip, sonra da işi onu bir gezegen çarpması marifetiyle yok etmeye vardırmamıştı. Melankoli’de bunu yaptı, herhalde artık rahatlamıştır.

Tabii, dünyayı yakıp küllerinin üzerinde tepindikten sonra geriye ilkellik kalıyor:

Kesinlikle filmlerimdeki kadınların gençleşmesi ve daha da çıplak olmaları niyetindeyim. 'Nemfoman' isimli iddialı bir projeye hazırlanıyorum.”(3)

Bu sözler bize sadece Melankoli’de Kirsten Dunst’ın memelerini gereksiz yere neden seyrettiğimizi açıklamıyor, Trier’in bir önceki filmi Deccal’de sergilediği kadın düşmanlığı ve kadını nesneleştiren zihniyetini bir kez daha ortaya koyuyor. Trier Nemfoman diye bir film çektiğinde bunu da kadın cinselliğinin estetiği bağlamında tartışmayacaksak, öncelikle bu adamın gericiliğini sabit olarak tespit edip, eleştirilerimizi bunun üzerinden yapmaya başlamak gerekiyor. Zira karşımızda avangart bir sanatçı değil küçük burjuva solcusu tarafından da ziyadesiyle paylaşılan günümüzün sıra dışı meraklılığına zekice oynayan, kendisine yönelik “yuh, bu kadar da olmaz” eleştirilerinden beslenerek Engin Ardıç misali semiren, muzip değil, kırdığı camdan da, yediği şamardan da keyif alan şımarık, sinsi ve habis bir velet var.

Nevzat Evrim Önal (soL)

(1) www.birgun.net/cultures_index.php?news_code=1326882085&year=2012&month=0...
(2) www.festival-cannes.com/assets/Image/Direct/042199.pdf
(3) www.dfi.dk/Service/English/News-and-publications/FILM-Magazine/Artikler-...