Julian Stallabrass: Sanat metalaştı, sanatçılar şirket personeli gibi...

“Sanat A.Ş.: Çağdaş Sanat ve Bienaller” kitabıyla, sanatın değişen ve dönüşen anlamını sorgulayan Julian Stallabrass, liberal ekonomi, kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisi içerisinde sanatın metalaşan yapısını tartışmaya açmıştı, zira sanat böylece bir yatırım aracı olmaktaydı. ARTİST 2017/TÜYAP 27. İstanbul Sanat Fuarı’nda Artist Ütopya ve AICA Türkiye’nin davetlisi olarak “Küreselleşen Sanat, Popülizm ve Eleştiri” başlıklı bir konuşma yapan Stallabrass ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Söyleşi: Fırat Arapoğlu / Çeviri: Merve Tokmakçıoğlu
Çarşamba, 22 Kasım 2017 10:01

İlk olarak çağdaş sanat ve politika üzerine bizimle söyleşi yapmayı kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyoruz. İzin verirseniz ilk sorum şöyle olacak: Sanat tarihi ve sanat eleştirisi konularında muhalif bir kişiliksiniz. Türkiye’de Sanat A.Ş: Çağdaş Sanat ve Bienaller adlı eseriniz çevrilerek yayımlandı. Küreselleşen çağdaş sanat hakkında bize neler söyleyebilirsiniz? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye’de yayımlanan kitabımı uzun bir zaman önce, 2004’te yazmıştım. O zamandan bu yana değişen çok şey oldu. İlk olarak sanat dünyasının ölçülemez şekilde genişlediğini söyleyebiliriz. Aslında “ölçülemez” demek de yanlış olur, çünkü giderek küreselleşen çağdaş sanat dünyasının, finansal açıdan on katın üzerinde genişlediğini kesin olarak biliyoruz. Diğer değişikliklerin yanı sıra, benim kitabın yazım aşamasında göremediğim ama sonradan iyice belirginleşen en önemli değişiklik, özel koleksiyoncuların hangilerinin çağdaş sanat dünyasında nasıl kıdemli bir yere ve güce sahip olduğu gerçeğidir. O dönemde benim düşünceme göre böyle bir güç, çağdaş sanatı kendi çıkarları için kullanmak isteyen devlet ve özel şirketler arasında ikiye ayrılmıştı. Bugün de bu durum pek değişmedi. Ancak dünyanın her yerinde sayıları giderek artan zenginlerin çağdaş sanat yapıtlarına aşırı para harcaması etkisi çok derinden hissedilen yeni bir durumdur. Bu duruma örnek olarak Rusya’yı verebiliriz. Eskiden, çağdaş sanata para harcayanların aileden zengin milyonerler olduğu, milyarderlerin ise daha geleneksel sanat yapıtlarını aldıkları söylenirdi ama bu artık doğru değil. Anlaşılan, dünya çapında zenginlerin yaptığı en sıradan şeylerden biri çağdaş sanat yapıtlarını satın almak, çağdaş sanat etkinliklerine katılmak ve bu tür etkinliklerin düzenlenmesine ön ayak olmaktır.

Bu yeni durumun özelinde ve genel anlamda günümüz sanatını biçimsel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Demek istediğim, siz bir keresinde Genç Britanyalı Sanatçılar hakkında bir demeç de vermiştiniz. Bu bağlamda sanat yapıtlarının biçimselliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence bu dönemde birbirine rakip olabilecek ilginçlikte yapıtlar ortaya çıkıyor. Artık marka haline gelmiş sanatçıların yarattığı çarpıcı yapıtlar var ki bunlar marka değeri taşıdığından zengin kişilerin dikkatini çekip özel müzelerde ve özel koleksiyon sahiplerinin evlerinde sohbet konusu olabiliyor. Benim bu aralar üzerine çok düşündüğüm ve yazmaya başladığım bu durumun en tuhaf yanı ise, bu trendin son derece popülist olması ve biçimin popülist zevke hitap eder hale gelmesidir. Yeni sanatçılar eserlerini, bir hayli popüler olan Banksy, Murakami ve Hirst gibi sanatçılara benzetmeye çalışıyorlar. Özellikle zengin elit kesimin genel olarak kamuoyundan keskin çizgilerle ayrıldığını ve kendilerine has özelliklere sahip olduklarını düşünürsek, bu durumun ne kadar tuhaf olduğu görülebilir. Tıpkı çok zengin kişilerin sıradan ama pahalı kıyafetler giymesine benzer bir şekilde, on sterline alabileceğiniz kötü basım bir Banksy afişi, üzerinde imza olduğu için bir kaç yüz bin sterline satılabiliyor. Bu nedenle çağdaş sanatta hem kültürel hem de finansal açıdan garip bir dönem yaşanıyor. Öte yandan sanat dünyasının hepsi de aynı durumda değil; politize olmuş sanat yapıtının idealizmi ve materyalizmi arasında bocalayan Bienal dünyası buna örnektir. Bu iki farklı sanat dünyası tamamen birbirinden kopmuş değildir, hatta tam tersine birbirlerini beslemektedirler.

Yeni gelişmelerden biri de çağdaş sanat yapıtlarının bir bölümünün daha belirgin şekilde politikleşmesidir. Bunun en önemli nedeni terörizme karşı yürütülen savaştan çok finansal krizler ve kapitalizmin uzun vadede görülen zararlarıdır.

Bu bağlamda günümüz sanat anlayışının dışında kalan akımlar ilginizi çekiyor diyebilir miyiz?

Çağdaş sanat anlayışının içine çekilmeye çalışılan sokak sanatı kısmen mevcut akımların dışına çıkabildiği için hayli ilgimi çekiyor. Sokak sanatı, her ne kadar 1980’lerde sanatçılarından ötürü kısa süreliğine kötü bir şöhrete sahip olsa da, her zaman, duygusuyla, mevcut sanat dünyasına karşıt olmuştur. Sokak sanatçılarında, sanatın halk için olduğuna ve insanlara verilen bir hediye olduğuna dair bir anlayış vardır. Kamusal alanlarda her bireyin icra edebileceği, üzerine herkesin yorum yapabileceği ve üstüne anında yazabileceği bir gerçekliği vardır. Bu nedenle anlayış ve duygu bakımından sokak sanatı ve korunan, satın alınan, kontrol edilen, sahip olunan sanat yapıtları arasında dağlar kadar fark vardır. Bu açıdan bakıldığında müzelerde ya da özel sergilerde Matisse ya da Picasso’nun yanı başına Banksy asılması, son derece garip bir durum. Bu süreçte bazı şeylerin değiştiğini de görmek mümkün. Popüler zevk ile pazarlama başarısı arasında eskiye oranla doğrudan bir ilişki olduğunu görebiliriz. Bunun nedenlerinden biri olarak da sosyal medyayı görüyorum. Ana sanat akımlarının dışında var olan akımların yeniden tanımlanması gerekiyor.

Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılı için yapılan etkinlikler ve sergiler hakkındaki düşünceleriniz nedir? Sovyet avangard sanat anlayışının miras bıraktıkları örneğin?

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının hemen sonrasında zenginler, Sovyet sosyalist gerçekçi sanat yapıtlarını birer birer satın almaya başladılar çünkü artık komünizm onlar için bir tehdit olmaktan çıkmıştı. Benzer biçimde, dünyanın her yerinde Sovyet avangardı üzerine sergiler açılmaya başlandı. Örneğin, Londra Kraliyet Akademisi’nde büyük ölçekli Sovyet avangardı sergisi açılmıştı. Çok iyi yapıtların sergilenmesine karşın, bu sergide sanat yapıtlarının muhafazakâr eleştirisi yapılarak aslında bütün sosyalist rejim eleştiriliyordu.

İnsanların Sovyet siyaset, kültür ve ekonomi modellerine bu kadar ilgi duymalarının nedeni olarak, uzun süren finansal krizleri öne sürebiliriz. Postmodern çağda başta Lenin olmak üzere birçok Sovyet isminin uzağından yakınından geçmeyenlerin, şimdi tekrar Lenin okumaya ve Žižek aracılığıyla yorumlamaya başladıklarına şahit oluyoruz. Genel olarak, komünist dünya görüşünde dikkate alınması ve kullanılması gereken birçok fikir olduğunu düşünenlerin sayısı giderek artmakta.

Bugün “Küreselleşen Sanat, Popülizm ve Eleştiri” üzerine bir konuşma yapacaksınız. Acaba günümüzde sanata ilgi nasıl? Bu soruyu sanat yapıtı bağlamında değil, özellikle sanatsal üretim açısından sormak istiyorum. Günümüzde sanatsal üretim hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu çok yerinde bir soru oldu. Günümüzde sanat dünyası pazarlanmaya ve metalaşmaya daha meyilli olduğu için, sanatçıları da tıpkı bir şirkete alınan elemanlar gibiler; duyguların işlenmesinde ve üretimde yeni dönem kapitalizmi daha sistematik hale geldiği için sanatçıların da iş çalışanlarına dönüştükleri doğrudur. Eskiden galerisi olan ya da bir galeri tarafından desteklenecek kadar şanslı olan bir sanatçının yaratma ve üretme aşamaları bir yıldan fazla sürerken, şimdi böyle sanatçılardan her ay hatta her iki haftada bir gerçekleşen sanat fuarları için üretmesi talep ediliyor. Bu tarz bir üretim, sanat tüccarlarının zaman çizelgesine ve taleplerine bağlı olan bir üretim biçimidir. Aynı zamanda, kendilerini sanatçı olarak tarif eden kimileri de böyle bir var olma biçiminin dışına çıkarak azla yetinmeye çalışmaktadır. Sokak sanatçıları böyle bir varoluşa örnek olabilir. Başka bir işleri ya da meslekleri yoksa bir siparişten diğerine koşarak bir sonraki ödemenin nereden geleceğini bilmeden yaşamlarını sürdürürler. Bu her ne kadar zor bir yaşayış olsa da beraberinde belli özgürlükleri getirir.

Sanatta sansürün giderek arttığını görüyoruz. Bienallerde, büyük müzelerde ya da sergilerde sansürün fazlalaştığı bir durum mevcut. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde ya da özellikle Türkiye’de bu durumun çeşitli örnekleri de var. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Amerika’da bazı konulardaki, özellikle de ırk üzerine olan betimlemelerin bazılarının çok çarpıcı olduğunu ve her zaman da tek taraflı olmadığını düşünüyorum. Bence bu da popülizm ile bağdaştırabileceğimiz bir durum. Sanatçının olağandışı bir insan olduğu ve sanatın da kültürel üretimin olağandışı bir alanı olduğu düşüncesi giderek önemini kaybetmekte. Bunun nedeni biraz sosyal medya biraz da sanatını kamuoyuna kısmen ya da tamamen açan çok sayıda kültür üreticisinin olmasıdır. Bu yüzden sanatçılara herkesin sorduğu ya da sorması gereken sorular şunlar olacak: “Bunu ifade etmeye hakkın var mı?” ve “İfade etmeye çalıştığın şey ilgi uyandırıcı mı yoksa kırıcı mı?” Bence sanatçıları böyle sorulardan korumaya çalışılmamalı; insanlar kimliğe dair açıklamaları en iyi şekilde ifade etmeyip sadece kınamak adına sansür uygulamamalılar diye düşünüyorum.

Aynı zamanda New Left Review dergisinin yazı kurulunda görev alıyorsunuz. Sanat ve politika arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Sanat bazen fazla “akademik” olarak nitelendirilip sadece bu bakış açısıyla değerlendirilebiliyor. Siz “politik” bir derginin yazı kurulu üyesi olarak neler düşünüyorsunuz?

New Left Review için düzenli yazılar kaleme almaya doksanların ortasında başladım. Doksanlar dergi için zor bir sürecin de devam ettiği bir dönemdi, çünkü derginin satıldığı birçok kitabevi maddi güçlüklerden kapanmaya başlamıştı. O dönemde yazı kurulu derginin en çok satıldığı yerlerden birinin de sanat galerileri ve müzeler olduğunun bilincindeydi. Bu nedenle dergide kültür yazılarına daha çok yer verilmeye başlandı. Tabii derginin geçmiş söyleminin büyük bir bölümü ideoloji, hegemonya ve politika ile kültür arasındaki ilişkiler üzerinedir. Bence uzun süredir devam eden ve günümüzde çok fazla olan imaj politikası, tüm politika anlayışına o kadar hâkim oldu ki neredeyse ayrım yapmak imkânsız. Bir imaj yaratma nereden bakılırsa bakılsın politik bir eylemdir. Daha da belirgin olarak, günümüzde pek çok sanatçı bariz bir biçimde imgeyi hayli politize hale getiriyor. Sanat ve politika arasında bir kesişme alanı yaratılıyor. Sanatı daha özerk bir bölge olarak görenler de var ama bunların hiç biri New Left Review dergisinde yazmıyor.

SoL Portal okuyucularına söylemek istediğiniz, ya da eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bugün bu söyleşiyi gerçekleştirmekten çok büyük mutluluk duyuyorum. Kitaplarımın Türkçeye çevriliyor olması ve insanların onlardan yararlanıyor olması da benim için çok sevindirici. Bu ülkenin insanlarını ve siyasetini yakından tanımak da bana heyecan veriyor.

Çok teşekkür ederiz.

(Londra Üniversitesi Courtauld Sanat Enstitüsü'nde ders veren, Julian Stallabrass’ın "Sanat A.Ş.: Çağdaş Sanat ve Bienaller" adlı kitabı İletişim Yayınları Sanat/Hayat dizisinden yayımlandı. Diğer kitapları arasında Internet Art: The Online Clash Between Culture and Commerce, Paris Pictured, High Art Lite: British Art in the 1990s ve Gargantua: Manufactured Mass Culture bulunuyor.)