Herşeyin teorisi: Yaşam varsa umut vardır!

5 dalda Oscar adayı gösterilen “Her Şeyin Teorisi” (The Theory of Everything) gösterime girdi. Filmde hastalığının getirdiği bütün kısıtlamalara karşı direnen ve üretmeye, sevmeye, yaşamaya devam eden büyük bir bilim insanı resmediliyor.
Nihan Elmas
Pazar, 01 Mart 2015 11:04

İnsanın gayret etmesi için
Hiçbir sınır olmamalıdır.
Hayat ne kadar kötü görünse de
Hayat varken
UMUT VARDIR.

5 dalda Oscar’a aday olan ve Eddie Redmayne’e En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandıran “Her Şeyin Teorisi” (The Theory of Everything) gösterime girdi. Film, ünlü astrofizikçi Stephen Hawking’in ilk eşi Jane Hawking’in “Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen ile hayatım” adlı biyografik kitabından sinemaya uyarlandı.

Stephen Hawking Cambridge Üniversitesi'nde 21 yaşında genç ve parlak bir doktora öğrencisiyken ortaya çıkan ve konuşma, hareket gibi temel yeteneklerini  kaybetmesine neden olan kas hastalığına (ALS) karşı eski eşiyle birlikte verdiği hayatta kalma mücadelesi filmde başarılı bir şekilde anlatılmış.

Üniversite'de tanıştığı güzel sanatlar öğrencisi  Jane'in desteği ve sevgisi sayesinde ölümcül hastalıkla mücadele etmeye karar veren çiftin evlenmesinin ardından Stephen evrenin ortaya çıkışı ilgili ilk teorisini içeren doktorasını bitirir ve yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biri olan teoriyi geliştirir. Roger Penrose ile birlikte Einstein'ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang'le başlayıp kara deliklerle sonlandığını gösterir.

Bu sonuç atomlar gibi çok küçük maddeleri açıklayabilen Kuantum mekaniği ile yıldızlar ve galaksiler ile çok büyük maddeleri açıklayan Genel Görelilik Kuramı'nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktaydı. Bu birleşmenin bir sonucu da kara deliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çerçevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

Filmde bilimalarının gelişme süreci ve temel tezleri de izleyiciye aktarılmış. Özellikle de başından beri kararlı bir ateist olan ve tanrının var olmadığını, evrenin oluşumunun bilimsel olarak açıklanabileceğini düşünen Hawking'in düşüncelerinin eşi ve eşinin sevgilisi olacak olan bir rahip üzerinden egemen dini düşüncelerle yaşadığı çelişki de anlatılıyor. Hawking'in hastalığını yıllar içinde şiddetlenmesi, eşinin çocukları ve onun bakımını tek başına sürdürmekte zorlanmaya başlaması da ilişkilerini tükenme noktasına götürüyor.

Film senaryonun eşinin gözünden aktarılması nedeniyle Jane'in ve Hawking'i yaşadığı zorlukları, duygusal dalgalanmaları hissetmenize ve etkilenmenize yol açıyor. Hawking'in insanı açıdan da oldukça esprili, duygusal ve eşine karşı oldukça anlayışlı tutumu da ona olan sempatiyi arttırıyor. Filmi izleyen Hawking ve  Jane Wilde filmden çok etkilendiklerini belirtmiş.

Hawking’in başlıca başarılarında biri, 1983’te evrenin sınırlarının olmadığı kuramını ortaya atmasıdır. Hawking ve Hartle evrenin şekli ve doğasını anlamak amacıyla, kuantum mekaniği ve genel görelilik kavramlarını birleştirerek evrenin kapsanan bir varoluş olduğunu, ancak yine de sınırları olmadığını gösterdiler.

Hawking, yazdığı Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara deliklere, Kara Delikler ve Bebek Evrenler gibi  kitaplar ile bilimsel teorilerini dünya çapında çok sayıda insana ulaştırmaya devam etmektedir.