Can Aytekin: Ters yüz etmek, görünmeyen, öteki yüzü göstermek için...

Versus Art Project'te "Ters Yüz" adlı sergisiyle gündeme gelen Can Aytekin, yeni sergisini anlattı.
Söyleşi: Fırat Arapoğlu
Cumartesi, 22 Ekim 2016 10:32

Versus Art Project 22 Eylül-15 Ekim 2016 tarihleri arasında Can Aytekin'in "Ters Yüz" isimli sergisine ev sahipliği yaptı. Galerideki yeni sergisi "Ters Yüz"de sanatçı, önceki sergilerinde yer alan soyutlama ve görme rejimi üzerinde durma geleneğini devam ettirdi.

Can Aytekin, bu sergisinde izleyiciyi biçimsel ve sembolik bir yaklaşımla tek bir kalıbın çoğaltılması yerine farklı ihtimalleri kaydederek şekillerin devamlılığını keşfetmeye çağırdı. Önceki sergilerinin aksine resim olgusundan uzaklaşarak imgeyi direkt olarak oluşturmak yerine baskı tekniği ile bir nesnenin yüzey izini kağıt üzerine kaydetti.

Fırat Arapoğlu, Ressam Can Aytekin'le bu sergi vesilesiyle görüştü... Söyleşiyi okurlarımızla paylaşıyoruz... 

Can, seni soL Haber Portalı adına bu son kişisel sergin dolayısıyla tebrik ederim. Bu minvalde, biraz genel biraz da o genelin içinde küçük “özel” nüanslarla seni sanatseverlere ve okuyucularımıza daha yakından sunabilmeye çalışacağım. Böylece hemen sorayım: Çalışmaların ve genelde projelerin/deneyimlerinin öncesinde ve esnasında ne tür olgular/olaylar üretme arzunu arttırıyor ve diri tutuyor? Bununla birlikte ne tür olaylar heyecanını engellemekte?

Ben aslında oldukça yavaş çalışan biriyim, düzenli olarak atölyeye giderim, neticede bir şey çıkmasa da, orada geçirdiğim zaman çok önemli. Yıllardır üzerine düşündüğüm, araştırdığım, ve beni etkileyen şeyler zamanla desenlere, çizimlere ve resimlere dönüşüyorlar. Yaptığım şeyler beni heyecanlandırıp, hatta tedirgin ediyorsa da, devam ediyorum. Bunun yanı sıra günlük yaşamın hızlı temposu,  politik ortamın olumsuz etkileri, çevrenin ilgisizliği vs gibi olumsuz olarak birçok şeyin tam ortasındayım. Sonuçta yaptığım işler bunlara karşı sessiz bir tepki aslında.

Sanat tarihsel bir soruyla, biraz da popülarize ederek sorayım: Eğer çalıştığın alanda sen var olmasaydın hangi sanatçı olmayı isterdin ve spesifik olarak hangi çalışmaları üretmeyi isterdin, “Ben yapmalıydım” dediğin işler kastettiğim? 

Hiç şüphesiz beni çok etkileyen, çok sevdiğim resimler var. Zaten bu hayranlıkla baktığınız zaman, öğreniyorsunuz aslında. O dünyaya dahil oluyorsunuz. Resmi, teknik bir virtüözlük olarak düşünmüyorum. Tüm yeteneği ve bilgisine rağmen ressamın kendisinden çıkmayı göze alarak yaptığı cesaretli bir hamle, bir icat olarak görüyorum. Sonrasında ise yaptığım sergilerden yavaşça uzaklaştığımı hissediyorum. Artık aynı yerde değilim.

“Ben yapmalıydım” dediğim kadar,  kendime “bunu ben o zaman nasıl yapmıştım” diye sorduğum da oluyor. Lafı uzattım ama şunu söylemeliyim. Son zamanlarda resimden ziyade heykel ve mimari beni daha çok ilgilendiriyor. Antik Mısır ve Yunan’daki gibi bu iki alan içiçe geçmiş durumda zaten. İşlerini hayranlıkla takip ettiğim bir çok sanatçı var. Aklıma ilk gelenler; Donald Judd, Louis Bourgeois, Antony Gormley, Tony Cragg, Rachel Whiteread, Manfred Pernice, Bodys İsek Kingelez ve Franz West’i sayabilirim.

Buradan hareketle bugün çağdaş sanat alanını ve Türkiye Sanatı’nın bu konjonktürdeki durumunu kısaca nasıl değerlendirebilirsin?

Bu konularda yeterince bilgim olmadığını söylemeliyim. Gördüğüm kadarıyla burada her şey bir anda değişebiliyor. Hiç bir şey kaydedilmiyor. Kayıtlar varsa okunmuyor. Arşiv, belge diye bir şey yok. Her el yeniden kartlar dağıtılıyor ve oyun devam ediyor.

Aslında Türkiye çok zengin bir kültürel mirasa sahip bence. Ama bunu ısrarla fark etmiyor, hatta reddediyor. Bunun için çalışmak, araştırmak, zaman ve para harcamak kimsenin işine gelmiyor.

Can, biçimsel ya da düşünsel ideolojini özelde ise hayata bakışını ve üretimlerinin altyapısını nasıl bir manifesto özetleyebilir sence?

Pek ideolojik bir yaklaşımım yok açıkçası. Dönüp baktığımda benim ve çalışmalarımın burasıyla, İstanbul’la ilgili olduğunu görüyorum. Ben İstinye doğumluyum ve tüm hayatım Emirgan, Ortaköy ve Beşiktaş’ta, bu çevrede geçti. Buradaki ışık, renkler, biçimler, binalar ve resimler, bir şekilde çalışmalarıma yansıdı. Nostaljik anılardan ve kartpostallardan bahsetmiyorum. Aslında bu arkeolojik katmanların izleri, az da olsa bugün de görülebilir. Hemen dikkatimizi çekmeyen ama birbirine sızan, birbirlerini etkileyen ve değiştiren nesneler, biçimler ve armoniler var. Bunları unutmak ve yeniden hatırlamak, bağlamını değiştirmek, bir araya toplamak ve yeniden görünür kılmak istiyorum.

Genel olarak yazı, resim ve mimari arasındaki geçişler, ilişkiler üzerine çalıştığımı söyleyebilirim. Sonuçları bir sergi bütünlüğünde göstermeyi tercih ediyorum.

Bugün içinde bulunduğumuz noktada, çağdaş sanatın temsil ettiği düşünce ve biçim nedir sence?

Sanırım tek bir biçimden ve düşünceden söz edilemez bugün. Farklı yaklaşımların aynı anda ve bir arada ortaya çıktığını görüyoruz. Modern dönemle karşılaştırıldığında bir mirasyedi tavrı belirgin. Her şeyin çok hızlı tüketilmesi sonucunda,  finans, reklam, moda, eğlence ve turizmle iç içe geçmiş bir sanat dünyası var. Sanatın kendisinden çok imajının ve yorumunun dolaşımda olduğunu söyleyebilirim.

Yıllar içerisinde izleyicilerinden aldığın geri dönüşler nasıl? Sana ulaşan yorumlar, eleştiriler ve düşünceler?

Marquez gibi söylersem, ben aslında arkadaşlarım için üretiyorum. Onlardan etkilendiğim için, onlar gibi olmak istediğim için, onları anladığım için üretiyorum. İçinde bulunduğum kuşak birbirini besliyor ve ayakta tutuyor. İzleyicilerden haliyle birbirinden çok farklı yorumlar geliyor.

Ulusal ve uluslararası sergilere dair konuşalım biraz da. Sergi ve sanat aktivitelerini karşılaştırsak nasıl bulgularla karşılaşabiliriz? Yurtdışıyla ülkemiz arasındaki sanat üretimi arasında nasıl analojiler ya da zıtlaşmalar bulunmakta sence?

Bu iş her zaman ve her yerde zor bir iş. Buna sanatın izleyicisini, yazarını, galericisini de vs katıyorum. Hüseyin Bahri Alptekin’i anarsak “şikayet yok”. Haliyle her yerin farklı zorlukları olmalı.

Son olarak, Versus Art Project’teki bu son serin/serginle ilgili neler söyleyebilirsin?

Bu serginin adı Ters Yüz. Tersyüz, tersyüz etmek anlamında tabii. Terzilerin eskimiş elbiselerin kumaşlarını tersyüz ederek, yeni elbise dikmeleri gibi bir şey. Elbisenin iç kısmında görünmeyen kumaş, sonra birden dışa döner görünmeye başlar. Yepyeni bir elbise haline gelir. Tersyüz de böyle bir şey. Ters Yüz, öteki yüz anlamına da geliyor benim için. Öteki yüz yani görünmeyen yüz, gizli yüz. Her şeyin dışa dönük olan bir yüzü olduğu gibi, bir de kimsenin görmediği sadece içe dönük olan yüzü var. Bu ikisi birbirine bağlıdır, biri olmazsa diğeri de olmaz. Biz resmin ya da aynanın ön tarafındayız. Peki resmin arkasında ya da aynanın içinde ne var? Bunu merak edip resmin arkasını çevirdiğimizde, bu arka yüz bir başka ön yüz haline geliyor ve bu oyun sürekli devam ediyor.

Bu seri sadece ahşap baskılardan oluşuyor değil mi?

Evet, sergi 40’a yakın ahşap plakanın bir yüzüne kırmızı ve diğer yüzüne yeşil mürekkep vererek baskılarının alınmasıyla oluşan hepsi birbirinden farklı  200’ü aşkın çalışmadan meydana geliyor. Bunların tamamını sergilemedim tabii. Mekana göre bir düzenleme yaptım.

Bu yeni serinizde renk paletinizi de basitleştirdiğinizi görüyoruz. Sadece kırmızı ve yeşil var. Bunun nedenine dair neler söylersiniz?

Renk daha doğrusu renkler,  yani kırmızı ve yeşil bu serginin doğrudan bir parçası. Bu iki renk üst üste gelerek siyahı ortaya çıkarıyor. Başka türlü söylersem,  kırmızı ve yeşil aynı zamanda siyah içinde kayboluyorlar. Kırmızı ve yeşil, siyahın içindeler. Bazen bu üçlüyü aynı anda görüyoruz. Tek bir renk için bile sergi yapılabilir. Yves Klein’ın mavisini, Şenol Yorozlu’nun Kod adı: Yeşil sergisini ya da Anish Kapoor’un siyahını burada anabiliriz. Kırmızı ve Yeşil’e gelince; olağanüstü zenginlikte arkeolojisi olan renkler. Siyah da öyle… Michel Pastoureau’nun  kitapları bunlardan bahseder.  Kırmızı tarihte ilk renk gibi bir şey. Kanla, etle, toprakla ilişkili. Mesela Barnett Newman’ın ‘Adem’ adlı resminde hep kırmızılar vardır. Yeşil ise Ortaçağda görülmeyen daha sonraları ortaya çıkan bir renk.  Bu konu farklı şekilde yorumlamaya açık.

Cevapların için çok teşekkür ederim Can Aytekin. Umarız bu bıktırıcı bir biçimde gösteri dünyasının bir parçası haline gelen ve öyleymiş gibi de algılanması yaygınlaşan sanat ediminin, senin değindiğin ve ürettiğin gibi bir düşünsel altyapı ve emek süreci sonunda görünmez olanın görünür kılındığı ve ona dair farkındalık yaratıldığı, tabiri caizse, fabrika ayarlarına döneceği günü göreceğiz. Vakit ayırdığın çok teşekkürler.