32 yıl önce aramızdan ayrılan komünist ozan Ruhi Su: Kısa çöp uzundan hakkın alacak!

20 Eylül... Bundan tam 32 yıl önce, 12 Eylül darbecisi Kenan Evren ile dönemin başbakanı Turgut Özal'ın pasaport vermeyerek yurt dışındaki tedavisini engelledikleri ve dolayısıyla ölüme mahkum ettikleri komünist ozan Ruhi Su aramızdan ayrıldı. Müziğe adanmış bir yaşam... Sosyalist bir sanatçı... Aydınlara türkü dinlemeyi öğreten insan... Nâzım Hikmet'in şiirlerini ilk besteleyenlerden... Komünist kimliği ile müzikteki arayışını bütünleştiren bir aydın...
Haber Merkezi
Çarşamba, 20 Eylül 2017 12:03

Bugün 20 Eylül… Komünist ozan Ruhi Su’nun aramızdan ayrılışının 32'nci yıl dönümü...

Tam 32 yıl önce bugün, 12 Eylül faşist darbesinin lideri Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, vahşi neoliberal yıkım programının taşeronu, Nakşibendi tarikatı müntesibi, gerici Turgut Özal da başbakanlık koltuğunda oturuyordu. Evren-Özal ikilisi, yakalandığı ilik kanseri nedeniyle yurt dışında tedavi olması gereken Ruhi Su'ya pasaport vermedi. Yurt dışına çıkamayan, tedavisi tamamlanamayan Ruhi Su, 17 Eylül 1985’te eşi Sıdıka Su'ya vasiyetnamesini yazdırdı. 20 Eylül 1985 günü derin bir sinir krizi geçirdi. Akşam saatlerine doğru sinir krizi beyin kanamasına dönüştü. Dört saatlik uzun bir uğraşıya rağmen 20 Eylül akşamı saat 21.09'da hayatını kaybetti.

KİMDİR KOMÜNİST OZAN RUHİ SU?

Tam adı Mehmet Ruhi Su… Cumhuriyetin ilanından on bir yıl önce, 1912’de Van’da doğar... Çocukluğunun önemli bir bölümü, babasının memuriyeti nedeniyle atandıkları Van’da geçer. Henüz 3 yaşında minicik bir çocukken, 1915 kırımında ailesini kaybettiği rivayet edilir. Nitekim yıllar sonra oğlu Ilgın Su, “Babamın 1912'de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek” demiştir.

Çocukluk ve gençlik yılları öksüzler yurdunda geçer. Yurttaki müzik öğretmeni Mehmet Tahir’in eline verdiği keman, o zamanki adıyla Mehmet’i (Ruhi'yi) bambaşka bir dünyayla tanıştırır. Sonrasında o yıllar için kurduğu tek bir cümle, acılarını bize anlatmaya yeter: "Oyun denen bir şeyin var olduğunu o zaman öğrendim, içim içime sığmıyordu, şaşkındım…"

MÜZİĞE ADANMIŞ BİR YAŞAM

Ardından Adana Öğretmen Okulu yılları başlar. Ancak müziğe olan ilgi ve sevgisi, yolunu Ankara'ya Müzik Öğretmen Okulu'na, eski adıyla Musiki Muallim Mektebi’ne düşürür. 1942'de Ankara Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nden mezun olur. Önce Ankara Cebeci İkinci Ortaokulu’nda, sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmenliği yapar. Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na seçilir, konservatuvarın opera bölümünde okur ve Devlet Operası'nda çalışır. Devlet Operası sanatçısı olarak, Bastien Bastienne, Satılmış Nişanlı, Madame Butterfly, Fidelio, Tosca, Yarasa, Aşk İksiri, Rigoletto, Figaro'nun Düğünü, Maskeli Balo ve Konsolos gibi operalarda rol alır.

Ankara Radyosu'nda 15 günde bir yayınlanan türkü programları düzenler, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde büyük bir koro oluşturur. Aldığı klasik batı müziği eğitimi, ömrü boyunca kendini adadığı türkülerin yorum ve icrasına yaklaşımının kurumsal temelini oluşturmuştur.

SOSYALİST BİR AYDIN

Ruhi Su, sosyalist dünya görüşü nedeniyle 1951 TKP tutuklamaları sırasında tutuklanır ve 1952-1958 yılları arasında hapis yatar. Eşi Sıdıka Hanım’la hapishanede evlenir. Nikah şahitleri ise Behice Boran ve eşidir. 1960'ta İstanbul'da Taksim Belediye Gazinosu'nda sahneye çıkan Ruhi Su, bir yandan da halk türkülerini kaydedip arşivleme görevini üstlenir. İstanbul’da As Kulüp, Çatı, Kent, Kafkas, Kartiyer, 66, Reis Merhaba, Ankara’da Kalem gibi küçük lokallerde büyük bir ciddiyetle türküler söylemesi, gece hayatının sıra dışı olaylarındandır.

“KISA ÇÖP UZUNDAN HAKKIN ALACAK” TÜRKÜSÜ NEDENİYLE İŞİNE SON VERİLİR

Bu arada radyoda “Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor” anonsuyla sunulan bir radyo programı yapar. Bu programlardan birinde söylediği “Serdari halimiz böyle nolacak / Kısa çöp uzundan hakkın alacak” türküsü nedeniyle radyodaki işine son verilir.

  

SÜREKLİ İŞİNDEN OLUR, AMA ASLA YILMAZ

Söylediği türkülerdeki siyasi vurgular yüzünden aleyhinde kampanyalar başlatılan ve işini kaybeden sanatçı, türküleri derleyip yeniden yorumlama işine kendi başına devam eder.

AYDINLARA TÜRKÜ DİNLEMEYİ ÖĞRETEN KİŞİ

1975'te Dostlar Korosu’nu kurar. 1978'den sonra ürettiği kasetlerle halk müziğinin, yaygınlaşmasına büyük katkıda bulunur. Aydınlara türkü dinlemeyi öğreten kişi olarak da bilinir.

VE AMANSIZ HASTALIK

1978’de romatizma şikâyetiyle gittiği hastanede kemik iliği kanseri başlangıcında olduğunu öğrenir. 12 Eylül faşist darbesiyle sarsılır Türkiye ve Türkiye sol/sosyalist hareketi. Askeri yönetimi uzun süre Ruhi Su’ya pasaport vermez ancak tedavi için yurt dışına çıkmak zorundadır. Sonunda bir defaya mahsus olmak üzere pasaport çıkarılır. Almanya'ya gittiğinde Dr. Seyfi Önder tarafından yapılan tedavi sonuç vermez. 1983’te bacaklarında aşırı his kaybı olduğu için hastaneye yatırılır.

ÖZAL HÜKÜMETİ PASAPORT VERMEDİ

1985’te yine yurt dışına tedavi için çıkması gerekmektedir. İktidarda Turgut Özal ve ANAP hükümeti vardır. Ruhi Su’ya pasaport verilmez. Yurt dışına çıkamaz ve tedavisi tamamlanamaz. 17 Eylül 1985’te eşi Sıdıka Su'ya vasiyetnamesini yazdırır. 20 Eylül 1985 günü derin bir sinir krizi geçirdi. Akşam saatlerine doğru sinir krizi beyin kanamasına dönüştü. Dört saatlik uzun bir uğraşıya rağmen akşam saat 21.09'da hayatını kaybetti.

CENAZESİNDE 163 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Ölümünden 22 gün sonra cenazesi İstanbul'a götürülür. Ruhi Su'nun cenaze törenine binlerce kişi katılır ve cenaze 12 Eylül döneminin ilk büyük kitle gösterisi haline dönüşür. Cenazesi Şişli Cami'nden itibaren kitlenin omuzlarına alınarak, türküler ve sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçilir. Kitlenin önü İETT garajı önünde o dönemin Terörle Mücadele Şube Müdürü ve Asayişten Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar yönetimindeki polisler tarafından kesilir. Kitle, uyarıları dinlemeyip zayıf polis barikatını aşarak yürüyüşüne devam eder. Kalabalık, Mecidiyeköy'den katılımlarla birlikte on binlere ulaşır. Cenazede gözaltına alınan 163 kişi İstanbul siyasi şubede 15 gün gözaltında tutulur.

NÂZIM HİKMET ŞİİRLERİNİ İLK BESTELEYENLERDEN

Ruhi Su, Alevi deyişlerini okumuş, Pir Sultan'ın, Hatayi'nin ve diğer ozanların deyişlerini yorumlamıştır. Nazım Hikmet'in şiirlerini ilk besteleyenlerdendir. 1957'de hapisteyken söylediği Mahsus mahal adlı türküsüyle ünlenir.

SESİNİN ÜSTÜNE TİTREYEN SANATÇI

Ruhi Su'nun sesini korumadaki hassasiyeti hakkında pek çok anlatı vardır. Bunlara göre Ruhi Su, sesine zarar vermemek için kuruyemiş ve çamaşır suyundan uzak dururmuş. Sorulduğunda, sesini korumadaki bu hassasiyetinin sanata ve dinleyenlere saygısından kaynaklandığını ifade edermiş.

16 PLAK, 11 UZUNÇALAR

Ruhi Su, ölümüne kadar 16 tane 45'lik plak, 11 uzunçalar çıkarır. Ölümünden sonra kurulan Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı aracılığıyla eşi Sıdıka Su (ö. 18 Ekim 2006) ve oğlu Ilgın Su, özel arşivlerdeki ses kayıtlarından yararlanarak plak, kaset ve CD üretimini sürdürdüler. 

ALBÜMLERİ

Halen satışta olan albümleri şöyledir:

Seferberlik Türküleri ve Kuvayi Milliye Destanı, Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Şiirler-Türküler, Köroğlu, El Kapıları (Sümeyra Çakır ile birlikte), Sabahın Sahibi Var (Sümeyra Çakır ile birlikte), Semahlar, Çocuklar Göçler Balıklar, Zeybekler, Pir Sultan'dan Levni'ye, Ezgili Yürek, Ekin İdim Oldum Harman, Kadıköy Tiyatrosu Konseri, Beydağı'nın Başı, Dadaloğlu ve Çevresi, Huma Kuşu ve Taşlamalar, Sultan Suyu, Dostlar Tiyatrosu Konseri (Sümeyra Çakır ile birlikte), Ankara'nın Taşına Bak, Uyur İken Uyardılar, Barabar, Aman Of.

"RUHİ SU'NUN KOMÜNİST KİMLİĞİ İLE MÜZİKTEKİ ARAYIŞI BİR BÜTÜN"

Türkülere kazandırdığı yeni formla, kendisinden sonraki kuşakları etkileyen bir sanatçıdır Ruhi Su.

Ahmet Say, Ruhi Su’yu şu cümlelerle anlatır:

Onu sosyalist ideolojiye götüren, işte bu soruya verilen cevaptı: Ruhi Su ve eşi Sıdıka Su, '1951 Türkiye Komünist Partisi tevkifatı' olarak bilinen, yüzlerce aydınımız ve işçimizin 'ifade almak' adı altında bir yıl boyunca işkenceden geçirildiği, ardından ağır hapis cezalarına çarptırıldığı, hapislik sonrasında da Anadolu’nun ücra bir köşesinde sürgün cezasına mahkûm edildiği siyasi vahşetin kurbanları arasındaydı. Sanatçımız, bu davadaki mahkûmiyeti dolayısıyla 5 yıl hapis yattıktan sonra, 2 yıl süren sürgün cezasını Konya’nın Çumra ilçesinde çekmeye başlamış, bir süre sonra Ankara’da Etimesgut’a nakledilerek eşiyle birlikte sürgünü orada tamamlamıştır.

 

 

Bu uygulamanın adı: 'Demokrat Parti dönemindeki demokrat uygulamalardır.'

 

Halkımıza bütün yönleriyle değer veren düşüncenin insanı olan bir müzikçi, halkın müzik kültürü karşısında kayıtsız kalabilir miydi? Bu sorunun da cevabı açıktır: Türkiye’de sosyalist bir müzikçi olmanın görevlerini ilk sezenlerden biri, Ruhi Su’dur.

 

O, sezgiyle de yetinmemiş, yıllar içinde kitleler tarafından benimsenen ve yaygınlaşan bir türkü dağarını iğneyle kuyu kazar gibi geliştirmiş, 1960’lı yıllardan başlayarak bu türkü dağarını tanıtarak yaygınlaştırma yolunda son derece önemli bir işlevi hayata geçirmiştir.

 

Âşık Veysel, bu yıllarda Ruhi Su için şöyle demişti: 'Köylüyü şeherliye sevdiren adam!'

 

Şunu da belirtmeliyim ki, Ruhi Su’nun söylediği türkülerin halk katlarında yaygınlaşıp benimsenmesinde, '68 kuşağı' olarak nitelenen devrimci gençliğin büyük ölçüde payı vardır: 68 Kuşağı, bütün eylemlerinde ve bütün toplantılarda hep beraber söylediği türküleri, Ruhi Su’nun konserlerinden öğrenmiştir. 68 kuşağını ezip yok etmek için yapılan 12 Mart Darbesi yıllarında, özellikle askerî hapishanelerde hep birlikte söylenen türküler de Ruhi Su’nun dağarından alınmıştır. 1980 yılındaki 12 Eylül Darbesi döneminin hapishane zorluklarını ben yaşamadım, ama bu kuşaktan birçok genç dostumun anlattığına göre, hapishane koğuşlarında hep birlikte söylenen türkü dağarı, yine aynıymış.

 

Şöyle de diyebiliriz: Ruhi Su’nun söylediği türkülerde kullandığı üslûp, kökeninde yüzyıllar öncesinin halk müzikleri olan Alman şarkıları LİED’lerin, İtalyan şarkıları CANZONA’ların, Fransız şarkıları ŞANSON’ların günümüzdeki yorumcuları gibiydi. Ayrıca, söylediği türkülerin şiirlerindeki anlamı öylesine vurguluyor, ezgiyi ise öyle bir kararlılıkla, kesinlikle ve inançla aktarıyordu ki, bu türküler, dinleyicide geleneksel seslendirme üslûbundan çok daha güçlü etkiler uyandırıyordu.