AKP’nin 10 yılı çevresel ve kentsel yağma ile geçti

<strong>Türkiye’deki doğal, kentsel ve kültürel mirası hiçe sayan ve birbiri ardına çıkardığı yasalarla sermayenin egemenliğine teslim eden AKP’nin on yıllık iktidarına çevresel kaynakların ve kent arazilerinin talanı damga vurdu. </strong>
Cumartesi, 03 Kasım 2012 20:19

Çevresel kaynakları kirleterek yok eden HES’lerin kurulmasına izin veren Tabiat Kanunu, orman alanlarını satışa ve imara açan 2/B Yasası, kentsel dönüşümle kentlileri evlerinden eden Afet Yasası, yabancılara gayrimenkul satışını düzenleyen Mütekabiliyet Yasası, önceden bir devlet çiftliği olan AOÇ topraklarının parça parça yağmalanarak satılması, İstanbul ormanlarını imara teslim edecek olan üçüncü köprü, kamusal kıyı alanlarını özel sektörün kullanımına veren Galataport ve Haydarpaşaport projeleri, İstanbul’da Tarlabaşı, Fener, Balat ve Ayvansaray gibi, İzmir’de Kadife Kale gibi kent merkezlerinde tarihi bölgeleri sermayenin yağmasına açan soylulaştırma projeleri, İstanbul’un en eski yerleşimi olan Yenikapı kalıntıları üzerinde inşaatı devam eden Marmaray Tüp Geçit Projesi ve diğerleri…

2011 yılında eski Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kapatılarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla hız kazanan, bu on yıllık çevresel ve kentsel yağmanın özetini soL okurlarıyla paylaşıyoruz.

Tabiat Kanunu ile çevresel kaynakların talanı hızlandırıldı
AKP’nin doğal ve ekolojik çevreyi sermayeye açma konusunda ilk girişimlerinden biri, 2/B statüsündeki orman arazilerini satışa ve imara açmaktı. Bu amaçla Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı meclisten geçirilerek, Türkiye’de doğanın korunumu ve sürdürülebilirliği konusunda edinilmiş tüm kazanımlar yok edilirken, çevresel kaynaklar sermayenin talanına açıldı.

Yasayla Doğal SİT alanları, sınırlarının ve koruma statüsünün kolaylıkla değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün kılınarak, enerji, madencilik, sanayi, tarım ve turizm sektörlerinin yağmasına açıldı. Böylece, milli parklar otel inşaatlarına servis edilirken, Mersin Akkuyu’da bir nükleer santralin kurulması hızla inşaata başlanırken, HES’lerin, termik ve nükleer santrallerin kurulabilmesi için yapılan bazı idari düzenlemelerle beraber, bu projelere Çevre Etki Değerlendirme Raporları (ÇED) muafiyetleri sağlanmasının yolu açıldı.

Böylece, İstanbul’a yapılması planlanan 3. Köprü, Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı, HES’ler, toplu konutlar, turizm tesisleri, maden ocakları ve bazı sanayi tesisleri, çevreye verilen zararı tespit ederek projelerin inşasına engel olunmasını sağlayabilen ÇED’lerden muaf tutulmuş oldu.

HES’ler ile çevresel kaynaklar yok edilmeye başlandı
Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile hidroelektrik santral (HES) yapımı ve işletilmesi kamudan özel sektöre devredilerek, çevresel kaynakların kirletilmesine ve tüketilmesine, çölleşmeye, tarım alanlarının yağmasına sebep olan HES’lerin denetimsiz inşasına hız verildi.

Yasayla, Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı ile Tabiatı Koruma Alanları’nda, Muhafaza Ormanları’nda, Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları’nda, Özel Çevre Koruma Bölgeleri’nde ve Doğal SİT Alanları’nda HES inşaatları mümkün kılındı. Türkiye’de halihazırda inşası süren ve inşasına karar verilen binlerce HES projesi var.

2/B yasası ile ormanlar imar talanına açıldı
Tabiat Kanunu ile denetimi önceden Orman Genel Müdürlüğü’nde iken Maliye Bakanlığı’na devredilen 2/B orman arazilerinin, “orman alanı olma vasfını kaybetmiş alanlar” olarak belirlenmesiyle, Türkiye’de 473 bin 419 hektarlık alan kaplayan 2/B alanları özel sermayeye satılmaya başlandı. Orman bütünlüğünü, su ve toprak rejimini bozan, tarım ve mera alanlarını yok ederek ülkedeki tarım ve hayvancılık faaliyetine zarar veren bu yasa, AKP’nin çevresel duyarlılığının arazi satışlarından elde edilecek kârdan ibaret olduğunu gösterdi.

2/B orman alanlarının “proje alanı” olarak belirlenmesi mümkün kılınarak, satışı yapılan bu arazilerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ ya da ilgili büyükşehir ve diğer belediyeler tarafından belirlenebilecek ve onaylanacak olan gecekondu veya kentsel dönüşüm projelerinin uygulanmasının önü açıldı.

Kentsel yağmanın adı ‘Afet Yasası’ oldu
Van Depremi’nin hemen ardından, afet tehlikesi tespit edilen alanlarda kentsel dönüşüm uygulanacağını duyuran AKP, kamuoyunda ‘Afet Yasası’ olarak bilinen, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Yönetmeliği’ni meclisten geçirdi. Türkiye topraklarının yüzde 90’ının afet riski taşıdığı, bu nedenle ülkede toplu bir kentsel dönüşüme ihtiyaç duyulduğu savıyla sunulan yasa ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın oyun alanı haline getirilen kentlerin neoliberal dönüşümü hızlandırıldı.

Birkaç yıldır Sulukule’de, Ayazma’da gecekondu yıkımları ile Tarlabaşı’nda, Fener, Balat ve Ayvansaray’da soylulaştırma projeleri ile parça parça uygulanmakta olan kentsel dönüşüm, bu yasa ile devletin temel faaliyetlerinden biri haline getirildi. Ülke çapında kamuya ve özel mülkiyete ait taşınmazların yasa kapsamında yıkılması mümkün kılınırken, kentlerde rant getirisi yüksek olan bölgelerde TOKİ tarafından büyük ölçekli yıkım ve yeniden inşa faaliyetleri başlatıldı.

Afet yasası, kent civarında bulunan ve 2/B Yasası ile mera alanı, tarım alanı ve orman alanı statüsü dışına çıkarılan araziler üzerinde “iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamaları” adı altında, kentin çevresel ve ekolojik dengesini değiştirecek ve kentsel çevreyi kirletecek yüksek yoğunluklu yapıların, endüstri veya iş alanları ve AVM’ler inşa edilmesinin önünü açtı.

Kentsel arazilerden büyük ölçekli rant elde etmek amacıyla getirilen Afet Yasası kapsamında, “Afete maruz bölge” ilan edilerek kentsel dönüşüm uygulanmakta olan bölgelerde evlerinden ve iş yerlerinden edilen kentliler ise yeniden barınabilmeleri için bankalara borçlandırılmak zorunda bırakıldı.

Mütekabiliyet yasası ile yabancı sermaye de talana katıldı
Mütekabiliyet Yasası ile yabancılara arazi satışı konusunda önceden getirilmiş olan 2,5 hektarlık sınırlama 30 hektara yükseltilirken, Bakanlar Kurulu’na devredilen yetki ile yabancılara 60 hektarlık satışa izin verildi. Bu yasayla çokuluslu şirketlerin Türkiye’de gayrimenkul sahibi olmalarının yolu açıldı.

KHK’lar ile koruma kurullarının özerkliğine son verildi
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na ek olarak çıkarılan KHK’lar ile, koruma kurullarının özerkliği kaldırıldı Türkiye’nin doğal ve kültürel mirası, üyeleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından atanan kurulların keyfi kararlarına bırakıldı. Önceden akademisyenlerden, ilgili kamu kurumu çalışanları ve bilirkişilerden oluşan koruma kurullarını meslek odaları temsilcileri de izleyebilirken, yeni düzenlemelerle koruma kurulları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından atanan kadrolar dışındakilerin katılımına kapatılarak, kurul kararları dokunulmaz hale getirildi. Böylece, doğal SİT alanlarının denetiminde, tarihi ve kültürel değer taşıyan yapıların tescillerinin kaldırılması ve Afet Yasası kapsamında yıkıma açılmasında yetkili tek kurum, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oldu.

Halihazırda kamu yapıları olan tarihi okul ve hastane binaları veya müzeler gibi yapıların tescilleri hızla kaldırılmaya başlanarak, kamu kurumlarının mülkiyetindeki bu yapıların özel mülkiyete satışı başlatıldı. Geçtiğimiz aylarda okulların şehir dışına taşınmasının gündeme getirilmesiyle, özellikle İstanbul’daki tarihi okullar satılarak boşaltılmaya başlandı.

Mesleki denetim kaldırıldı
TMMOB’ye bağlı meslek odalarının yetkileri ellerinden alınarak, ülke çapında TOKİ ya da özel sektör eliyle yürütülen yapıların, sanayi tesislerinin inşaatlarının denetlenebilirliği ortadan kaldırıldı. Afet Yasası ile yıkımlara itiraz edilmesi de engellenirken, Temmuz’da yasalaşan 3. Yargı Paketi’yle çevre davalarında projeler için iptal kararı verilmesine rağmen yürütmeyi durdurma kararı verilmemesinin önü kapatılarak, projelerin inşasının önündeki tüm engeller kaldırıldı.

(soL – Haber Merkezi)