10 yıllık AKP iktidarında kadının bilançosu ağır oldu

<strong>AKP iktidarının beslendiği alanlardan biri “cemaatçi kadın hareketi” olurken, 10 yıllık iktidarında AKP kadınlara saldırmaktan da geri kalmadı. Kadına yönelik şiddet, tecavüz yasası, kürtaj tartışmaları derken kadınlar AKP’nin şiddetinden en fazla pay alan taraflardan oldu. </strong>
Cumartesi, 03 Kasım 2012 15:48

AKP’nin türbanla başlattığı süreç “kadını eve kapatmaya” doğru hızla ilerlerken, 10. yılını dolduran iktidarın kadın dosyası hayli kabarık. Eşitliğe inanmıyorum diyen başbakan, “tecavüze uğrayan kadının bebeğine gerekirse devlet bakar” diyen Sağlık Bakanı, evli ve 3 çocuklu asgari ücretli vatandaşlardan vergi alınmayacağının ‘müjdesini’ veren başbakan yardımcısı, kadına yönelik şiddeti engellemek için cami, kışla ve okul formülünde ‘aydınlanma projesi’ başlatan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, AKP iktidarının kadına bakışını temsil eder nitelikte.

AKP için kadın erkek eşit değil
Gericiliği her alanda yaygınlaştıran hamleleriyle kadın düşmanlığını besleyen AKP iktidarında başbakan Erdoğan kadınların erkeklerle eşit olmadığını hemen her fırsatta dile getiriyor. "Kadın kadındır erkek erkektir. Bunların eşit olması mümkün mü?” diyen Erdoğan, “ Bazı kadınlar ekranlarda kadın erkek eşitliği diyorlar. Bu eşitlik haklar konusunda eyvallah. Ama diğeri ise yaradılışa ters. Siz önce kadınlar arasındaki eşitliği halledin” diye buyurmuştu.

Başbakanın sıkılıka vurguladığı ‘kadın-erkek eşit değildir’ söyleminin uygulama alanı ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması oldu. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yerine kurulan bakanlığın kadın–erkek eşitliğini sağlamakla görevli olması beklenirken kadın “aile” kurumu içinde konumlandırılarak ötelenmiş oldu.

Soyut bir “aileyi koruma” tanımı içinde, kadına da korunması gereken ailede ‘3 çocuk doğurma’ görevi verilirken Dünya Ekonomik Forumu’nun 2011 raporu yaşanan durumu rakamlarla gösteriyor. Rapora göre kadın-erkek eşitliğinde Türkiye 135 ülke arasında 132. sırada. Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü şiddet görüyor ve her gün ortalama 5 kadın cinayeti işleniyor.

Buna karşılık AKP iktidarı kadına şiddeti önleme olarak sürdüğü yasaya bile “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” adını verirken, yasada şiddet gören kadının ikna, uzlaşma gibi yöntemlerle hukuki yollardan hakkını aramaktan vazgeçirilmesi isteniyor. Kadınlara sağlanan “sığınakların” gizliliği ortadan kaldırılıyor ve adına yönelik şiddetin insan haklarına aykırılığına değinilmediği yasada şiddet gören kadınlara tedbir kararı verilebilmesi için gördükleri şiddeti ispatlamaları da isteniyor.

Kadına yönelik şiddette 10 yılda %1400 artış
AKP iktidarı süresince kadına yönelik şiddetle mücadele edemediği gibi istatistikler kadına yönelik şiddette %1400 artış olduğunu söylüyor. Avrupa Konseyi’nin kadına yönelik şiddetle mücadele çağrısına "Kadına şiddetle mücadele sözleşmesi"ni imzalayarak cevap veren Türkiye’de yaşananlar AKP’nin bu konuda hassas bir politika yürütmediğini gösteriyor. Erdoğan'da kadına yönelik şiddet olaylarının muhalefetin ve medyanın istismarıyla artıyormuş gibi bir havada takdim edildiğini söyleyerek konuyu yok saymaya devam ediyor. Ancak veriler durumun vahametini ortaya koyuyor.

Kadın düşmanlığında sınır tanımayan AKP iktidarı boyunca kadına uygulanan şiddet, tecavüz ve cinayetler raporlara hep artan sayılarla konu oldu. Son verilere göre sadece 2011 yılında 257 kadın öldürülürken, 102 kadın tecavüze uğradı ve 202 kadın yaralandı. 2012 yılının ilk altı ayının bilançosunu çıkaran Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre de 100’e yakın kadın hayatı kaybetti. 2012 Eylül ayı itibarıyla İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi'ne 5 bin 9 kadın fiziksel ve duygusal şiddete uğradığı gerekçesiyle başvurdu. Cinsel saldırıya uğrayan kadınlardan yüzde 40’ı ise korku, baskı gibi gerekçelerle şikayetçi dahi olamadı.

AKP kadınları şiddete teslim ediyor
AKP kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda sıklıkla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerinden ‘samimiyet gösterisi’ yapmaya çalışsa da kadına yönelik taciz, tecavüz, şiddeti durdurma konusunda samimi olup olmadığını anlamak için AKP zihniyetinin kadına bakış açısına dair birkaç örneği hatırlamak yeterli aslında.

- AKP’li belediyeler düzenledikleri etkinliklerde gerici kadın rolünü topluma benimsetmeye çalışıyor. AKP’li Küçükçekmece Belediyesinin düzenlediği etkinlikte konuşma yapan gerici yazar Sema Maraşlı, kadınları erkeklerin üstünlüğünü kabul etmeleri yönünde uyarmıştı. Kur’an’da evin reisinin erkek olduğunu belirten Maraşlı kadınların yaratılışları gereği teslimiyetçi olduklarını savunmuştu.

- AKP gerici kadın modelini yaratma sürecinde rol model oluştururken kendi starlarını da yaratıyor. Bunlardan en bilindik olanı, yaşam koçluğu ve aile danışmanlığı sıfatıyla AKP’li belediyelerin düzenlediği etkinliklerde seminerler veren Sibel Üresin. Üresin, katıldığı bir televizyon programında İstanbul'da tek eşli kimse olmadığını savunarak "Kocama arkadaşımı tavsiye ettim" yönündeki açıklama yapmıştı. Bu açıklamalarla yetinmeyen Üresin, imam nikahının resmileşmesini savunurken “zengin bir erkek olsaydım 4 kadın alırdım” sözleriyle dinci gericiliğin kadın zihninde yaratabileceği tahribatın sınırı olmadığını göstermişti.

- Ordu'nun Ünye ilçesinde, AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci sosyal paylaşım sitesi Facebook'taki sayfasına, başı açık kadınlar için "Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır" yazmıştı.

- Tayyip Erdoğan, Münevver Karabulut cinayetinden sonra aileyi suçlamış ve "kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" yorumunu yapmıştı.

- Başbakan Erdoğan Ankara'da Metin Lokumcu'nun katledilmesini protesto eden Dilşat Aktaş için "Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara'da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem" demiş, AKP zihniyetinin kadına bakış açısını net olarak gözler önüne sermişti.

Şiddete çözüm önerileri kadınlarla dalga geçiyor
Türkiye’de ortalama her gün 5 kadın eşleri, sevgilileri ya da tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyor, boşanmak isteyen kadınlarsa şiddetten en fazla mağdur olanlar olarak karşımıza çıkıyor. Devletten koruma talep eden kadınların kaldığı sığınma evleri açılış törenlerinde teşhir edilirken, koruma talebiyle polise veya savcılığa başvuran kadınların yüzde 73'ü, sığınma evlerinde olan kadınların ise yüzde 27'si cinayete kurban gidiyor. AKP ise geliştirdiği söylemle kadın cinayetlerini adeta teşvik ederken, çözüm için önerdiği yöntemlerle kadınlarla dalga geçiyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, problemin çözümünde zihinsel dönüşüm boyutunun olduğunu söylerken bu dönüşümü gerçekleştirmek için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da içinde olduğu kurumlarla 'aydınlanma projesi'ni yürütüleceğini açıklamıştı.

Şiddetin engellenmesinde önerilen bir başka çözüm ise panik butonu. Uyguladığı politikalarla kadına şiddeti adeta teşvik eden AKP'nin önerisi ise skandal niteliğinde. Panik butonu uygulamasında şiddet gören kadınlara dağıtılacak cihazlarla "Emniyet'e erkenden haber verilmesi" planlanıyor. Kadınların şiddet anında ellerindeki cihazı kullanarak emniyete haber vermesi planlanırken Şahin konuşmasında, "Aslında bu buton, şiddeti psikolojik olarak engelleyecek bir sistem. Sosyal devlet olarak, şiddet görenin yanında olduğumuzu gösterebilsek, psikolojik bir yaptırım da getirmiş olacağız." diyerek çağrı aletinin işlevsiz kalacağını da kendi ağzıyla söylemiş oldu. AKP’nin kadına dönük şiddeti engelleme önerisi panik butonu ise herkese dağıltılmayacak. Bunun için aile mahkemesi hakiminin kararı gerekiyor. Koruma için başvuran kadınların ölüm oranları düşünüldüğünde ise uygulamanın başarılı olma şansı olmadığı anlaşılıyor.

Kürtajla kadınlar hedef tahtasında
Kadına dönük muhafazakar politikaların en son örneği kendini kürtaj tartışmalarında gösterdi. Başbakan Erdoğan, partisinin Genel Merkez Kadın Kolları 3. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada “Yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere'dir” diyerek katliamın sorumluluğunu üzerinden atan bir açıklama yapmıştı.

Kürtajla başlayan tartışma sezeryan meselesi ile dallanmıştı. Özel bir hastahanenin açılışında sezeryana ilişkinin öfkesinin üç çocuk meselesinden kaynaklı olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, konuşmasında “ Kürtaj ve sezeryan cinayettir” diyerek kürtaj yasağının sinyallerini vermişti. Aynı konuşmada Başbakan, “ Kürtaj yasasını çıkartacağız” demiş, yasa tasarısı Haziran ayında mecliste görüşülmüştü. Aynı konuşmada Erdoğan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a yetki verdiğini söyleyerek, “ Bakanıma söyledim. Kürtajla ilgili yasayı çıkaracağız” açıklamasını yapmıştı.

Başbakan’dan tam yetkiyle sezeyan ve kürtaj tartışmalarının uygulayıcısı Akdağ ise, “Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?’ deniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar.” diyerek tecavüze uğrayan kadınların da gebeliklerini sonlandırmaması gerektiğini savunmuştu. Akdağ’ın açıklamalarının hemen ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün de kürtajın tecavüzden daha büyük bir suç olduğunu iddia etmiş ve tecavüze uğrayan kadınların doğurması gerektiğini savunmuştu. Bosna’da tecavüze uğrayan kadınlar üzerinden kürtajın tecavüzden daha büyük bir dram olduğunu ileri süren Üstün, “Anne karnında o bebekler öldürülseydi, tecavüzcülerin yaptığından çok daha büyük bir dram, suç ortaya çıkacaktı” diyerek down sendromlu doğacak diye bebeklerin aldırılmasının yanlış olduğunu söylemişti.

AKP yargısında tecavüz mahkemelerce aklanıyor
Tecavüz mağdularının kürtaj hakkının elinden alınmasının tartışıldığı ülkemizde, mahkemeler tecavüz ve taciz davalarındaki kararlarıyla gericilerin söylemlerini meşru kılacak hamleler yapıyor. Kürtajı yasaklayan iktidar, yargının tecavüzcüden yana tutumuyla destekleniyor. Yargı taciz ve tecavüz davalarında ya suçluları aklıyor ya da çok geç kararlar alıyor.

Geçtiğimiz yıl Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yargıda iş yükünü hafifletmek amacıyla düzenlediği çalışmada yapılan öneriler yargıyı eline geçiren AKP’nin kadına bakış açısını ortaya koymuştu. Önerilerden birisi tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi olurken diğer öneri ise daha hızlı rapor alınabilmesi için tecavüze uğrayan kadının ‘beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılmayarak bunun yerine sadece ‘beden sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılması idi.

Mahkemelerin verdiği kararlar gericilerin istismar olaylarında istediğiyle örtüşüyor. Tecavüze uğrayan kadının çocuğu doğurması yönünde muhafazakar ideolojinin imdadına mahkemeler koşuyor ve tecavüz olaylarında mahkeme kararıyla kürtaja izin verilmiyor.

(soL - Haber Merkezi)