12 Eylül

Muktesep Hak

Bu yazıya başlarken bir halk türküsünün dizeleri aklıma düştü. Şöyle diyordu: “Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi?/Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?” Şen, kıvrak bir türkü, günümüze de pek uygun. Tekel işçilerinin eylemleri 4 Şubat günü Türkiye’nin bir çok kentinde etkili olan geniş bir “iş bırakımı” ile taçlandırıldı. Bütünüyle sermayenin elinde ve hükümetin baskısı altında olan medyamız bu “genel grev” provasının umulandan daha az katılımla gerçekleştiğini söylese de, benim açımdan sınıfsal bir başkaldırı denemesi olarak kutlanacak hareketti.

Tekel ve Sanatçının Karşıdevrimci Gücü

Türkiye işçi sınıfı derin bir dönüşümün eşiğinde olduğu yolunda sinyaller gönderiyor. Bunu, bu kadarıyla bile, Tekel işçilerine borçluyuz. Çıkışlarında, kendileri dahil, tüm toplumu sarsacak bir şiddet yatıyor. AkParti-AsParti koalisyonundaki son göstermelik sürtüşmeleri (“Balyoz Harekatı”) bir yana bırakalım, bunlar bir başka huzursuzluğun sonucu... Henüz kimsenin kendisine bile itiraf edemediği bir tedirginlik alttan alta yayılıyor.

Evren neden yargılanmıyor anlaşıldı!

Kenan Evren’e sahip çıkan haberleriyle dikkat çeken Cihan Haber Ajansı, şimdi de Evren’den bir “darbe karşıtı” yarattı. Meğer Evren, genç subayları darbe faaliyetlerinden uzak durmaya çağırmış da onlar dinlememiş…

TEKEL işçisi ne yaptı?

Benim kuşağım 15-16 Haziran 1970’deki işçi kalkışmasını çocukluk yıllarında karşıladı. Bir yarım on yıl sonra siyasi mücadeleye ilk adımları atarken, 12 Martlı dönemden hafızamda kent merkezlerinde elde makas uzun saçlı erkek avına çıkan subaylar ve bazı oyuncakları gürültü yaptığı için yasaklayan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı bildirileri dışında bir şey kalmamıştı. Ama yavaş yavaş gelişen siyasal aklım, faşist darbe öncesindeki süreçte 15-16 Haziran’ın ne kadar büyük bir önem taşıdığını kavramaya başlamıştı.

Türkiyeli olma fırsatı

Memleket zor günlerden geçerken, solun iyimserliği zaman zaman eleştiri konusu olabiliyor. İyimserlik elbette eleştirenlerin yakıştırdığı bir sözcük. Doğrusu, solun yaptığını, mesnetsiz bir iyimserlik olarak değil, memleketin zor günlerinde çıkış yolu arayışı olarak görmek... Mesnetsiz iyimserlik hiç şüphesiz yaşadığımız sürecin esas sorumlusu AKP'yi bir kurtarıcı biçiminde görenlere ya da öyle sunanlara mahsus.

Darbelerin Gerçek Sahipleri Nerede?

AKP’nin “demokratlığını” yere göğe koyamayanlar, şimdi de AKP’yi kendisine yönelik darbe girişimlerinin üzerine gitmeye cesaret eden ilk Cumhuriyet hükümeti olarak ilan ediyorlar. İlk bakışta, AKP’nin demokratlığı gerçekten inandırıcı görülebilir. Ama Türkiye’de demokrasiye karşı darbelerin ve AKP iktidarının arka planını biraz olsun hatırlayanlar için gerçeğin hiç de gösterilen gibi olmadığı ortadadır.

13 Aralık 1980'i Yaşadıkça Unutmayacağım (Engin Doğancı - Danimarka)

Hapisten yeni çıktığım günlerdi, ortalık kararmış, Erdalı iki kez sehpadan almıştık ama hâlâ onun kanı peşindeydiler. Çok uğraştık, gücümüz yetmedi. Geçen yıl 5 Ekimde kaybettiğimiz TKP üyesi Behice Doğancı, o yıllarda İHD çalışması içersindeydi. Cezaevi anaları faaliyetinin önde gelen isimleri arasında Didar ablayla ve İHD kurucularından Emil Galip Sandalcı ve diğerleri ile birlikte çok uğraştılar, çok koştular. Ama Erdal'ı alamadık ellerinden. Şimdi basına bakıyorum. Katilleri konuşuyor büyük bir pişkinlikle. Söyleyecek çok şey yok ama yapacak çok işimiz var daha.

Okul isimlerinde 'Evren' gidiyor 'şehit' geliyor

12 Eylül sonrası "Kenan Evren" ismi verilmiş okullar, "darbe"den "ordu"dan "savaş"tan bir türlü kurtulamıyor. 7-15 yaş arası çocukların okuduğu ilköğretim okullarına verilecek başka isim bulunamıyor.

12 Eylül’ü Yapanlarla Açılımı Yapanlar Aynı

Gerici politikalar halkın aptal ve karaktersiz olduğunu varsayar, ilerici politikalarsa akıllı ve erdemli… İlerici politika gütmenin zorluğu tam da buradadır. Unutkanlık ve günlük çıkar peşinde koşmak yaygın bir özelliktir. Geçen hafta Çetin Altan’ın 12 Eylül darbesini nasıl açık açık desteklediğinin belgelerini sundum. Bugünün demokrasi havarileri Ahmet ve Mehmet kardeşler, babalarının darbeciliğini kullanarak bir yerlere geldiler. O dönem darbeye tavır almadılar. Aksine Ahmet Altan devrimcilere küfreden romanlar yazarak devletin, oligarşinin gözüne girdi.

Karadeniz uşağı sermayenin uşağı olmayacak!

12 Eylül’e beş kala, çatışmaların yoğun olduğu günlerdeyiz. Bir gece yarısı silah sesleriyle uyandık. Hemen her evden kurşun sesleri geliyor. Bir de Romanya’dan konuğumuz var. Elena… Korkuyla haykırıyor Elena:“Işıkları kapatın, yere yatın!” Mahalle basıldı diye barikat kuruyoruz evin kapısına… Annemin birkaç kişinin zor kaldırdığı mermer masasından barikatını yıkmak ne mümkün! Ancak babamı zaptedemiyoruz. Tutturdu dışarı çıkacağım diye… Annemle epeyce cebelleşip barikatı yıktıktan sonra sokağa çıkmayı başaran babam beş dakika sonra geri döndü.