Patronlar 'eşitlik' istiyor: Bazı iş kollarında kadınların çalışma yasakları kalkıyor

Bir sermayedarın maden ocağında kadın çalıştırmasının yasaklanması ile, Arjantin’de kadınların alkol satmaktan men edilmesi aynı şey midir? Peki kadınların bazı iş kollarında çalışmalarına dönük kısıtlamaların kaldırılması ve bir esneklik tarifi, özgürlüklerin derinleşmesi olarak selamlanabilir mi?
Haber Merkezi
Cuma, 12 Ekim 2018 09:42

Eşit işe eşit ücret tartışmaları ve kadınların bu hakları için grev kararları alması bir yana, dünya üzerindeki 104 ülkede, bazı işlerde kadınların çalışmasında kimi sınırlamalar mevcut.

Economist’in Dünya Bankası verilerine dayanarak hazırladığı haberde, halk sağlığı sorumluluğu gözetilerek ve bilimsel bulgulara dayanılarak işçi kadınların insanca koşullarda çalışması gerekliliği ile hiçbir bilimsel temele dayanmayan ayrımcı uygulamalar aynı çuvala dolduruluyor. Haberde, getirilen yasakların amacının “zayıf cinsiyet”i korumak olduğu iddia edilerek işçi kadınların temel yaşam haklarının korunması vurgusu da “ayrımcılık” gölgesi altında bırakılıyor.

Peki sermayedara getirilen yasak, işçi sınıfından bir kadına getirilen yasak anlamına gelir mi? Örneğin bir sermayedarın maden ocağında kadın çalıştırmasının yasaklanması ile, Arjantin’de kadınların alkol satmaktan men edilmesi aynı şey midir?

1948'de Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), kadınları madenler ve endüstriyel gece işlerinden uzak tutma yönündeki tutumunu beyan etti. Bu kapsamda sayılmayan başka kısıtlamalar da, çok sayıda ülkede varlığını sürdürüyor.

Örneğin kadınların Azerbaycan’da kanalizasyon temizliği içeren işlerde, Belarus’ta pestisit kullanımında, Moldova’da 14 yolcu koltuğundan fazla koltuğu olan araç kullanımında, Mısır’da böcek ilaçları içeren işlerde, Bangladeş’te su altında, Nijerya’da geceleri akaryakıt işlerinde çalıştırılması yasak. Rusya'da ise 2000 yılında Devlet Başkanı Vladimir Putin’in onayıyla çıkan yasa doğrultusunda kadınlar tren kullanamıyor ve bir gemide dümene geçemiyor.

Bazı yasalar ise şaşırtıcı derecede güncel. Vietnam'da kadınlar, 50 beygir gücü ve üstündeki traktörleri kullanmaya yetkili değil ve yasa 2013 tarihli.

Bazı kısıtlamaların tarihiyse, işçi sınıfının mücadele eden bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkması kadar eski de denebilir. Kadınların gece işlerinde çalıştırılması, İngiltere'de Sanayi Devrimi yıllarında "Fabrika Yasaları" kapsamında yasaklanmıştı. Marx'ın Kapital'de ayrıntılı bir şekilde anlattığı üzere, fabrikatörlerin kadın emeğini daha ucuza ve pervasızca sömürme çabası, fabrika müfettişlerinin raporlarına konu oluyor, işçi sınıfının aynı dönemde yükselen mücadelesi işçi kadınları korumaya dönük zayıf da olsa yasal adımların atılmasını sağlayabiliyordu.

Bu örnekler arka arkaya verildiğinde, haklarında karar vermek güçleşiyor.

Economist’in çok da örtük olmayan bir biçimde iddia ettiği gibi bu kısıtlamaların hepsi, kadınlara dönük ayrımcılık anlamına mı geliyor?  

SERMAYENİN İHTİYAÇLARI KADINLAR HAKKINDAKİ İŞ HÜKÜMLERİNİ DEĞİŞTİRİYOR

Son yıllarda Bulgaristan, Kiribati ve Polonya gibi ülkeler kadınların işgücündeki pozisyonlarına ilişkin tüm kısıtlamaları kaldırdı; Kolombiya ve Kongo’nun da bazı sınırlamaları kaldırdığı biliniyor.

Economist'in iddiasına göre diğer ülkeler de, pek çok işi güce daha az bağımlı ve güvenli hale getiren teknoloji sayesinde yasaları değiştirdi ya da bu yasalara dönük iptal davaları açıldı. Ancak neoliberalizmin 90’lı yıllardan itibaren büyük bir açlıkla saldırdığı bu ülkelerdeki kısıtlamaların kalkışı dikkatli bir değerlendirmeyi hak ediyor. Bahsi geçen ülkelere daha az güce bağımlı ve güvenli teknolojinin taşındığından emin miyiz? Elbette teknolojik ilerlemelerin kadınların işgücünün daha çeşitli kısımlarında güvenle yer almasını sağlaması ilerici bir hamle. Ancak neden bu adımlar ilgili teknolojiye erişimi çok daha mümkün olan gelişkin kapitalist ülkelerde değil de, emek gücünün ucuz fakat teknolojiye erişimin şaibeli olduğu ülkelerde atılıyor?

Sermayenin canlı ve daha ucuz emeğe duyduğu açlık, bu tercihler üzerindeki temel etken olmasın?

Son birkaç hafta içinde Türkiye’de de varlığından nüfusun geniş kesimlerinin haberdar olduğu McKinsey Global Institute, kadınların erkeklerle ekonomiye tamamen eşit katılımı halinde 2016-2025 arasında dünya Gayri Safi Hasılası’nda 28 milyar dolar artış olacağını iddia etmişti. Uluslararası sermayenin işgücü ordusunun en geniş rezervi olarak kadınları gördüğünü ve kadın emeğine dönük kabaran iştahın altında yatan mekanizmanın bu olduğunu düşünmek için sebeplerimiz az değil. Göçmen işçilerin bu iştahı bastırmasının siyasi maliyetleri düşünüldüğünde, Economist’in “özgürlüğün ihlali” olarak yaklaştığı kısıtlamaları az gelişmiş ülkelerden başlayarak kaldırmak, hiç de anlamsız bir metoda benzemiyor.

Örneğin Kolombiyalı madenciler daha insanca ücretler talep ederek iş bıraktıklarında, kanunların çiğnenmesi pahasına bazı yerlerde kadınların madene indirilmesi hoş görüldü.

Sosyalizmin çözülüşünün ardından Avrupa Birliği çatısında toplanan Doğu Avrupa ülkelerinde erkek kamyon şoförleri batıya göç ettiğinde, kadınların bu görevi üstlenmesi yönündeki baskı artmıştı. Kadınların araç kullanabilirliğinin tartışmasız olması bir yana, kadın emek gücüne dönük tutumun sermayenin ihtiyaçlarına göre her an yeniden düzenleniyor olması çarpıcı bir örneğe işaret ediyordu.

2011'de Filipinler'de kadınların gece çalışmasına dönük yasağın sona ermesi, aynı saatlerde gündüzü yaşayan ve çağrı merkezlerinde bu saatlerde çalışacak emekçilere ihtiyaç duyan ABD ve Avrupa sermayesi tarafından coşkuyla karşılandı.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’de “Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmeliği” ile, turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürütülen işlerde “kadın çalışanın yazılı onayının alınması şartıyla yedi buçuk saatin üzerinde gece çalışması yaptırılabilir” kararı alınmıştı.

Fakat işçi sınıfının söz sahibi olmadığı bir ülkede, iş yerinde “işçi onayının alınması şartı”, kulağa pek de inandırıcı gelmiyor. Bu nedenle bahsi geçen örneklerdeki esnekleşme tablosunun, özgürlüklerin derinleşmesi olarak selamlanması pek de mümkün görünmüyor.

KAPİTALİZMİN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ, KAPİTALİZMİN SORUNU

Economist, bazı yasaların kadınlar ve çocukları aynı kategoride değerlendirerek madencilik, inşaat ve imalat gibi fiziksel olarak ağır yük getiren işlerden men ettiğini aktarıyor. Burada yine insanlığın tarihsel kazanımı olarak görülebilecek noktaların üzerine “ayrımcılık” gölgesi düşürüldüğü açık. Örneğin Sovyetler Birliği’nde kadınların maden sektöründe çalışması yasak değil ancak maden ocağına inmesi yasaktı. Yine kadınlar, inşaat sektöründe çalışıyorlar ancak belirli bir ağırlık kotası üzerinde yükleri taşımayacakları pozisyonlarda görev alıyorlardı. Gebelikleri tespit edilen kadınlara fabrikadaki görevlerinden el çektirilmiyor, ancak toksik maddelere maruz kalmayacakları bölümlere alınıyorlardı. Üstelik bu alandaki gelişkin tablo, bir dizi yasal düzenlemenin ürünü olmaktan ziyade, Sovyetler Birliği’nde kadın erkek eşitliğinin yaşamın pek çok alanında bir sıçramayı temsil etmesiyle ilişkiliydi.

Günümüzde halen bazı yerlerde, geniş güvenlik kaygısı nedeniyle kadınların çalışmasına sınırlamalar getirildiği de biliniyor. Örneğin Mumbai'de kadın esnaf, erkeklerden daha geç saate dek çalışamıyor ve iş yerini daha erken kapatmak zorunda. Hindistan, kadına dönük şiddetin büyük ve ölümcül bir salgın boyutuna ulaştığı, cinsel saldırının hemen her gün yaşandığı bir ülke. Getirilen çözüm önerisi, kapitalizmin çözümsüzlüğüne işaret ediyor ve bu haliyle  savunulacak bir yanı yok. Ancak bu çözüm görünümlü çözümsüzlük, bilimsel gerekçelerle getirilen ve aslında patronlara dönük karşı hamleler anlamına gelen sınırlamalarla aynı potada değerlendirilmeyi  hak etmiyor.

Öte yandan kadına dönük iş kısıtlamaları kapsamında, "çocukların korunması" gerekçesi de sunuluyor. Bu bakışa göre çocuğa bakma yükümlülüğünün kadının hanesine yazılması bir yana, düşük doğum oranlarına sahip ülkelerde demografik motivasyon nedeniyle de bu adımlar atılabiliyor. Demografik motivasyonun bir gerekçe olmasının bilimsel yahut kadınların özgürlük alanı için kabul edilebilir bir yanı yok. Ancak anne çocuk sağlığının gözetilmesi ile, bakım yükümlülüğünün anneye fatura edilmesi arasında da bir açı var. İlki ampirik gözlemlerin ve deneysel çalışmaların ürünü olarak ortaya çıkan sonuçlara dayanırken, ikincisi kadının toplumsal konumu ile ilgili yerleşik ve gerici bir pozisyonu tarif ediyor.

İlki kamusal kaynaklar kullanılarak gözetilmeyi ve bir hak olarak kadınlara sağlanmayı, ikincisi ise topyekun bir mücadeleyle alt edilmeyi hak ediyor.

ILO halen, özellikle hamile ve emziren kadınlar için bazı kimyasalların söz konusu olduğu işlerde çalışmanın kısıtlanmasına dönük çağrıda bulunuyor. Buna karşın örgütün sunduğu veriler, “koruyucu” kısıtlamaların varlığının giderek etkisini azalttığını da gösteriyor.