Müzik festivalleri tartışmasını emekçisinden dinleyin: ‘Her işi yaptık’

Müzik festivallerini 'bizim' penceremizden görmek için önce emekçilerine bakmak gerekiyor. Çok tartışılan müzik festivallerinin gündeme daha az getirilen sömürü boyutunu emekçisiyle konuştuk.
soL - Aslı İnanmışık
Cuma, 09 Ağustos 2019 20:08

Müzik festivalleri bir süredir özellikle müziğin üreticileri ve organizatörler arasında sosyal medyada tartışılan bir konu. Ne var ki bu konu, genellikle bu iki taraflı dar alana sıkıştırılıyor. Geçtiğimiz günlerde BirGün Gazetesi'nde yayımlanan iki yazı, bu tartışmayı bir kez daha alevlendirdi ve konu yine gündeme taşındı. Sadece bu organizasyonları değil, organizatörleri de "kahramanca" savunanların pek görüş alanına sokmadığı bir konuya, festivallerin emek yükünü sırtlananlara baktık.

Festivallerde çalışan bir öğrenci ile röportaj yaparak, konuya onların durduğu yerden bakmaya çalıştık.

Sen yıllarca bu alanda çalışmış biri olarak işin "mutfak" yani hazırlık kısmından biraz bize söz eder misin? Müzisyenlerin ve görüp tanık olmadığı, en azından çok yakınında durmadıkları nasıl bir işleyiş ve hazırlık var burada?

Öncelikle festivallerde temel çalışma alanları olur. Çalışmaya gidenler de; kapı, alan (çadır alanı dediğimiz yer), kulis (sanatçılarla ilgilenme), sahne (ekipmanlarla, ses ayarlama işleri ve elektronik aletlerle falan ilgilenme) gibi yerlerde çalışıyor. Bir de “runner” dediğimiz bütün işlere koşan kişiler var. Ben tabi ki runnerdım. Runner her yere girip çıktığı, sürekli koşturduğu için, işin bütün inceliğini öğrenir, görür. Ben de bildiklerimi buralarda çalışarak öğrendim. Ayrıca kulis amiri, sahne amiri, runner amiri olarak çalışan üst düzey diyebileceğimiz arkadaşlarım da vardı. Onlardan da görmediğim alanlarla ilgili bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim. En baştaki planlamayla, hazırlık aşamasıyla ilgili ise hiçbir bilgim yok. Milyon yapımın temsilcileri kendi aralarında çok sıkılar ve belli başlı kişilerle paylaşıyorlar, hazırlık aşamasıyla ilgili durumları. Mesela Birgün’de kontra bir yazı yazan Serkan Fidan, Serkan Gürgen gibi isimler; Milyon Yapım’dan Umut Kuzey için bu anlamda vazgeçilmezdir.

Biraz senin birkaç yılda deneyimlediğin çalışma ortamından söz edelim. Nasıl bir çalışma ortamın vardı burada? Senin önündeki tablo neydi, nasıl sorunlar yaşadın? Hikayeni dinleyebilir miyiz biraz?

Benim 3 tane festival deneyimim oldu. Diğer festivallerde de katılımcı olarak yer aldım. Katılımcı olarak tabi her şey toz pembe görünüyordu, fiyatlar dışında. İlk festival çalışma deneyimim, 2017’deki Zeytinli Rock Festivali’nde oldu. Zeytinli zaten Milyon yapımın amiral gemisi olarak tabir ediliyor. En zorlarından birisiydi, aşırı zorlandığımı hatırlıyorum. İşin kirli yüzleriyle karşı karşıya kaldım. Dediğim gibi ben de runnerdım ve runnerın işi hep eksikleri tamamlamaktır. En ağır işleri de onlar yapar. Bir şey taşınacağında, runner’a söylenir. Biz çöp de topladık, çöpleri de boşalttık örneğin. Aslında her işi yaptık diyebilirim.

‘ASIL İŞ YÜKÜ RUNNERLARIN ÜZERİNDEYDİ’

2017’de Zeytinli’de ortalığı biz temizledik. Balıkesir Belediyesi de Zeytinli’nin bağlı olduğu Edremit Belediyesi de temizlik işçisi göndermedi. Temizlik runner ekibine kalmış oldu aslında. Paralı bir ekip oluşturuldu. Onlar para aldı, bazı runnerlar hiç para almadı. Ayrıca yalnızca 6-7 kişilik bir özel temizlik ekibi getirildi. Bütün alanı sadece bu bahsettiğim toplam temizledi. Düşünün, yüzbinlerce kişinin katıldığı alandaki bir çöplükten bahsediyorum.

‘AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI KRONİK RAHATSIZLIĞIMI TETİKLEDİ’

Bir sonraki Zeytinli’de de çalıştım, 2018’de. Gördüklerimden sonra, Brezilyalı bir metal grubunu dinleyebilmek için gitmiştim sırf. Tabi tekrar aynı çalışma ortamı olduğunu gördüm. Bizi daha hazırlık aşamasında, festival başlamadan önce çok ağır çalıştırılmaya başladılar. Kronik bir rahatsızlığım var, 2000 yılından bu yana böbrek rahatsızlığı çekiyorum. Fazla hareket ettiğimde böbreğimdeki taşlar harekete geçiyor. Ve festivalin ilk günü böbrek sorunum tuttu. Balıkesir’e hastaneye gitmek zorunda kaldım. İlaçlarımı aldım. Baktım düzelecek gibi değilim, iznimi isteyip ayrıldım. Hastaneye gidiş masrafımı falan kendi cebimden ödedim. “Dekontunu, harcama masraflarını al getir, biz hemen veririz” dediler ancak tabi bana hemen ödeme yapılmadı, yaklaşık 1 ay sonra verdiler.

Kendi kendime bir daha festivalde çalışmayacağıma söz vermiştim. Ancak İzmir’de bu yıl yapılan Milyon Fest İzmir evimin çok yakınında olduğu için, kıramadığım bazı arkadaşlarım da araya girince, 4 gün de orada çalıştım. İzmir gibi görece daha küçük çaplı olan festivaller ya da Samsun, Kayseri, Konya gibi festivaller, çalışanlar için daha kolay geçer. Kuşadası, Zeytinli gibi yerler ise çok daha ağır olur.

‘GÖNÜLLÜLÜK ESASLI ÇALIŞMAYA GİDİLİYOR’

Festivallere genellikle gönüllülük esaslı çalışmaya gidiliyor. Bazı kişilerin yol masrafları, otobüsler üzerinden karşılanmış oluyor. Alandaki yiyecek içeceğimizi falan karşılıyorlar. Çalışanların bazılarına çok az ücret veriliyor. Bazılarına ise hiç ücret verilmiyor. Bildiğim kadarıyla 3 tip ücret tipi yani “kaşe” var. A tipi ücret, gönüllü olarak başlayıp yükselenlere; B tipi ücret, ortalama elemanlara, iş bitirenlere; C tipi ücret ise birkaç festivaldir kendini göstermiş ve sürekli onların elemanı olabilecek kişilere veriliyor. Runnerlara, bana kalırsa ücretlerin en yükseği ödenmesi gerekiyor. Ancak çoğu başta da söylendiği için almıyor.

‘KENDİ ARAMIZDA DAYANIŞARAK DİNLENEBİLİYORDUK’

Ben ücret almadım mesela. Bazıları 2.festivalde ücreti alabilirken, bazıları 7-8 festival geçirmesine rağmen hiç ücret almayabiliyor. Çalışma saati diye bir şey de yoktu. 2017’deki festivalde saat 9 buçukta kahvaltıya kalkıp, gece saat 4’te yattığımı bilirim. Ne zaman “gel, iş var” derlerse gitmek durumundasınız. Dinlenme süremizi onlar belirlemiş oluyor. Bazen dinlenme de olmuyor zaten. 7-8 kişilik gruplar halinde çalışıyorduk runnerlar olarak. Kendi aramızda dayanışma yaparak, çok çalışanları kenara çekiyorduk.

Ücret almamanın karşılığı da oradaki konser(ler)i dinlemek, bazen sahneye kadar gidip sanatçıyı görebilmek yalnızca. İş varsa buna da izin verilmez tabi. Kapıda, alanda çalışanlar, konser de dinlemiyorlardı. Ve tabi bir de, günde 3 öğün yemek ve hatta yatarken küçük kumanyalar. Şikayet etmeyeceğim tek konu yemek olabilir. Son gün çalışanlara özel “after party”de de bira ücretsiz oluyordu. Yaptığımız ağır işin karşılığı bunlardı diyebilirim.

Bu arada biz kendi getirdiğimiz çadırlarda kalıyorduk. Üst rütbeli yöneticiler yakınlardaki otellerde konaklıyorlardı. Festivallerde bazen haliyle içeriye bazı maddeler alınmıyor. İlaç reçeteliyse alınıyor. Kesici alet, parfüm, roll on ve tabi ki uyuşturucu madde içeri alınmıyor.

İşin hazırlık boyutu denince ciddi bir iş yükünden söz ediyoruz. Bu çalışma alanı sahne kurulum, teknik işler gibi birçok öğeyi barındırıyor. İş güvenliği açısından durum nedir? Çünkü görünenin aksine kaza riski yüksek bir iş yoğunluğundan söz ediyoruz gibi.

Kaza riski tabi ki var ancak benim gördüğüm bir örneği olmadı. Birebir tehdite şahit oldum yalnız. Pazar günü festival bitti. Pazartesi günü hepimiz dağılıp, evlerimize dönmeyi bekliyorduk. Eve dönmeden önce küçük bir kutlama yapılacağı söylendi. Umut Kuzey’in karavan gibi ofis olarak kullandığı bir yeri var, oradan çıkan yetkili birinin, biz kutlamayı beklerken, “Hemen gönüllü ekibini toplayın, bütün bu alan temizleniyor. Yoksa ne mangalı yaparım ne de otobüsleri gönderirim. Otobüsleri boş gönderirim, gerekirse kendileri gitsinler” diye tehdit ettiğini bizzat duydum. Zaten o günden sonra da ben tamamen cephe aldım.

Kuşadası’nda bu yıl gerçekleşen festivalde, yine runner olarak çalışan birine, çalıştığı esnada kaçak nedeniyle elektrik çarptığını ve çalışanı 2-3 metre savurduğunu, söz konusu kişinin ellerinin bir süre sargıda kaldığını da, yine orada çalışan başka bir görevli arkadaştan öğrendik.

Senin yaşadıkların ve sahne arkasında yaşanan sömürü ile tüm diğer yaşananlar pek gündeme gelmiyor. Sence bu neden?

Büyük bir kâr söz konusu çünkü. İnsanlar da yaşadıklarını anlatmaya çekinince, bazı şeyler böyle örtülü kalıyor malesef.

‘KÂR ETMESELER MİLYON BEACH KİLYOS NASIL ALINSIN?’

Festivaller Türkiye'de bir pazara dönüşmüş durumda. Ciddi bir para dönüyor bu alanda. Senin bulunduğun yerden tablo nasıl görünüyor, bunu biraz bize anlatır mısın?

Az çok işin içinde olduğum için şöyle bir bakıp hesap yapınca her şey ortaya çıkıyor aslında. Mesela 2018’deki festivalde, içeriden bir arkadaşımın dediğine göre, 100 bin bilet kesilmiş. Bunun içinde kamp kombinesi de var, günlük giriş de var. Hesaplamayı siz yapın. Ortalama bir rakam belirleyin ve bunu 100 binle çarpın. 100 liradan hesaplarsak, 10 milyon lira yapar. Bunun içinde sponsorluk sözleşmeleri, başka ekstralar da var. Bu alan koca bir sektör yani. Epey büyük bir kâr söz konusu. Zaten kâr etmeseler, Milyon Beach Kilyos’u nasıl alsınlar? Ankara’da devasa bir konser alanı satın aldılar. Milyon TV diye televizyon kanalı kurdular. Bunun Acun Ilıcalı’nın yaptığından ne farkı kaldı?

2017 ya da 2018’de çalıştığım festivallerden birinde, kulis için markete içki alınmaya gidilmişti. Gelen masraf, şu anda net hatırlayamıyorum ama yaklaşık 28 ya da 38 bin liraydı. Umut Kuzey, “benim ocağıma incir ağacı diktiniz” demişti. Harcamanın da yorumlanması lazım ama kazanılanların yanında bunlar devede kulak kalıyor.

Ayrıca sormak lazım, bu kadar yüksek katılım ve kârın vergileri nerede? Milyonlarca liralık gelirin vergisinin belgelenmiş olması da gerekir. Bu artık kamuoyunu ilgilendiren bir konu.

Peki bir de işin müzisyenlerle ilgili boyutu var. Konuşmamızın başında söz ettiğimiz yazıların ardından tartışmada öne çıkan taraflarından biri de müzisyenler, bu festivallere katılan gruplar. Yine senin bulunduğun yerden organizatör ve müzisyenlerin ilişkisini değerlendirir misin? İşin "mutfağında" yer alan emekçiler olarak müzisyenlerle ilişkiniz nasıldı?

Müzisyenlerin bir kısmı kesinlikle çalışanlarla birebir muhatap olmak istemezler. Özellikle “headliner” denilen üst kademe olarak adlandırabileceklerimizin bazıları öyledir. Bu kesin bir şekilde de dile getirilir. Hatta bazen çalışanlar sahneden çıkarılıyor. Araya o denli bir mesafe konuyor. Ama tabi iş halkla buluşmaya gelince, “benim güzel İzmirim, benim güzel Zeytinlim, arkadaşlar hoş geldiniz” oluyor. Onun dışında birebir olarak çalışanı bağrına basan sanatçılar da var tabi. Birgün’den Anıl Aba, Can Gox’u alt grup olarak nitelendirmiş mesela ama birebir tanıdığım için belki de, festivalde headliner olabilecek isimlerden biridir. Çalışanlara karşı da iyidir. Öte yandan egosunu yakalayamayacağınız müzisyenler de var. Kulise garip istekleri olanlar var örneğin. Bir sanatçı, daha önce kışın yapılan festivallerden birinde, buz istediği için arkadaşım epey uzun bir yol kat ederek 2 torba buz alıp getirmişti. Ancak sanatçı bunu beğenmeyip geri yollattı. Ego derken bahsetmeye çalıştığım bu işte.

2018’de Selçuk Pamucak’ta da “Rock’N Burger” festivali yapıldı. Oranın organizatörlerinden biriyle konuşma fırsatım oldu. Organizatörün dediği kadarıyla, kendisi Manga’yı getirtmek istemiş, Manga ise Milyon Fest’te çaldığı için başka yerde çalamayacağını söylemiş. Aslında, “sizde çalarsam, Milyon Fest’te çalamam” demişler. Mobing yok diye sosyal medyada paylaşıyorlar ya, bu da bir tür müzisyen mobingi sayılabilir aslında. Bir de sanatçıyı kim daha az fiyatla getirirse onun üzerinden sanatçı geliyor. Orda da apayrı bir Pazar var.

Festivallerin son günlerde sosyal medyada konuşulur olmasına nasıl bakıyorsun?

Birgün’de Anıl Aba’nın yazısında katıldığım ve katılmadığım kısımlar var. Bazı yerler çok saldırgan ve gerekliydi tabi. Serkan Fidan’ın yazısı ise tamamen gereksiz. Bana göre festivallerinin kötü bir şekilde anılmasını istemedikleri için, bastırmak istediler. Yanlış anlaşılmasın, Milyon Fest Anadolu’nun her yerinde yapılan güzel bir festival aslında. Ama işin iç yüzü böyle olmasa... Bilet fiyatları, çalışanlara yapılanlar ortada. Buradaki haksızlıklara karşı kesinlikle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Serkan Fidan’ın, Anıl Aba’nın yazısını okuyunca keyfi kaçmış. Keşke ben hastalandığımda da keyifleri kaçsaydı. Ya da en azından beni hastaneye götürebilselerdi. Ben o haldeyken bir arkadaşımın vasıtasıyla bütün yöneticileri aradım ama kimse telefonunu açmadı.

Bir de sosyal medyada Umut Kuzey için büyük destek var deniyor. Destekçilerinin yazdıklarına bakın, hep aynı şeylerin söylendiğini göreceksiniz. Örneğin destekleyenlerden Emre Aydın, en son ne zaman albüm çıkardı? Zakkum grubu önceleri rock yapıyordu, sonra popüler müziğe döndüler. Onları kim tanıttı? Milyon Yapım tabi.

Anıl Aba’nın yazısında Umut Kuzey’e “atanamamış rock star” denilmiş, kesinlikle doğru bence. Konuşurken bile detone oluyor. Ve bu adam şarkı söylüyor. Çünkü Milyon Yapım reklamını çok iyi yapıyor.

AYNI SANATÇILAR, DAHA PAHALI BİLET

Sosyal medyada bir de festivallerin içeriği konuşuluyor aslında. Festivaller tabi ki güzeldir. İnsanları hayattan biraz olsun alıp, rahatlatabilmek, eğlendirmektir amacı. Zeytinli Rock Festivali de, 2014’ten önce bunun yegâne örneğiydi. 2014’ten öncesine kadar yabancı gruplar geliyordu. En son 2018’de geldi. 2009-2010 yıllarındaki festivaller de daha ucuzdu, hem bilet hem de içeride satışı yapılanlar açısından. Yine tanıdığım bir organizatörden duyduğum, 2018’de Slayer isimli grup çağırılmış ve grup 300 bin euro istemiş. Öte yandan çok önemli yabancı gruplar ülkeye de geldi ve bunlar Manowar gibi gerçekten ünlü gruplar. Yani bu sektörden epey bir kâr ediliyor.

Umut Kuzey Zeytinli için “o festival benim amiral gemim ve sadece milli bir festival olacak” diyordu. Birebir olarak konuşmuştum kendisiyle, yurt dışındaki festivallerden örnekler vermiştim, “asla yabancı bir grup gelmeyecek” demişti. Bana göre tamamen saçmalık. Sonuç olarak, bütün gruplar devir daim şekilde devam ediyor şu anda. Zeytinli’de çıkan gruplara bakarsanız, çıkan sanatçıların neredeyse birbirinin aynı olduğunu göreceksiniz. Aslında o anlamda da festivallerin içi boşaltıldı. Aynı sanatçılar, aynı bira, aynı yemek ama daha fazla sayıda ve daha pahalı bilet. Neden bu fiyatlara mecbur olalım? Meselenin bir de böyle bir yanı var bence.

KONU TARTIŞILMAYA BAŞLANINCA ÇALIŞANLAR TEPKİ GÖSTERDİ

Festivallerde çalışan arkadaşımız, sosyal medyadan konunun tartışılmaya başlanmasının ardından ortak WhatsApp grubunda Umut Kuzey’in “karalama kampanyasına karşı birlik olmaya” çağıran bir mesaj yayımladığını da söylüyor. Mesajın ardındansa gruptaki pek çok kişinin kendi arasında konuyu tartıştıklarını, bazılarının da gruptan ayrıldığını belirtiyor.

KATILIMCILAR DA ŞİKAYETÇİ

Konuştuğumuz festival katılımcıları da sömürüyü doğrulayıp, katılımcılar açısında da benzer bir tablo olduğuna işaret ediyorlar. Kamp alanına çadır kurulduğunda dışarıdan kesinlikle su dahil yiyecek-içecek götürülemediğini ve içeride satılanlara bağımlı olunduğunu söylüyorlar. Ayrıca örneğin 2019 Kuşadası’nda kullanılan ve alış-verişler için hazırlanan “MilyonBank” kart dışında alanda bir şey de kullanılamadığını, klübelerden karta para yükleyip ancak o şekilde alış-veriş yapılabildiğini ve kart kaybolduğunda hiçbir şey yapılamadığını anlatıyorlar.