İşyerinde güvencesiz ve esnek çalışma, evde bitmeyen işler: Kadınlar neden işsiz?

BETAM’ın geçtiğimiz günlerde yayımladığı rapora göre kadın işsizliğinin nedenleri arasındaki en büyük payı esnek ve güvencesiz işlerde çalıştırılma alırken, kadınların üzerine yıkılan ev içi sorumluluklar ikinci sırayı alıyor. Daha önce çalışmış olmasına rağmen, işgücünün dışına itilen kadınların iş aramama nedeni ise çok yüksek oranda kadının ev içi sorumlulukları ve kadına biçilen toplumsal rol. Raporun sonuç kısmında eğitimin istihdam sürekliliği açısından önemi vurgulanıyor ancak işçilerin istihdama hangi kalifikasyonda katılacağı, tüm işçiler için olduğu gibi işçi kadınlar için de sermaye düzeninin ihtiyaçlarına ve belirlediği kurallara bağlı olduğu gözden kaçırılıyor.
Neslihan Şen
Cuma, 12 Ekim 2018 08:52

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nden (BETAM) Gökçe Uysal ve Yazgı Genç’in 2016 yılı TÜİK Hanehalkı İşgücü (HİA) Anketi verilerine göre hazırladıkları “Hangi kadınlar işgücü piyasasından çıkıyor?” isimli araştırma raporu 5 Ekim 2018 tarihinde yayımlandı. Çalışmanın ana ekseni kadınların işgücünün bir parçası olmalarını zorlaştıran etkenler olarak belirtiliyor.

Kadınların işgücüne katılım oranı TÜİK 2017 HİA anketi verilerine göre yüzde 33,6 olarak gözüküyor. Bu oran erkeklerde ise yüzde 72,5. Yine TÜİK verilerine göre, 2006 yılından bu yana kadın istihdam oranı 10 puan artmış gözükmesine rağmen 20 milyon civarındaki kadın istihdam dışında kalmaya devam ediyor.

Rapor için odaklanılan kesim, işgücüne dahil olup çeşitli nedenlerle dışında kalan 15-44 yaş aralığındaki genç kadın nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan, daha önce en az bir işte çalışmış kadınlar. İşgücüne yakın kesim olarak tarif edilen bu kesimden, yaklaşık yüzde 10’luk bir kısmı oluşturan öğrenci, emekli ve engelli olması sebebi ile istihdam dışı kalanlar ayrı tutulmuş.

Kadın işsizliğinin altında yatan sebepleri mikro ölçekte incelemeye alan raporun sonuçlarına göre kadınlar, yüzde 36,9 ile en büyük oranla, geçici işin bitmesi sonucu yani esnek ve güvencesiz işlerde çalıştırılmalarının sonucunda işsiz kalıyorlar. Diğer yandan çocuk ve yaşlı bakımı, ev içi sorumlulukları ile bununla paralel olarak kadına biçilen toplumsal rol sebebi ile işsizlik toplamda yüzde 27,9 ile ikinci sırayı alıyor. “İşinden memnun değildi” cevabını veren kadınların oranı ise 12,4. Taciz, ağır çalışma koşulları ve mobbing gibi baskıya maruz kalan kadınlar, muhtemelen bu oranın altında gizleniyor.

KADINLAR EVDE OTURUP İŞ ARAMIYORLAR MI? 

Raporda belirtilene göre kadınların iş aramama nedenlerine bakıldığında kadına biçilen toplumsal rolün belirleyici olduğu söylenebilir. Ev kadını olduğu gerekçesi ile iş aramayan kadınların oranı yüzde 61,8 iken, işsiz kadınlar arasında ailevi ve kişisel sebeplerle çalışmamak yüzde 20 orana sahip.

Buna göre, ev işleri, yaşlı ve çocuk bakımı ile kadının üzerinde tanımlanan işler sonucunda ürettiği emek karşılıksız kalırken, aynı rol kadınların toplumsal işgücünün parçası olmasının önünde de en büyük engel olarak gözüküyor. Yaşlı ve çocuk bakımının kamusal bir hizmet alanına dönüşmediği, ev içi emeğin sosyal ve ekonomik olanaklar yaratılarak asgariye indirilmediği ve hanehalkı tarafından adil olarak bölüştürülmediği koşulların sürekliliği, pek çok konuda olduğu gibi kadının çalışma hayatına eşit katılımı önünde de yapısal bir engel oluşturuyor.

EĞİTİM SEVİYESİ KADIN İŞSİZLİĞİNİ ETKİLİYOR MU?

Raporda incelenen verilere göre, işgücünün bir parçası olan kadınlar içerisinde okur yazar olup lise altı eğitimli kadınların oranı yüzde 42,8 ile en yüksek iken, işgücüne yakın olarak belirtilen işsiz genç kadınlar içerisinde aynı oran yüzde 61,8’i buluyor. Eğitim düzeyleri üzerinden yapılan karşılaştırmada, çalışan kadınlar arasında yüksek öğrenim görmüş kadınların oranı yüzde 34,2’yi bulurken, işsiz kadınlar arasında bu oran yüzde 10,9.

Bu verilere göre, raporun sonuç kısmında eğitimin istihdam sürekliliği açısından önemi vurgulanıyor. Oysa işçilerin istihdama hangi kalifikasyonda katılacağı, tüm işçiler için olduğu gibi işçi kadınlar için de sermaye düzeninin ihtiyaçlarına ve belirlediği kurallara bağlıdır. İşçi kadının ne kadar eğitim alabileceği kişisel tercihi değildir. Üstelik kadınların eğitime bir hak olarak erişiminde cinsiyete dayalı da bir eşitsizlik vardır. Bu eşitsizlik sermaye düzeninin bugünkü ihtiyaçlarıyla uyumu sebebi ile korunurken, başka ihtiyaçlar baş gösterdiğinde değişebilecektir. Bu değişim ancak düzenin temel motivasyonu olan patronların işine gelecek ise gerçekleşebilir. Düzen değişikliği olmadığı koşullarda, bir istatistik verisi olarak, işçi sınıfından kadınların ortalama eğitim düzeylerinin yükselmesi, işsizlik tehdidinin, yoğun sömürü koşullarının ve işçilerin maruz kaldığı türlü adaletsizliklerin sona erdiğinin göstergesi olmayacaktır.

Esnek, ucuz ve güvencesiz çalışma koşullarının dayatıldığı işçi kadınlar aynı anda kendisine biçilen toplumsal rolle kuşatılmayı sürdürüyor. Kadının, toplumsal rol gereği üzerine düşen ev ve aile içi sorumlulukları sebebiyle oluşan emeği yok sayılmakla kalmıyor, bu durumun kendisi aynı zamanda sermaye açısından kadına hak görülen çalışma koşullarının zeminini meşrulaştırıyor.