Göçmen işçiler: Savaştan kaçıp geldikleri Türkiye'de çalışırken yaşamını yitirenler

Bugün Dünya Göçmenler Günü. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından hazırlanan rapora göre Türkiye’de bu yıl en az 108 göçmen/mülteci işçi iş cinayetlerinde öldü. Ancak sigortasız, kayıtsız çalışmanın yüzde 99’larda olduğu düşünüldüğünde bu sayının gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıtttığı tahmin ediliyor.
Haber Merkezi
Salı, 18 Aralık 2018 12:55

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), Dünya Göçmenler Günü dolayısıyla Türkiye’de çalışan göçmen/mülteci işçilerle ilgili bir rapor yayımladı. Türkiye işçi sınıfının bir parçası olan göçmen/mülteci işçilerin iş cinayetlerinde ölüm oranlarında büyük artış yaşandığına dikkat çekilen raporda, 2018 yılında 18 Aralık itibarıyla iş cinayetine kurban giden göçmen/mülteci sayısının 108 olarak tespit edildiği belirtildi.

Raporda bu ölümlerin yüzde 14’ünün İstanbul’da çalışan hekimlerden öğrenildiği, ölümlerin hiçbirinin basına ve sosyal medyaya yansımadığına işaret edilerek “Yani bildiğimizin çok çok üstünde göçmen/mülteci işçi cinayetleri yaşanıyor” denildi.

Göçmen/mülteci ölümlerindeki yıllara göre artış raporda şöyle yer aldı:

“2013 yılında 22 göçmen/mülteci işçi,

2014 yılında 53 göçmen/mülteci işçi,

2015 yılında 67 göçmen/mülteci işçi,

2016 yılında 96 göçmen/mülteci işçi,

2017 yılında 88 göçmen/mülteci işçi,

2018 yılında 108 göçmen/mülteci işçi yaşamını yitirdi.”

Raporda yıllara göre tüm iş cinayetleri içinde bakıldığında da göçmen/mülteci işçilerin ölümünün oransal olarak arttığı vurgulandı:

“2013 yılında yüzde 2, 

2014 yılında yüzde 3, 

2015 yılında yüzde 4, 

2016 yılında yüzde 5, 

2017 yılında yüzde 4,

2018 yılında yüzde 6.”

İSİG Meclisi “Bildiğimizin çok çok üstünde göçmen/mülteci işçi cinayetleri yaşandığı tespitimizden hareketle bu oranın yüzde 10’a doğru yaklaştığını düşünüyoruz” dedi.

GÖÇMEN/MÜLTECİ İŞÇİ KAVRAMI BİRLEŞİK BİR OLGU

Göçmen/mülteci işçi kavramını birleşik bir olgu olarak kullandığını belirten İSİG Meclisi, bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü emek hareketinin kullandığı geleneksel olgu ‘göçmen işçi’ iken günümüz Türkiye’sinde bu durumun temel belirleyeni savaşlar sonucu gerçekleşen ‘mültecilik’tir. Bu anlamda tek başına göçmen işçi ya da mülteci işçi olgularının eksik kalacağını düşünüyoruz.”

SAVAŞLARIN DEVAM ETTİĞİ ÜLKELERDEN GELDİLER

2018 yılında iş cinayetlerinde ölen göçmen/mülteci işçilerin geldikleri ülkelerde ilk iki sırada savaşların devam ettiği Suriye ve Afganistan’ın bulunduğu belirtilen raporda “Irak’ı da eklediğimizde iş cinayetlerinde ölen göçmen/mülteci işçilerin dörtte üçünün savaşların devam ettiği ülkelerden geldiğini görüyoruz” denildi.

Rapora göre 2018’de ölen 108 işçinin geldikleri ülkelere göre dağılımı şöyle:

48 işçi Suriyeli; 28 işçi Afganistanlı; 5 işçi Azerbaycanlı; 4’er işçi Iraklı, Pakistanlı ve Türkmenistanlı; 2’şer işçi Gürcistanlı, İranlı, Rusyalı ve Ukraynalı; 1’er işçi ise Hindistanlı, Kırgızistanlı, Macaristanlı, Nijeryalı, Özbekistanlı, Tacikistanlı ve Zimbabveli...

AFGAN İŞÇİLERİN SAYISINDA ARTIŞ

Geçen yıllarda ölümlerin yüzde 60’tan fazlasını Suriyeliler oluştururken bu yıl yüzde 44’ünün Suriyeli olduğu görülürken, bunun nedeninin Afganistan’dan gelen işçilerin sayısında ve ölümündeki hızlı artış olduğuna dikkat çekildi: "2018 yılı başında 1 milyon Afganistanlının doğu sınırlarımızdan ülkemize giriş yaptığı ve Erzurum otogarındaki yolculuk haberleri basına yansımıştı. İşte bu işçiler şimdi ülkemizin dört bir yanında Türkiye işçi sınıfına dâhil oldular, en kötü koşullarda çalışıyorlar.”

SÖMÜRÜNÜN BOYUTLARI

Raporda çalıştıkları işkollarına göre bakıldığında göçmen/mülteci iş cinayetlerinin 35’inin inşaat/yol, 34’ünün tarım/orman, 7’sinin belediye/genel işler, 5’inin gıda, 5’inin kimya, 3’ünün madencilik, 3’ünün tekstil, 3’ünün metal, 3’ünün taşımacılık, 3’ünün gemi, 3’ünün konaklama/eğlence, 2’sinün enerji, 1’inin ticaret ve 1’inin de belirlenemeyen bir işkolunda gerçekleştiği ifade edildi.

Kriz koşullarında patronlar açısından göçmen/mülteci işçilerin, düşük ücretle güvencesiz şekilde çalıştırılabilecek emekçiler olarak her zamankinden daha da önem kazandığına işaret edilen raporda şu ifadelere yer verildi:

ANGARYA VE ŞİDDET

Günde 16 saati bulan uzun çalışma süreleri, angarya ve sözlü fiziksel şiddet, havalandırmasız ve ışıksız ortamda koruyucu ekipmanlar olmaksızın işbaşı yaptırma, asgari ücretin altındaki ücretlerle sigorta ve sosyal güvenlik kapsamı dışında çalıştırma, sendikalaşma veya iş yavaşlatma gibi hakkını arama halinde keyfi şekilde işten çıkartabilme, başta devlet olmak üzere kimsenin hesap sormaması tam da patronların aradığı çalıştırma koşullarıdır.

İktidar sözcüleri Türkiye’ye gelen göçmen/mülteci işçilerle ilgili ‘Açık işlerde, Türkiyeli işçilerin çalışmadığı işlerde işçi açığını gideriyorlar’ açıklamalarıyla, patronların sözcülüğünün yanı sıra, memleketin işgücü piyasasına da nasıl baktıklarını ortaya koymaktadırlar. ‘İşçi açığı’ olarak dile getirdikleri durum, ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasına, İş Kanunu’na ve ilgili mevzuata aykırı olarak çalıştırmanın eşanlamlısı haline gelmiştir.

Maden, tarım, inşaat, tekstil; merdiven altı tezgâhlarda ve fason üretim yapılan işyerlerinde göçmen/mülteci işçiler Türkiye’de işgücü piyasasında kayıtdışı işçiler olarak enformel şekilde eklemlenmektedir. Patronlar, işçiler arasında etnik ve mezhepsel düşmanlığı körükleyerek göçmen/mülteci işçileri diğer işçilere karşı ücret artışlarını baskılamada ve yevmiyeleri düşürmede bir araç gibi görmektedirler.”

'EMEK REZERVİ OLARAK GÖRÜLÜYORLAR'

Göçmen/mülteci işçilerin emek rezervi olarak görülerek sonuna kadar sömürüldüğü vurgulanan raporda “Bugün Türkiye’nin pek çok ilinde kayıtlı ve kayıtdışı göçmen/mülteci işçi, ekonomik ve sosyolojik açıdan dezavantajlı pozisyonda yaşam kavgası vermektedir. Karadeniz’de fındık ve çay üretiminin yapıldığı illerde Gürcistanlı işçiler; İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyükşehirlerde gıda, tekstil, inşaat ve belediyelerde Suriyeli, Afganistanlı ve Orta Asyalı işçiler; ve yine ülkemizin dört bir yanında başta inşaat ve tarım olmak üzere hemen her işkoluna yayılan alanlarda göçmen/mülteci işçiler çalışmaktadır. Bazı illerde göçmen/mülteci işçiler milliyetçi provokasyonlara açık haldedir” denildi.

KADIN VE ÇOCUKLAR

Suriyeli göçmen/mülteci kadın ve çocuklar işgücü piyasasındaki en güvencesiz ve sömürüye açık kesim olduğuna dikkat çekilen raporda “Türkiyeli erkek işçilerin yüzde 46’sı, kadın işçilerin yaklaşık yüzde 63’ü sigortasız çalıştığını belirtirken, Suriyeli erkek işçilerin yüzde 99’u, Suriyeli kadın işçilerinse tamamının sigortasız çalıştırıldığı belirtilmektedir. Suriyeli çocukların çalışma yaşı ise 6’ya kadar düşmektedir.” denildi.

DİRENİŞ ÖRNEKLERİ VE ORTAK MÜCADELE

Suriyeli işçiler üzerine yapılan araştırmaların Afganistanlı işçiler başta olmak üzere diğer ülkelerden gelen işçiler için de yoğunlaştırılması gerektiği ifade edilen raporda, son olarak Aliağa Petkim Star Rafinerisi’nde çalışan Hindistanlı işçilerin verilen yemeklere tepki göstererek “beslenme hakkı” direnişleriyle gündeme geldiği, yine Torbalı'da çalışan Türkiyeli ve Suriyeli tarım işçilerinin yevmiyelerin artırılması için kurdukları birlik ve iş bırakmanın kısmi zam getirdiği örneklerine yer verildi.

Raporda “Bu örneklerin çoğaltılması dileğimizle en başta söylediklerimizle raporumuzu bitirelim: Göçmen/mülteci işçiler Türkiye işçi sınıfının bir parçasıdır. Ortak mücadele ortak örgütlenme!” denildi.