CarrefourSA'da sömürünün sonu yok: İş baskısı, angarya, izin ve mola ihlali...

CarrefourSA işçilerine bir dokunduk, bin "ah" işittik... Geçen hafta yayımladığımız söyleşimizden sonra, Türkiye'nin dört bir yanındaki CarrefourSA işçilerinden çeşitli iletiler geldi. CarrefourSA emekçilerinin soL'a anlattıkları hakkında "fazlası var, eksiği yok" diyen işçiler, kendi başlarına gelen sömürüye maruz kalma deneyimlerini anlatmak istediler. Ve bir CarrefourSA söyleşisi daha çıktı ortaya... İşte emekçilerin anlattıkları...
Ahmet Çınar
Salı, 26 Eylül 2017 13:29

CarrefourSA işçilerine bir dokunduk, bin "ah" işittik...

Geçen hafta yayımladığımız söyleşimizden sonra, Türkiye'nin dört bir yanındaki CarrefourSA işçilerinden çeşitli iletiler geldi. CarrefourSA emekçilerinin soL'a anlattıkları hakkında "fazlası var, eksiği yok" diyen işçiler, kendi başlarına gelen sömürüye maruz kalma deneyimlerini anlatmak istediler.

Ve bir CarrefourSA söyleşisi daha çıktı ortaya... 

Yoğun iş baskısı, mola ve izin ihlalleri, angaryalar... Kısacası sömürü, sömürü, sömürü... 

Geçen hafta yayımladığımız "Sömürü için ne lazımsa: CarrefourSA" başlıklı söyleşimizin ikinci bölümünü paylaşıyoruz sizlerle... 

CarrefourSA emekçisisiniz. Hangi pozisyonlarda, ne kadar süreyle çalıştınız?

İki buçuk yıl CarrefourSA'da çalıştım. Önce mini mağazada, mağaza görevlisi, ardından yine mini mağazada mağaza müdür yardımcısı oldum.

"HIRSIZ GÖZÜYLE BAKILIYORDU ÇALIŞANLARA"

Ne gibi olumsuz ya da onur kırıcı, emekçi düşmanı uygulamalarla karşılaştınız?

Zaten bir mağazada çalışıyorsanız potansiyel hırsız gözüyle bakılıyorsunuz. Envanter açıkları, tutanak tutma tehditleriyle mağazada çalışan yöneticilere kilitleniyor. Ben bizaat kendim gördüm, şahit oldum. Zorla senet imzalattırılarak, işten kendi isteğiyle çıkmış gibi gösterilen çalışanlar oldu. Tazminat ödememek için bu yollara çok sık başvurulur. Sizden sadece beklenen, verilen işi zamanında yapmanızdır ama üç kişinin yapacağı iş tek kişiden beklenir. Bir kişinin tanımlı işi, ne yazık ki üç kişinin üstesinden gelebileceği bir iştir. Böyle bir yoğun çalışma baskısıyla da sık sık karşılaşıyorduk. 

Peki bu ve benzeri sorunları çözmek için işveren temsilcileriyle konuşma yoluna gittiniz mi, derdinizi anlattınız mı yani?

Kesinlikle "şöyle bir sorunum var" diyemezsiniz, çünkü "şikayet etti" gibi algılanır, bunun neticesinde yine kötü olan siz olursunuz.

Başka ne tür baskılarla karşılaştınız?

İki haftada bir yapılması mecburi olan bir ton sayımı, mağazada hangi yönetici kalmışsa ona yaptırırlar. Bu arada kasa ve müşteri yoğunluğu da cabası. İş yoğundur, personel azdır. Çünkü patronlar bilirler ki, birden fazla kişinin yapması gereken işi, nasıl olsa baskıyla bir kişi de yapabilecektir. Mağaza kapanmadan bir sürü sigarayı, üst fiyat segmentindeki içkileri, yani rakı, viski, cin, tonik vesaireyi, bebek mamalarını, jiletleri, gazete ve dergileri tek tek saymak zorundasınız. Ertesi gün bir tane bile sigara ya da değerli içki eksik çıktığında "acaba kim çaldı" muhabbeti olur. Sigara ve içkiler kasa arkasında olduğu için, hiçbir suçu, günahı olmayan kasiyerler doğrudan suçlanırlar, zan altında bırakılır mağaza müdürü tarafından. Halbuki tamamen ekmek parası derdinde olan ve evini geçindirmek zorunda olan kasiyerin, hiç suçu olmadığı gibi hakkındaki suçlamalardan da haberi yoktur.

"UZUN ÇALIŞMA SAATLERİ YILDIRDI"

Çalışma saatleri konusunda ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

Mağazanın müşteriye kapanma saati 22.00'dir ama işçilerin ve yöneticilerin çıkışı 22.30'u ve hatta daha ileri saatleri bulabilir. Bunun nedeni de "kasa hesabını yapılmadan çıkamazsınız" yasağıdır. Yani biz mağazanın kapandığı saatte çıkamazdık hiç iş yerinden. Bitmeyen çalışma saatlerinden yılmıştık. Denetimden düşük puan alınınca fatura yine yöneticilere kesilir. Hatta işten çıkarmakla bile tehdit ederler. Hele ki bu kişiler uzun zamandır çalışıyorsa, vay haline.

"15 SAATİ BULUYORDU BAZEN ÇALIŞMAMIZ"

İzinler konusunda yaşanan olumsuz örnekler var mıydı?

Zaten mağaza çalışma saatlerine asla uyulmuyor, kapanış saatinden daha geç saatlere kadar kalmak zorunda bırakılıyorduk, bunu dışında ayrıca "yeterli eleman yok" deyip izinde olan kişinin yerine çalışmamız isteniyordu. Yani izinde olan kişinin yerine kalan personel, sabah 07.00'de mağazayı açıp 22.00'de kapatır. Yani 15 saatlik bir çalışma! Ve bunun üstüne bir de sabah tekrar işe gelmeniz istenir.

Peki bu yoğun ve insanlık dışı çalışma koşullarına itiraz etmiyor muydunuz?

"Mağaza cirosuna göre eleman veriyoruz" saçmalığı var. Mağaza ne kadar yüksek ciro yaparsa, o kadar çok eleman veriyorlarmış. Bu saçmalığa kimse inanmadığı gibi itiraz da edemiyorduk. Sabah 07.00'de gelen kişi asla 16.00'da çıkamaz. "İş var" bahanesiyle tutabildikleri kadar tutmanın peşindedirler.

Sendika? Sendikanın bir yararı olmuyor muydu böyle durumlarda?

Sendika asla işçiden yana değildir. Biz hiçbir yararını görmedik açıkçası...

"HER TÜRLÜ ANGARYAYLA KARŞILAŞTIK"

Bunlar dışında ne gibi angaryalarla karşılaşıyordunuz peki?

Sabah sabah bir sürü iş yükü yetmezmiş gibi, sizden bir de fırında kek, börek, poğaça pişirmenizi isterler. Mağazada üç kişi var zaten, bu işleri hangi arada yapacaksa! Banka parasıydı, muhasebeydi derken kahvaltı yapmak zaten büyük bir lüks olur sizin için. Mağaza müdürü oturur iş yapmaz, sadece emreder, "iş bitmeden yemeğe çıkmak yok" diye. Saat zaten 15.00 olmuştur. Öğle yemeği yemek hayal olmuştur. Gelen sevkiyatı dağıtmak, boşalan dolapları doldurmak zorundasınız. Yoksa bölge müdürü gelir, dövmekten beter edip işi hakaret boyutuna getirir. Bölge müdürü sadece "iş" der durur. "Bir şikayetin var mı" diye asla soran olmaz.


İşçiler soL'a konuşuyor: