25 Haftadır direnen Makro işçileri anlatıyor: Biz çarkı döndürmezsek gemi yürümez

Samsun Makro Market’ten tazminat hakları gaspedilerek, hukuksuzca işten çıkarılan işçiler, direnişlerinin 25. haftasında soL'un sorularına yanıtladı.
soL-Samsun
Çarşamba, 23 Ocak 2019 20:50

Samsun Makro Market’ten 31 Temmuz tarihinde işten çıkarılan ve tazminatları da dahil hiçbir hakları ödenmedeyen işçiler, gaspedilen hakları için 25 haftadır direnmeye devam ediyor.

Makro Market, önce "kriz" gerekçesiyle konkordato ilan etmiş, ardından marketleri parça parça satmaya başlamıştı. Bu süreçte kapatılan marketlerde yüzlerce Makro Market işçisi işşiz kalırken, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Samsun Makro Market’in işten çıkardığı işçiler de hakları için mücadelelerini sürdürüyor.

Patronların "aynı gemideyiz" masallarına "çarkı işçiler döndürmezse o gemi yürümez" cevabını veren Makro işçileri, soL'un sorularını yanıtladı.

Makro patronları da krizi bahane eden birçok patron gibi faturayı işçilerin sırtına yıkarak Türkiye genelinde 6 bin 500, Samsun’da ise 380 işçiyi tazminatlarını gasp ederek 6 ay önce kapı önüne koydu. O günden bu yana gasp edilen haklarınız için 25 haftadır kararlılıkla direniyorsunuz. Bu süreçte Makro’nun yerine gelen Taze firması da Samsun’daki bütün mağazalarını kapatıp gidince işsiz kalan market işçilerinin sayısı 600’ü geçti. Taze firması neden kapatıp gitmek zorunda kaldı?

Ahmet Özeken: Samsun Makro markette 2010’dan bu yana eşimle birlikte çalışırken ikimiz de işsiz kaldık. Eşim, çocuğum ve hakkı gasp edilen tüm arkadaşlarım için direniyorum. Makro’dan sonra gelen Taze firmasıyla görüşüp “Bizim hakkımızı kim verecek?” diye sorduğumuzda “Çalışanların hakkı bende saklı kalacak, çalışmayanın hakkını Makro verecek” demişti. Madem böyle bir girişiminiz var,  tazminatımızı siz verin, sizinle çalışmaya devam edelim. Talebimizi reddedip biz olamadan da bu piyasada ekmek yiyebileceğini düşündü. Her iki firmanın da haklarımızdan sorumlu olduğunu bildiğimiz için ikisini de sıkıştırdık. Sonuçta nasıl hak arayacağımızı bilmezken, yavaş yavaş bilgi edinmeye başladık. Dört ay boyunca Taze firmasının bütün mağazalarının önünde her hafta eylem yaptık. Samsun kamuoyuna dedik ki “Bunlar bizim haklarımızı gasp etti, işsiz bıraktı.” Dört ay sonra Taze firması da mağazalarını boşaltamadan kaçıp gitti, zarar etti.

Hasan Kaya: Ben yaklaşık 11 yıl Makro markette çalıştım. Firmada çok büyük haksızlıklar yaşadık. Biz orada çalışırken de mağdurduk ama işsiz kalmayalım diye sesimiz çıkmıyordu. Mesailerimiz verilmedi, fazladan çalıştırıldık, şehir dışına gönderildik, büyük hak gasplarına uğradık. İşten çıkarılınca  haklarımızı nasıl alabileceğimizi öğrenmeye çalıştık. Sendikaların olduğunu, örgütlü hareket edersek kazanacağımıza inandık. Rahatsız olanlar, bizi yıldırmaya çalışsa da 25 haftadır bu eylemleri sürdürüyoruz. Çok yol kat ettik. Sesimizi duymayanlar duymaya başladı. Eninde sonunda bu haklarımızı alacağız.

'LÜKS CİPLERE BİNEN MİLLETVEKİLLERİ İŞSİZLİK MAAŞIYLA YETİNİN DİYOR'

Yıldıray Zeren: 2014’te işe girdim. Makro’dan dört yıllık alacağım var ama 8-10 yıllık emeği olan da var. Yapılan haksızlığa göz yumamadım. 380 arkadaşımın arasında evinde tenceresini kaynatamayan, çocuğuna harçlık veremeyenler vardı. İşsizlik maaşıyla yaşanır mı? Asgari ücret bile yetmezken bakanlar, milletvekilleri nasıl “İşsizlik maaşıyla yetinin” diyebiliyor, aklımız almıyor. Onlar lüks ciplere binerken, korumalarla gezerken, biz sokaklarda soğuk, kış, yağmur, çamur demeden direniyoruz. 

İşten çıkarıldıktan sonra neler yaşadınız?

Ahmet: Sudan çıkmış balık misali ne yapacağımızı şaşırdık. İş de bulamayınca kaderimize küsmek yerine alınacak hakkımızın peşine düştük. Hukuki süreç sonuçlanana dek bizim bütçemiz yeter mi? İşsiz, güçsüz, parasız herkes… Tamam, kazanılacak bir zafer var sonuçta ama direnişin ne zaman biteceği belli değil. Bütün bu olumsuzluklara rağmen yine de ilk günden beri umudumuzu hiç yitirmeden direndik. Makro’nun yerine gelen patronları yıldırdık. Biz olmazsak onların da olmayacağını gösterdik onlara. Sonuna kadar direnmeye devam edeceğiz.

11 Aralık’ta Ankara’da Makro Genel Merkezi önünde Samsun’daki bütün direnişçi işçilerle birlikte bir eylem yapıp Tez-Koop-İş yönetimi ve avukatlarıyla birlikte Makro patronlarıyla görüştünüz. Burada size ne söz verildi?

Hasan: Durumumuzu anlattık ama patron o kadar mağdur edebiyatı yaptı ki, neredeyse biz cebimizden para çıkarıp ona verecektik. Bizi susturmaya çalıştı. “Sen sus, siz her yere ulaşabiliyorsunuz, hakkınızı arayabiliyorsunuz” deyip bizi konuşturmadan kapı dışarı etmeye çalıştı. En son o görüşmede “Ay sonunda haklarınızı vereceğiz” dedi patron Şeref Songör… Tabii şerefi olanın sözünde durması gerekiyordu, durmadı, verdiği söz orada kaldı. Kendi taşınmaz mülklerini sattığı zaman tazminatları vereceğini söyledi ama herhangi bir satış faaliyeti içinde olmadığı için sendikanın avukatı bu kez patronla görüştü. “Size yardımcı olalım. Migros’un sendikacılığını da yapıyoruz. Sendika aracılığıyla satış işlemlerinizi yapalım, işçilerin de mağduriyeti giderelim” dedi ama patron “Bu işi sendikayla yürütmem” diyerek reddetti. Sorunu çözüme ulaştırma gibi bir niyeti yok.

'O ÇARKI İŞÇİLER DÖNDÜRMESE GEMİ YÜRÜMEZ'

Patronlar hep “aynı gemideyiz” diyor, kendinizi patronlarla aynı gemide hissediyor musunuz? İşçiler ne yapmalı?

Ahmet : Birleşeceğiz. Bugün bir çatı altında toplanamıyoruz belki ama sosyal medya üzerinden birlikte hareket edebiliyoruz. Gaddarlar, haysiyetsizler kadar namuslu, düzgün insanlar da var.  Patronlar birlikte hareket ediyor, işçilerin de birlik olması gerekiyor.

Hasan: İşçi kıyımlarının engellenmesi için işyerlerinde işçiler birlikte hareket etmeliler. İşçiler işten atıldığında fabrika şalterini indirmeleri, toplu grev yapmaları lazım… Patronlarla aynı gemide olamayız, çünkü onlar para babası. Aynı gemide yüzeceksek dümende işçilerin olması lazım. Dümeni çalıştıran alttaki çarkçıdır, o çarkı işçiler döndürmezse gemi yürümez. Biz de çalıştığımız firmanın çarkçısıydık, gemi yürüsün diye elimizden geleni yaptık ama patronun gemisi yüzmeye başlayınca kıyımlara başladı. O yüzden işçiler birlikte hareket etmeliler.

Yıldıray: Ezilen işçilerin birlik olması gerek. Sermayedarlar değil işçiler kazanacak.

Daha önce böyle bir mücadele deneyimi yaşamış mıydınız? Geçmişteki mesai arkadaşlarınızla ilişkilerinizde mücadele nasıl bir değişim yarattı? Hayata bakışınızda bir değişiklik oldu mu?

Hasan: Çalışırken hiçbir eyleme katılmadım doğrusu… Neden eylem yaptıklarını merak bile etmiyordum. Haksızlığa uğrayıp biz de eylem yapmaya başlayınca insanların niye eylem yapmak zorunda kaldığını anladım.  Çalışırken patrona yaranmak için işçi arkadaşını satmaya kalkanlar olabiliyordu. Eyleme başladığımızda da firmada halen çalışan bazı arkadaşlar “Biz de işimizden oluruz” diyerek eylem yapmamızı istemediler. Onlara “Susma, sustukça sıra sana gelecek” dedik. Onlar sustu, biz konuştuk. Onlar da işsiz kalınca bize katıldılar.

Yıldıray: Bazı arkadaşlarımız ekmeğini kaybetme korkusuyla çalışırken direnmedi. Çalışırken örgütlenseydik bugün bu duruma gelmezdik. Ama, yaşadıklarımızdan sonra birbirimize kenetlendik. Kazanırsak birlikte kazanacağız.

Ahmet: Böyle bir deneyim daha önce hiç yaşamamıştım. Pazar eylemlerine ilk başladığımızda 5-6 kişiydik, dik duran arkadaşlar sayesinde sayımız arttı. Aynı mağazada çalıştığımızda birbirimizi sevmezken, görmeye bile tahammül edemezken haklarımız gasp edilince kardeş olduk. Geçmişe kalem çekip yeni bir sayfa açtık. Şimdi tartışma şansımız yok hiçbir arkadaşla, çünkü bu direniş için birbirimize ihtiyacımız var. Sınıf kardeşliği duygusu ortaya çıktı. Tez Koop-İş Sendikası da üyesi olmamamıza rağmen maddi manevi yanımızda oldu. Bir de çalışırken üyesi olsaydık demek ki sırtımız yere gelmeyecekti.

Birkaç haftadır Bahar Makro önünde eylem yapmanızın nedeni nedir?

Ahmet: Samsun’da Makro’nun iki tane mülkiyetinden birisi o mağaza… O mağazanın satışından gelecek parayla tazminatınız ödenecek, denildi bize… Biz hak sahibiyiz. O yüzden, patronun mağaza içindeki demirbaşlarının taşınmasına izin vermiyoruz, hakkımızı alana kadar da vermeyeceğiz.

Türkiye’de aylardır birçok kentte farklı sektörlerden onlarca işçi direnişi devam ederken ve siz de dahil olmak üzere direnişçiler diğer kentlerdeki direnişleri eylemlerinde selamlarken siz de Makro işçilerini temsilen halen sürmekte olan iki büyük direnişe dayanışma ziyareti yapmaya karar verdiniz. Bu kararı almanıza giden süreci anlatır mısınız?

Ahmet: Ankara’ya Makro marketin konkordato duruşmasını takip etmeye gitmiştik. Bizim mahkememiz henüz başlamadı ama oradan çıkacak kararlar bizi de ilgilendiriyor. Ankara’ya gidişimizde dedik ki, biz sadece kendimiz için direnmiyoruz ki… Ülke genelinde birçok kentte çok büyük direnişler var.  O direnişlerinden Cargill ve Flormar’a işçi sınıfı dayanışması için gittik.

Cargill direnişçilerini ziyaret ettiğinizde Tek Gıda-İş Örgütlenme Uzmanı Suat Karlıkaya size “Hep şunu söylüyoruz, yerellerde mutlaka her direnişin bir adı var ama Türkiye genelinde bu direnişin adı işçi sınıfının direnişidir ve kazanımı işçi sınıfının kazanımıdır” dedi. Siz bu okulda neler öğrendiniz?

Ahmet: Bursa’da Cargill direniş çadırına görüştüğümüz Suat ağabey bizden çok daha fazla deneyimli... Onların direnişine ve dik duruşuna hayran kaldık. Sendika yöneticisi kendisi ama işçi gibi duruyor, işçilerle birlikte direniyor. Birbirimize destek vermezsek kaybedeceğimizi, biz ne kadar zayıf olursak patronların o kadar çok güçleneceğini öğrendik biz bu okulda… Örgütlenmeyi öğrendik. İşsiz kaldığımızda, haklarımız gasp edildiğinde yanımızda kimler var, onu öğrendik. Bireysel değil örgütlü hareketin önemini öğrendim.

Hasan: Okulda önce alfabe, sonra hedeflerimizin olması gerektiği öğretilmişti bize öğrenciyken… Direnişimiz de bir okul oldu bize… Bu okulda birliği, kardeşliği, mücadeleyi, haklı olduğun davada sonuna kadar gitmeyi öğrendik.

Yıldıray: Üç hafta oldu, bir işe girdim. İşçileri örgütleyip haklarının farkına vardırmayı düşünüyorum. İşçiler güçlüdür, birleşe birleşe kazanacaktır.   

Samsun Makro direnişi adına Flormar direnişini de ziyaretinizde Flormar işçileri sizi “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Flormar, Makro omuz omuza” sloganlarıyla selamladı. Tüm baskı ve yasaklamalara rağmen Flormar direnişi kararlılıkla sürerken “Flormar değil direniş güzelleştirir” sloganı bu direnişin simgesi oldu. Direnişler işçileri nasıl güzelleştirir?

Ahmet: Samsun’da direnişimize destek isterken insanlardan, “Biz TEKEL’de yürürken, direnirken sen neredeydin kardeşim?” demişlerdi bana örneğin… Görmediklerini görmeye başlayarak işçiler güzelleşir. Hayatın sadece senin için akıp gitmediğini görerek… Direnişten önce hep “ben” diyorduk, şimdi “biz” demeyi öğrendik.

Hasan: İşçilerin hakkını gasp etmek insanı çirkinleştirir. İşçilerin direnmesinden diğer insanlar mutlu olduğu için, direnen işçiler birbirine bakarak umutlanabildiği için direniş işçileri güzelleştirir.

Yıldıray: Makro’da çalışırken de başka kentlerde direniş olduğunu duyuyorduk ama başımıza gelmeyince anlamadık. “Bunların amacı ne?” diye sorup geçiyorduk. Kapı önüne konulunca birleştik. Güzel olan buydu.

Cargill ve Flormar işçilerinin direnişinde ne gördünüz?

Ahmet: Cargill çadırına gittiğimizde sabah altıydı. Gün aydınlanmadan insanlar gelip direniş çadırında sobalarını yakıp akşam geç saatlere dek orada direniyorlar. Cargill’de şunu taktir ettik, sendikalı oldukları için işten atılmalarının ardından tazminatlarını, kıdemlerini vs. almışlar ama işe iade hakları kalmış. Patrona karşı işe geri dönüş için savaşıyorlar. Çoğu işçi tazminatını aldıktan sonra işe iade için savaşmazdı bence… Öğreneceğimiz çok şey var. Flormar’da da çok sıcak karşıladılar bizi… Sanki Makro değil Flormar direnişçisiydik. Ağırladılar, süreçlerini anlattılar. Bizim sürecimizi sordular. Orada işçilerin güle oynaya halaylarla, basın açıklamalarıyla direndiklerine tanık olduk. Cargill’de de Flormar’da da birbirimizi destekleme kararlılığı çıktı ortaya… Binlerce işçi birleşse patronlar korkar.

Samsun’da 10 Kasım’da Makro işçilerinin de katıldığı bir basın açıklamasıyla krize ve kriz fırsatçılığına karşı Patronların Ensesindeyiz dayanışma ağı kuruldu. Patronların Ensesindeyiz ağı, Samsun’da ve diğer kentlerde çalışırken baskı gören, işten çıkarılan, hakları yenen işçilerin sesi oldu. PE, Samsun’da marketlerde Makro işçilerinin yaşadığı mağduriyeti anlatan ve market işçilerini sizinle dayanışma ve mücadeleye çağıran bildiriler dağıttı. Bu çalışmalarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ahmet: İşçi mağduriyeti adına yapılan büyük bir girişim, işçiye verilen büyük bir destektir. Amacı bütün çevrelere iyi bir şekilde ulaştırıldığında orada mutlaka büyük bir kitle toplanacak. Ama, şu an baktığımızda konuya hakim olan arkadaşlarımız zaten ilgileniyor ama insanlarda duyarsızlık olduğu için içeriğini anlamıyor, anlamadığı yetmezmiş gibi yanlış fikirler yürütüp doğrudan sapıyor. Doğrudan sapınca da bizim gibi mağdur olduğu zaman böyle girişimleri değerlendiriyor. 

       

Aranızdan bir arkadaşınız, Makro işçi komitesinden Hasan Kaya yerel seçimlerde muhtar adayı oldu. Bu ülkede sadece muhtarlıklarda değil bütün yönetsel kademelerde söz, yetki, karar işçilerde olursa ne olur?

Hasan: Halkın açlığını, yoksulluğunu bilir. Parasıyla bir yerlere gelenler değil, gerçekten işçiler iktidara gelirse anlayın ki o zaman dünyada her şey değişecek. Çünkü, işçi sınıfından bir insan alttaki ezilenin halini anlar, çocuğuna ekmek götüremeyenlerin halini ancak işçi sınıfını temsil edenler anlar. Muhtarlığa aday oldum mahallem için… Direnirken karar verdim, mahallemdeki yüzleri gülmeyen insanların durumunu direnirken daha iyi anladım. 

Yıldıray: Dünya güzelleşir. Direnişten önce koyun gibi yaşıyormuşuz, yürüdükçe öğrendik. İşçiler güçlüdür, güçlü olduğu için kendi kararlarını kendileri almalı, yönetmeli.

“Emeğimizden başka sermayemiz yok.” diyor işçiler… Emeğinden başka sermayesi olmayan işçiler seçimlerde zenginlerin, patronların partilerine oy vermeli mi sizce?

Ahmet: Zaten vermeyeceğimizi söylüyoruz. Bir gecede bir patronun 400 milyon borcunu silenler,  biz işçilerin gasp edilen haklarının ödenmesi için çözüm üretmiyorsa biz de ona göre sandıkta oy vereceğiz. 600 işçiyiz, ailelerimizle büyük bir kitleyiz. Patronların zihniyetinin ne olduğunu artık öğrendiğimiz için patronların haklarını koruyan bir partiye oy vermeyiz. Bizi işsiz bırakan, haklarımızı gasp eden Makro patronunu koruyan partilere niye oy verelim ki? İşçi sınıfındanız.

Hasan: Bir milletvekili yoksul halkın derdiyle dertlenmiyorsa bizim milletvekilimiz değildir.  Bize gelen siyasiler oy için geliyor, “derdinizi halledeceğiz” deyip gidiyorlar. Bir gecede kanun hükmünde kararname çıkartıp kendileri için kıyak yasalar çıkartanlara, vekil maaşlarına yüzde 26 zam yapılırken bu ülkede 6 bin 500 market işçisi için, genel olarak baktığımızda hakları gasp edilen tüm işçiler için kanun hükmünde kararname çıkartmayanlara cevabımız nettir. 31 Mart’ta herkes görecek işçilerin gücünü…

Yıldıray: İktidardan muhalefet partilerine kadar bizim durumumuza çözüm bulmayan meclisteki hiçbir partiye oy vermeyeceğiz.