Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kasaba

Yayın Tarihi: 15.08.2009 , 18:28 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

“Kasaba” (Siyah-Beyaz Yayınları Haziran 2009 2. b.s.) öykücü A. Erkan Uzunalioğlu’nun ilk kitabı. Uzunalioğlu’nu 90’lı yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan öykü ve şiirlerinden tanıyoruz. Uzun bir aradan sonra öyküleriyle edebiyata dair suskunluğunu bitirip, susmanın avazını bu kitabıyla bozmuş. Aslında kasaba ve kasabada yaşayan insanların Türk edebiyatına girmesi ya da görülmesi biraz geç döneme 1950'lere tekabül eder. Kasaba izlekli yapıtların güzel örneklerinin Necati Cumalı’da rastlamak mümkün.

“Kasaba” kitabı sekiz öyküden oluşuyor Masal, Kimsesiz, Hayal, Kasaba, Mektup, Sokakta, Kara Dere ve Otobüs. Aman yanlış anlaşılmasın A. Erkan Uzunalioğlu kitabında Necati Cumalı, Fakir Baykurt, vd. gibi sadece kasabayı anlatmıyor, öykülerin yarısı kentlerde geçerken 90'lı yılların kent yaşamını, politik mücadeleyi, öğrenci hareketlerini de kapsıyor. Biz burada sadece A. Erkan Uzunalioğlu’nun kitabına adını verdiği öyküye değineceğiz diğer öykülerin okunması alımlayıcıya kalmalı.

Kasaba imgesi ya da kavramı sanırım her insanda aynı olmamakla birlikte çok çeşitli çağrışımlar uyandırır. Orası yani kasaba taşradır biraz hep gidilen ve hep dönülen kimi zaman yurtsanan bir yer… İnsan kasabadan çıkar ama kasaba insandan çıkmaz içimizde bir yerlerdedir.

Bu kasaba nerededir? “Bir kasaba hayatındaki tüm oyunlara, insanların ve hayvanların yürüyüşüne kadar karışmış, yaprakların yeşilini, rivayet göre okur-yazar olmayan aksakallı bilgenin âşık olduğu kâtibesine kaleme aldırıp cenneti betimlediği kitabına konu edecek renge değiştirmiş, havası neredeyse her mevsim ıslak, dışardan gelip yerleşenlerin mevsimsiz saydıkları bir coğrafya.

Doğu Karadeniz’de zayıf uzun burunlu, bağırarak konuşan ve kırkından sonra birden yaşlanan adamların, rakıyı, sayıları kahveden sonra ikinci sırada yer almış, her biri iki üç adımdaki TEKEL büfelerinin raflarında bisküvi paketlerinin arkasındaki ince belli Paşabahçe bardaklarına zula ederek içtikleri ve hamsinin, yani uğruna türküler yakılmış lacivert efsanenin balık sayılmadığı bir kasaba.”(102 s.)

Öykülerde kullanılan dil sade bir dil olarak yorumlamak mümkün. Sadece bu kadar değil kullanılan üslup biraz deneysel olmakla beraber kimi zaman italik bold yazılar kullanmış okurla değişik uzanımlarda buluşma çabası, farklı zamanlardaki olayları ve mekânları iç içe geçirmesi bir yeni arayış olarak yorumlanabilir. Öykülerin bazılarında kadın ve erkek baş karakterlerinin adı Sedat ve Nazan olması, diğer karakterlerin farklı öykülerde de yer alması, metinler arasındaki bütünlüğü ve ilişkiyi işaret ederken okuru da olumlu anlamda şaşırtıyor.

Edebiyatın görevlerinden biri her zaman insanı bütünlüğü içersinde heyecanlandırmak, kendisini bir başkasının hayatı ile bir görebilmesini düşünebilmesini, başkalarında kendisinin olabilecek yaşantıları benimsemesini sağlayacak duygular hissettiremektir. Uzunalioğlu, yaşadıklarından ve kendi toprağından suyundan doğru kurmuş öykülerini. Karakterler bizim de bir yerlerden hatırlayabileceğimiz, son yirmi yılda tüm cenaze namazlarını kılan ve her ölüm tarihini aklında tutan Deli Mustafa kadar sıcak, “İşbirlikçi” tamam ama “oligarşi” kelimesinin anlamını bilmediği herkesçe aşikar Gavur Ali kadar inançlı ama beklenmeyecek kadar da buruk bir tad var özellikle “Hayal” öyküsündeki diyalogda Hüseyin adlı çocuğun cevabı gibi: “Annem öldüğü gün bir kuş tutmuştum.”(54 s.)

Cengiz Kılçer

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.