Ulusal İstihdam Stratejisi: Güvencesiz, geçici, esnek istihdam

Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) temel olarak büyüme ile istihdam arasındaki bağın koptuğu küresel kapitalizm çağında, derinleşen işsizlik sorununa verilmiş neoliberal bir cevap. Amacı ise fiiliyatta uygulanan taşeron, güvencesiz, esnek ve geçici çalışma biçimine hukuki dayanak kazandırmak.
Pazartesi, 07 Mayıs 2012 19:59

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2009 yılından bu yana hazırlıklarını sürdürdüğü "Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı 2012-2023" ismiyle 08.02.2012 tarihinde taraflara sunuldu. Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) temel olarak büyüme ile istihdam arasındaki bağın koptuğu küresel kapitalizm çağında, derinleşen işsizlik sorununa verilmiş neoliberal bir cevap.

İktisadi büyüme ile istihdam artışı arasındaki bağlantının kopması, yani “istihdamsız büyüme” şeklinde tanımlanan sorun, Türkiye’nin 2001 sonrasında yaşadığı süreci ifade ediyor. Türkiye’nin 2001 krizi sonrasında hızlı bir iktisadi büyüme yakalamış olmasına karşın istihdamın benzer oranda artmadığı biliniyor. 2001 krizi öncesinde yüzde 6,5 dolayında olan işsizlik oranı, kriz sonrasında hızla yüzde 11 seviyesine ulaştı. Aslında istihdamsız büyüme problemi, sıcak para akımlarıyla ve dış borçlanma ile finanse edilen spekülatif büyüme politikasının doğal bir uzantısı.

AKP hükümeti istihdamsız büyüme sorununu Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) çerçevesinde çözme iddiasında. UİS belgesi giderek yaygınlaşan ve derinleşen işsizlik problemini kıdem tazminatının fona devri, özel istihdam büroları, yeni esnek çalışma biçimleri, bölgesel asgari ücret, taşeron sisteminin kolaylaştırılması gibi piyasa ekonomisinin araçlarıyla “çözme” niyetinde.

İstihdamın artmaması “işgücü maliyetinin yüksek” olmasından kaynaklanıyor iddiası
UİS belgesinde temel olarak, Türkiye’de işgücü piyasasının katılığı ve işveren üzerinde ücret dışı işgücü maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle iktisadi büyümenin istihdam yaratamadığı argümanı ileri sürülüyor. Aslında bu iddia yalnız işverenler ve AKP iktidarı tarafından değil aynı zamanda Dünya Bankası, OECD ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar tarafından da dile getiriliyor.

Ancak bu argüman, ekonomik büyüme ve bölüşüm ilişkilerinin birbirinden farklı iktisadi kavramlar olduğu gerçeğini göz ardı etmekte. Oysa bu kavramlar yalnızca iktisat doktrini çerçevesinde değil, aynı zamanda sosyal politika açısından da değerlendirilmesi gereken konular. Bu bağlamda, bir ülkenin büyümesi doğrudan o ülkede yaşayan bireylerin ekonomik ve sosyal yaşam seviyelerinin yükselmesi anlamına gelmez. Bu durum daha çok ülkede tercih edilen gelir dağılımı ve bölüşüm politikalarıyla ilişkilidir.

İleri sürülen argümanda dile getirilen “işgücü piyasasının katılığı” kavramı ile işçileri koruyucu ve düzenleyici yasaların varlığı ve bu durumdan duyulan rahatsızlık ifade ediliyor. Taslağı hazırlayan AKP hükümetinin Çalışma Bakanlığı, işverenlerin ancak yüksek işçilik maliyetlerinden kurtulması ile piyasada rekabet edebilme becerisini kazanacakları kanısında. “İşgücünün katılığı” bir problem olarak tanımlanınca, çözümü de “işgücü piyasasının esnekleştirilmesi” oluyor. Bunu gerçekleştirmek içinse, kısmi süreli çalışma, belirli süreli çalışma, uzaktan çalışma, çağrı üzerine çalışma, evden çalışma ve iş paylaşımı gibi esnek çalışma modellerinin, özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılması, bölgesel asgari ücretin uygulanması, kıdem tazminatının fona devredilmesi talep edilmekte.

UİS belgesinde esneklik kavramı üretimde meydana gelen değişiklikler ve dalgalanmalara uyum sağlayabilme, çalışanların ise hayatlarını değişen ihtiyaçlara uygun olarak iş ve yaşamları arasında denge kurabilme hız ve ölçüsü şeklinde tanımlanmakta.
Yani, esneklik modern, çağdaş kapitalizmin bir gereği olarak sunulmakta. Bir başka deyişle 21.yüzyılda kapitalizm, vahşi kapitalizm döneminde kullandığı araçları yeniden kullanarak işçi sınıfının kazanımlarını elinden alarak sömürü ve baskı mekanizmalarını artırmanın hesabını yapıyor.

“Güvenceli esneklik” safsatası
UİS belgesinde yer alan “İşgücü piyasasının esnekleştirilmesi” başlıklı bölümde “güvenceli esneklik” (flexibility ve security kelimelerinden türetilmiş olan “flexicurity”) kavramı kullanılıyor. Avrupa İstihdam Strateji’ne paralel olarak kullanılan güvenceli esneklik kavramıyla, işin korunmasını ve aynı işte kalabilme güvencesini ifade eden iş güvencesi yerine istihdamın korunması ve tek bir işverene bağlı olmadan çalışmanın sürdürülebilmesi anlamında istihdam güvencesi ifade edilmekte.

1951-1967 yılları arasında Türkiye’de asgari ücret yerel düzeyde belirlenmekteydi. Bu duruma itiraz eden ve o dönem mecliste olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş, Anayasa Mahkemesi ise bölgesel asgari ücreti eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmişti.

Dolayısıyla, iş bulma/istihdam yaratma konusunda ne devlet ne de işveren sorumlu asıl sorumluluk işçinin üzerinde denilmiş oluyor. Bu bağlamda, işçinin Avrupa Birliği’nin eğitim politikaları kapsamında kullanılan “hayat boyu öğrenme” ilkesi çerçevesinde daima kendisini geliştirmesi ve işsiz kaldığında kendisine yeni bir iş bularak istihdam edilebilirliğini arttırması isteniyor.

Yeni esnek çalışma modelleri yaygınlaşacak
UİS belgesinde, gelişmiş ülkelere kıyasla Türkiye’de esnek çalışma biçimlerinin yeterince uygulanamamasından şikâyet ediliyor. Bu anlamda, mevzuatta yer alan kısmi süreli çalışma, belirli süreli çalışma ve çağrı üzerine çalışmaya ek olarak özel istihdam büroları aracılığıyla geçici süreli çalışma, uzaktan çalışma, iş paylaşımı ve esnek zaman modeli gibi yeni çalışma biçimlerinin uygulanması planlanıyor.

Kiralık işçilik/modern kölelik
Kamuoyunda “modern kölelik” olarak bilinen bu uygulamaya göreyse, özel istihdam büroları iş bulmaya aracılık etmekten ziyade bizzat kendileri işveren olacak ve kendilerine üye işçileri başka şirketlere kiralayabilecekler. Dolayısıyla özel istihdam bürolarıyla kurulan geçici iş ilişkisi neticesinde işçinin sendikal örgütlenmesi engellenecek, toplu sözleşmeden yararlanması kısıtlanacak, grev hakkı etkisiz hale gelecek.

Bölgesel Asgari Ücret
UİS belgesinde sermaye üzerinde, işçilik maliyetinden kaynaklanan mali “yükleri” azaltmak ve işverenin rekabet edebilirliğini arttırmak için bölgesel asgari ücret uygulamasına geçileceği beyan ediliyor. Oysa 1951-1967 yılları arasında Türkiye’de asgari ücret yerel düzeyde belirlenmekteydi. Bu duruma itiraz eden ve o dönem mecliste olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş, Anayasa Mahkemesi ise bölgesel asgari ücreti eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmişti.

Türkiye’de 1989 yılından bu yana Çalışma Bakanlığı'nda 5 işçi, 5 işveren ve 5 hükümet temsilcisinden oluşan asgari ücret komisyonu, asgari ücreti tespit etmekte. Asgari Ücret Yönetmeliği'ne göre, asgari ücret "İşçilere bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret" olarak tanımlanıyor. Ancak bu tanıma 2001 yılında “Asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur” ifadesi eklendi. Bu durum, bir işçinin tüm ihtiyaçlarının tespit edilmesine rağmen, “ülkenin iktisadi durumu uygun değil” denilerek, daha düşük ücret verilebilmesine yol açmakta.

Mevcut uygulamaya göre tespit edilen asgari ücret zaten açlık ve yoksulluk sınırının altında kalıp, işçinin geçimini sağlamaktan uzakken asgari ücretin bölgesel olarak belirlenmesi ise söz konusu sefaleti daha da derinleştirecek.

Yürürlükteki asgari ücret tutarını yüksek bulan TÜSİAD’ın, IMF’nin ve OECD’nin desteklediği bölgesel asgari ücret uygulamasına göre yerel (kentsel) düzeydeki aktörler bir araya gelip önceden belirlenmiş olan merkezi asgari ücretin yukarısında veya aşağısında yeni bir oran tespit edebilecek. Söz konusu bu uygulama kentler arasındaki gelir adaletsizliğinin derinleşmesine ve daha düşük ücret belirlenen bölgelerden daha yüksek ücret belirlenen bölgelere doğru göçü hızlandıracak.

Diğer taraftan, bölgesel asgari ücret uygulamasıyla yoksul illerde düşük tespit edilecek olan ücret düzeyi, yani ucuz işçilik ile sermaye açısından bu illerin cazip hale getirilmesi amaçlanmakta. Bu durum, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Türkiye’nin doğusu ve güneydoğusu Türkiye’nin Çin’i olacak” sözlerini daha anlaşılır kılıyor.

Taşeronlaştırma daha da yayılacak
İş Kanunu’nun 2. maddesine göre, asıl işveren ancak işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde taşeron işçi çalıştırabilir. Ancak UİS’de asıl işte taşeron çalıştırılmasına ilişkin kısıtlamaların kaldırılarak, taşeron uygulamasının birçok alanda yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Yürürlükteki asgari ücret tutarını yüksek bulan TÜSİAD’ın, IMF’nin ve OECD’nin desteklediği bölgesel asgari ücret uygulamasına göre yerel (kentsel) düzeydeki aktörler bir araya gelip önceden belirlenmiş olan merkezi asgari ücretin yukarısında veya aşağısında yeni bir oran tespit edebilecek. Söz konusu bu uygulama kentler arasındaki gelir adaletsizliğinin derinleşmesine ve daha düşük ücret belirlenen bölgelerden daha yüksek ücret belirlenen bölgelere doğru göçü hızlandıracak.

Kıdem Tazminatı Fonu
Yine “işçiden kaynaklanan işveren üzerindeki mali yükü azaltmak” argümanına dayanılarak, kıdem tazminatının fona devrilmesi UİS belgesinde yer alıyor. Bu fon emekçilerin kazanılmış haklarını gasp edecek bir uygulama. Çünkü bir gelirden ziyade iş güvencesinin teminatı olan kıdem tazminatının fona devredilmesi işçinin kolaylıkla işten çıkarılmasına neden olacak. Öte yandan, Türkiye’de kurulan diğer fonların uzun yıllar bütçe açıklarını kapatmak için kullanılması bu fon için de aynı sonun mümkün olacağını düşündürüyor.

Geçici İş Sözleşmesi yaygınlaşacak
İş hukukunda işçiyi koruyan sözleşme türü, “süresi belli olmayan” sözleşmeler. Belirli süreli sözleşmeler ise geçici ve belirli süreli bir iş ilişkisini içerdiği için işçinin aleyhine olarak değerlendiriliyor. İşçinin ihbar tazminatı ve kötü niyet tazminatına hak kazanamadığı belirli süreli sözleşmeler ise İş Kanunu’nun 11. Maddesine bağlı esaslı bir neden olmadan birden fazla yapılamıyor. Fakat UİS belgesinde, “belirli süreli sözleşme esaslı bir neden olmadıkça birden fazla yapılamaz” ibaresi değiştirilerek, belirli süreli sözleşmenin, yani geçici iş ilişkisinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Sendikaların UİS’e ilişkin değerlendirmeleri

DİSK: Cumhuriyet tarihinin en önemli saldırısı
DİSK bu belge ile amaçlananın kayıt dışı sektörlerdeki kuralsızlığın, sömürünün ve güvencesizliğin, yasal çerçeveye kavuşturularak çalışma yaşamının bütününe yayılması olduğunu ifade ediyor. Belge, DİSK tarafından bütünlüklü bir saldırı olarak görülüyor. DİSK, özellikle kıdem tazminatı hakkının gaspı ve esnekleştirmeye yönelik çabaları bu bütünlüklü saldırının temel dayanağı olarak değerlendiriyor. Ayrıca kıdem tazminatının fona devir yoluyla kaldırılmasının altyapısının oluşturulması da, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması da, taşeron uygulamalarının kolaylaştırılması, özel istihdam bürolarıyla geçici iş ilişkisi kurulması da bu belgedeki saldırı konuları şeklinde sıralanmakta.

DİSK, Avrupa ortalamasının 12 saat üzerinde olan haftalık çalışma süresinin 37,5 saate düşürülmesini, iş güvencesi hakkının tüm çalışanları kapsayan bir hak olarak düzenlenmesini, kıdem tazminatının her türlü işten ayrılma durumunda işverenler tarafından ödenmesini ve ödenmemesi durumunda ise devlet tarafından güvenceye alınan bir hak olarak tekrar düzenlenmesini talep ediyor.

TÜRK-İŞ: İnsana yakışır, güvenceli iş
Ulusal istihdam politikası kapsamında getirilmek istenen bazı uygulamaların kabul edilemeyeceğini belirten Türk-İş, ülkemizde esnek çalışma biçimlerinin istihdam artırmaya dönük olarak değil işgücü maliyetini düşürmeye yönelik uygulandığını dile getiriyor. Türk-İş kamuoyuna açıkladığı görüşlerinde “Uluslararası rekabet gücü, emek maliyetini daha da düşürerek, işgücü piyasasının esnekliğini daha da artırarak sağlanamaz” ifadesini kullanıyor. Türk-İş’e göre, UİS’in temelini “işverenlerin üzerine ek yük getirilmemesi”, “işveren yükünün azaltılması” oluşturuyor ve devletin gelirlerinin büyük bir kısmının çalışanların vergilerinden oluştuğu göz önüne alındığında ise faturanın yine çalışanlara kesileceği açık.
Türk-İş’in önerisine göre, bu süreçte esnekliği değil iş güvencesini ön planda tutan yaklaşımlara ağırlık verilmesi ve istihdamın korunması gerekiyor.

HAK-İŞ: UİS geniş bir zeminde yoğun olarak tartışılmalı ve uzlaşma ile kabul edilmeli
Hak-İş hazırlamış olduğu raporda, güvenceli esneklik kavramının insana yakışır iş çerçevesi dışında değerlendirilemeyeceğini, yeni esneklik uygulamalarının hayata geçirilmeden önce mevcut esnek çalışma uygulamalarının örgütlenme, güvence ve sosyal güvenlik boyutunun tartışılması gerektiğini, kıdem tazminatı hakkının korunarak, yeni güvencelerle geliştirilmesi gerektiğini, özel istihdam bürolarının mesleki faaliyet olarak geçici iş ilişkisinde bulunmasına yönelik düzenlemelerin iş piyasasında kaos yaratacağını, bölgesel asgari ücretin kabul edilemez olduğunu dile getiriyor.

***

Özetle, Ulusal İstihdam Stratejisi sermayenin hareket alanını genişleten mevzuat, kurum ve ilişkiler bütününü yeniden düzenleyerek güvencesiz, esnek ve ağır sömürü koşullarındaki çalışma biçimlerini işçi sınıfının tamamına dayatan bir hegemonya projesi.

Öte yandan, Türkiye’de işgücü piyasasının katılığı, yani çalışanları koruyucu yasal düzenlemelerin varlığı iddiası da gerçekliği yansıtmıyor.
AKP iktidarı, 2003 yılında yürürlüğe giren 4773 sayılı İş Güvencesi Kanunu ile iş güvencesi kapsamındaki işyerlerinin ölçeğini10 işçiden 30’a yükseltti. Böylece “30 ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışanlar, iş güvencesi kapsamındadır” ibaresi kabul edilmiş oldu. Ancak Türkiye’de 4,8 milyon sigortalı çalışanın 2,3 milyonu 30’dan az işçi çalıştıran işyerlerinde çalışıyor. Böylece sigortalıların yüzde 48’i iş güvencesi kapsamı dışında kalıyor.

Ayrıca SGK’nın Nisan 2011 verileri dikkate alındığında, Türkiye’de toplam 10 milyon 314 bin 95 işçi var. Bu işçilerin 922 bin 188’i ise bir işçi sendikasına üyedir. Bu veriler çerçevesinde Türkiye’deki sendikalaşma oranı yüzde 8,94 olarak tespit edilmekte.

Dolayısıyla Türkiye’de yüzde 43,8 gibi çok yüksek bir düzeyde olan kayıt dışı istihdam oranı, düşük sendikalaşma oranı ve iş güvencesi dışında kalanların sayısının yüksekliği gibi göstergeler işgücü piyasasının son derece esnek ve güvencesiz olduğunu kanıtlıyor.
Nihai olarak, tüm bu veriler dikkate alındığında UİS ile yapılmak istenenin zaten fiiliyatta uygulanan taşeron, güvencesiz, esnek ve geçici çalışma biçimine hukuki dayanak kazandırmak olduğu anlaşılıyor.

Demet Parlak - soL