Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sermaye için kasaplığa soyundu

At eti, eşek eti, zıplayan et fiyatları derken, beklenen oldu. Hükümet, et ithalatına kapı araladı. Dün Et ve Balık Kurumu'na canlı hayvan ve et ithal etme yetkisi verildi. Hayvancılıkta sermaye yanlısı yıkım politikalarına bir yenisi eklendi.

Yayın Tarihi: 27.04.2010 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:08

Hükümet, Et ve Balık Kurumu’na canlı hayvan ve et ithalatı yapma yetkisi verdi. “Özel ajanları” aracılığıyla gerçekleştirdiği piyasa araştırması sonucunda et fiyatlarındaki artışın spekülatif olduğuna kanaat getiren Başbakan Tayyip Erdoğan, dün ithalat için düğmeye bastı. Erdoğan dün, "Vitrinlerdeki fiyat uygun bir seviyeye düşene kadar, Avrupa Birliği başta olmak üzere Türkiye'ye et ithal edileceğini" söyledi.

Canlı hayvan ve et ithalatının serbest bırakılması zaten oldukça sorunlu bir yapıya sahip olan hayvancılıkta yıkımın iyice artması ve toplumun temel besin maddelerinden olan ette dışarıya bağımlı hale gelinmesi anlamı taşıyor.

Et fiyatlarındaki artış spekülatif mi?
Piyasa ilişkilerine emanet edilen her malın fiyatında olduğu gibi et fiyatlarındaki değişimler de spekülasyona açık. Ayrıca, uzun bir süredir et ithalatının serbest bırakılması doğrultusunda uygulanan basınç da bu spekülasyonu güçlendirdi. Ancak et fiyatlarındaki artışın gerçek nedeni hayvancılığın yıkım anlamı taşıyan bir dönüşüm sürecine sokulmuş olması. Türkiye’de tarımın bütünü devletin bu alanı büyük oranda terk etmesiyle aracıların ve perakende zincirlerinin insafına terk edildi. Tarımsal üretimin en iştah çekici alanlarından biri ise hayvancılık oldu.

Büyük sermaye grupları, TİGEM çiftliklerini kiralama gibi yöntemlere de başvururak büyük ölçekli hayvan çiftlikleri kurmaya yöneldi. Küçük üreticilere yönelik devlet desteği azalırken bu çiftliklere dönük teşvikler artırıldı. AKP iktidarı döneminde hız kazanan yatırımlarla onlarca büyük çiftlik faaliyete geçti. Perakende zincirleri ile süt ve et işleyen tesislerin basıncına kendi yem bitkilerini yetiştirerek maliyetlerini kontrol edebilen çiftliklerle rekabet de eklenince küçük üreticilere hayvanlarını kesmekten başka çare kalmadı. Et fiyatlarında gelinen noktanın birkaç yıla, hayvancılık alanındaki sonucun ise 10 yıla uzanan bir geçmişi bulunuyor.

Yıkımı hazırlayan döngü
Şeker pancarı, mısır gibi yem üretimini etkileyen ürünlerde izlenen politikaların sonuçları 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan kuraklık ile birleşince yem fiyatlarında hızlı bir artış ortaya çıktı, yüzde 100’leri aşan artış hayvan yetiştiricilerinin maliyetlerinin de artması anlamına geldi. Aynı süreçte süt tozu ithalatının da artmasıyla süt fiyatları 30-40 kuruş seviyelerine kadar düştü. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın tam da bu dönemde hayvancılık desteklerini yarı yarıya azaltması da eklenince küçük ölçekli yetiştiriciler hayvanlarını kesmek zorunda kaldı. Süt veren dişi ineklerin kesilmesi sadece çiğ süt üretiminin azalması sonucunu vermedi, hayvan popülasyonunun da gerilemesine yol açtı. Hayvan popülasyonunun azalması önce süt fiyatlarının, ardından da et fiyatlarının yükselmesine yol açtı. 2009 sonunda çiğ süt fiyatı 1 lira sınırına dayanırken et fiyatı da önceki yıla göre yüzde 70-80 artış gösterdi.

Geçtiğimiz haftalarda süt işleyen sermaye grupları çiğ süt fiyatlarını 10-15 kuruş düşürdü. Bunun üzerine üreticiler sütlerini satmayı bırakarak greve gitti. Bu süreç yine süt hayvanlarının kesilmesiyle sonuçlanırsa yukarıdaki döngünün tekrarlanacağı açık. Hayvan yetiştiricileri ve konuyla ilgili uzmanlar Hükümetin son kararının da bu döngüyü ve dolayısıyla yıkımı hızlandırmaya yarayacağında ortaklaşıyor.

Neye zemin hazırlanıyor?
AKP iktidarının son kararını durumu idare etmeye dönük basit, “popülist” bir karar olarak değerlendirilemeyeceği açık. Son karar, hayvancılıktaki büyük dönüşümü hızlandıracak ve sektörü geri dönüşü olmayan bir noktaya sürükleyecek bir adım olarak görülüyor. Hayvancılıkta büyük sermaye gruplarının payının artması sağlanırken et ve süt ürünleri pazarı da “mecbur kalınan” ithalat ile uluslararası tekellere emanet edilecek. Avustralya, Arjantin gibi besi yetiştiriciliğinde iddialı ülkelerde faaliyet gösteren grupların temsilcilerinin uzun bir süredir Ankara’da ithalatın serbest bırakılması için kulis faaliyeti yürüttüğü biliniyor. Fiyat artışlarının spekülatif yanıyla bu faaliyetler arasında doğrudan bağ bulunduğu da ileri sürülüyor.

Doğu ve Güneydoğu’da canlı küçükbaş hayvan ihracatını sınırlandırmamak, kaçak et ithalatına göz yummak, tarımsal desteklemeler içinde hayvancılığın aldığı pay artarken küçük yetiştiricilere verilen desteğin neredeyse sıfırlanması...

2002 yılında 1,9 milyar TL olan toplam tarımsal desteğin yüzde 4,4’ü hayvancılığa ayrılırken 2009 yılında toplam tarımsal destek 5,5 milyar TL’ye, hayvancılığa ayrılan pay ise yüzde 23,9’a yani 1,3 milyar TL’ye çıktı. Bu muazzam artıştan tahmin edileceği gibi yeni kurulan ve toplam hayvan popülasyonu içindeki payı henüz çok düşük olan “organize” çiftlikler yararlandı. Bunların üzerine damızlık yetiştiriciliği, hayvan ıslahı gibi önemli başlıklarda devletin rolünün azalması eklendiğinde büyük bir felaketin nasıl adım adım hazırlandığı daha anlaşılır hale geliyor.

Felaketin boyutları
Canlı hayvan ve et ithalatının serbest bırakılmasının en doğrudan sonucu temel besin maddelerinden olan ette dışarıya bağımlı hale gelinmesi olacak. Et ithalatının serbest bırakılmasının süt ve süt ürünleri ithalatının da önünü açacağına şüphe yok. Hükümetin yem maliyetleri başta olmak üzere hayvancılıkta girdi maliyetlerinde değişim yaratacak bir politika izlemeye niyeti olmadığı göz önüne alınırsa özellikle küçük ölçekli işletmelerin tasfiyesi kaçınılmaz olacak.

Bu tasfiye sürecinin bir boyutu hayvan popülasyonunun dramatik bir şekilde düşmesi. Et ihtiyacını karşılama kabiliyetini yitirmiş bir ülkeye isteyenin istediği fiyatta et satabileceği bir aşamaya geçilmesi başka örneklerden de bilindiği üzere çok kolay. Ama başka ürünlerden farklı olarak deli dana hastalığının salgına dönüştüğü yıllarda da görüldüğü gibi et ve süt ürünlerinde ithalata bağımlı hale gelinmesinin bedeli ağır.

İthalatla birlikte hayvan sayısı azalırken Türkiye’deki büyükbaş ve küçükbaş hayvanların ırk kompozisyonunda da değişim yaşanması kaçınılmaz olacak. Süt ve et verimi düşük olmakla birlikte kanıtlanmış dayanıklılık başta olmak üzere pek çok avantajı bulunan yerli ırkların tamamen ortadan kalkması söz konusu.

Kalan haliyle hayvancılıkta tekelci bir yapıya geçilirken yüz binlerce yeni işsiz yaratılmış olacak.

Bu sürecin pek övülen Angus etlerinin ithali ile Türkiye toplumunun damak zevkini değiştirmesi, Gümrük Birliği Anlaşması ile Avrupa Birliği’nden alınacağı taahhüt edilen etlerin ithalat yasağı ile ne olacağı gibi pek çok kritik soru da yanıtlanmayı bekliyor.

(soL-Ekonomi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.