Nuray Mert: ‘Türkiye’nin Suriye politikası ideolojik ve mezhepçi’

BBC Türkçe’ye konuşan gazeteci-yazar Nuray Mert, Türkiye’nin Suriye politikasını “ideolojik ve mezhepçi” olarak niteledi. Mert, Türkiye’nin Ortadoğu’daki dengeleri iyi kavramadığını ve duruma yeni Osmanlıcı bir çerçeveden baktığını vurguladı.
Pazartesi, 27 Ağustos 2012 12:22

Gazeteci, yazar Nuray Mert, Chatham House düşünce kuruluşu Türkiye uzmanı Fadi Hakura ve Alman Marshall Fonu Transatlantik Merkezi Direktörü Ian Lesser’la birlikte BBC Türkçe’de, Türkiye’nin Suriye politikası hakkında değerlendirmelerde bulundu. Mert, Türkiye’nin Suriye politikasının çok fazla sorun barındırdığını ve Türkiye’nin bölgedeki reel politikayı yeterince analiz etmeden hareket ettiğini vurguladı.

Türkiye bölgeye yeni Osmanlıcı çerçeveden bakıyor
Türkiye’nin Ortadoğu’ya yeni Osmanlıcı çerçeveden baktığını belirten Mert, Türkiye’nin Suriye’nin tarihsel, siyasi, etnik ve dini yapısının ve Ortadoğu’daki dengeleri kavrayamadığını kaydetti. Nuray Mert, Türkiye’nin Batı’dan aldığı teşvikle Suriye konusunda “öncü” bir role soyunduğunu belirterek, bu yaklaşımın Suriye’de yeni bir rejimin yapılanmasının ve bunda Kürtlerin alacağı rol konusunda söz sahibi olmak istenmesinin etkili olduğunu belirtti.

Suriye’nin tarihsel, siyasal, etnik ve dini yapısını ve Ortadoğu dengelerini kavramadan hareket ettiğini ifade eden Mert, Türkiye’nin bölgeye yeni Osmanlıcı bir çerçevede baktığını sözlerine ekledi.

“Türkiye ideolojik ve mezhepçi bir tavır benimsedi”
Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan’la aynı cephede yer aldığını söyleyen Mert, Suudi Arabistan ve Katar’ın Türkiye gibi ağır sonuçlar doğurabilecek risklerle karşı karşıya olmadığını ifade etti. Türkiye’nin de parçası olduğu bir Sünni ekseninin yaratılmasının Suriye’nin giderek artan bir şekilde mezhepler üzerinden okunmasına neden olduğunu söyleyen Nuray Mert, “Türkiye ideolojik ve mezhepçi bir tavır benimsemiş görünüyor” dedi.

“Dış düşman ve iç düşman birleştirildi”
Gaziantep’te gerçekleşen patlamada Suriye yönetiminin de parmağı olduğu yönündeki iddialara da değinen Nuray Mert, bu söylemin savaş gerekçesi yaratmak ve toplumu savaşa hazırlamak için ortaya atıldığını öne sürdü.

Mert, toplum nezdinde iç düşman ve dış düşmanın birleştirildiğini, kamuoyunun savaş durumuna angaje edildiğini belirterek, bu şekilde Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmemesinin de göze batmayacağını kaydetti.

Nuray Mert sözlerine, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin özerk veya benzeri yapılara yönelmelerinin bölge dengelerini etkilese de PKK’nin artan eylemlerinin temel nedeni olmadığını vurgulayarak devam etti. Mert, PKK’nin eylemlerindeki artışın Türkiye’nin iç dinamiklerinde aranması gerektiğini söyledi.

Kürt sorununun Suriye’deki durumdan bağımsız olarak derin bir çözümsüzlük sürecine girdiğini belirten Mert, “Kürt siyasetinin ya da Türkiye’de yaşananların doğrudan Suriye’de Esad rejiminin ya da Suriye krizinin bir uzantısı olarak sunulması, Kürt meselesinin iç dinamiği ile ilişkili sorunların inkârı demek” diye konuştu.

“ABD vekaleten savaş istiyor”
ABD’nin Suriye’ye doğrudan müdahale etmeyi değil, “vekaleten” bir savaşı istediğini söyleyen Nuray Mert, taraflardan biri olan İran’ın ise İsrail’in Lübnan’a saldırısı esnasında olduğu gibi temkinli bir tavır aldığını ve sürece müdahale etmediğini vurguladı.

“Türkiye’nin tek başına müdahalesi ihtimal dahilinde”
Türkiye’nin Suriye’ye tek başına müdahalesinin makul görünmese de olanak dahilinde olduğunu belirten Mert, “Uçağın düşürülmesi ve giderek artan angajmanı nedeniyle Türkiye bundan sonra ya politikasını gözden geçirecek ya da bir adım daha ileri gidecek” dedi. Mert, sürecin bir cephe savaşından ziyade İran-Irak savaşında olduğu gibi iki ülke arasında sıkışmasının olası olduğunu belirtti.

Hakura: “Türkiye sonuçlarını iyi planlamadığı adımlar atıyor”
BBC Türkçe’ye açklamalarda bulunan Chatham House düşünce kuruluşu Türkiye uzmanı Fadi Hakura da Türkiye’nin sonuçlarını iyi planlamadan adım attığını düşünenlerden. Hakura, “Suriye karmaşık bir ülke. Farklı etnik grupların ve mezheplerin olduğu ve istikrarsız sınırları olan bir ülke. Suriye’ye herhangi bir müdahale çok ciddi bir planlama gerektiriyor ancak bu yapılmadı” diye konuştu.

Türkiye’nin dış politikasının tartışmasız bir şekilde mezhepçi olduğunu ifade eden Hakura, Özgür Suriye Ordusu’na verilen destek konusunda da şu uyarıda bulundu:

“Özgür Suriye Ordusu birlik içinde hareket eden ve hiyerarşik bir yapısı olan askeri bir kurum değil. Tersine farklı gündemleri olan yerel militan gruplardan oluşan kaotik ve parçalı bir yapı. Bu da Türkiye’nin Suriye’deki olayları şekillendirmesini zor kılıyor.”

Türkiye itibar kaybediyor
Fadi Hakura, Suriye yönetimi ile PKK’nin ilişkilendirilmesi yönündeki çabaların ABD ve Avrupa ülkelerini Suriye’ye müdahaleye itmeyi amaçladığını ifade etti. Hakura, Rusya ve Çin’in uluslararası platformdaki tavrının devam etmesi nedeniyle ABD ve Batı’nın meşruiyeti olmayan bir müdahaleye istekli olmamasını beraberinde getirdiğini söyledi.

Sürekli sert açıklamalarda ve uyarılarda bulunan Türkiye’nin bu açıklamaların ardından herhangi bir eyleme geçmemesinin itibar kaybına neden olduğunu belirten Hakura, “Türkiye’nin uçağının Suriye tarafından düşürüldüğü iddia edildi. Türkiye tehditler savurdu ancak bir şey yapmadı. Benzer bir durum Mavi Marmara vakasında yaşandı. Türkiye sert uyarılar yaptı ancak eyleme geçmedi. Aynı şekilde Kıbrıs Doğu Akdeniz’de doğal gaz arayışına girdiğinde, Türkiye tehditler ve uyarılarda bulundu ancak bir şey yapmadı. Türkiye'nin bu sert bir retorik ardından harekete geçmemesi, bölgede ciddiyetini ve itibarını sarsıyor” diye konuştu.

Lesser: Mezhepçi politika hoşgörülebilir
Alman Marshall Fonu Transatlantik Merkezi Direktörü Ian Lesser ise Nuray Mert ve Fadi Hakura’dan farklı değerlendirmeler yaptı. Asıl sorunun Esad rejimi olduğunu ve bunun Türkiye ve diğer ülkeler için ciddi bir güvenlik riski oluşturduğunu düşünen Ian Lesser, muhalefette Sünni çoğunluğun kaçınılmaz olduğunu söyledi. Lesser sözlerine şöyle devam etti:

“Esad rejimine karşı mücadelenin yolu mezhebe dayalı bir gündemi olan silahlı grupları desteklemekten geçiyorsa, güvenlik ve insani nedenlerle uluslararası toplum bu riski almak zorunda kalabilir. Ancak bu kolay ve çabuk değil, uzun soluklu ve çetrefilli olacak.”