Mısır'da anayasa tartışması şeriat etrafında dönüyor

Mısır'da son dönemde islamcı güçler "istikrar" adına "devrim" sürecini ileri taşımaya çabalayan kesimleri siyasi olarak sıkıştırırken, yeni anayasa tartışması da şeriat meselesi etrafında dönüyor.
Cumartesi, 06 Ağustos 2011 16:48

Mısır geçtiğimiz hafta İslamcı örgütlerin gövde gösterilerine ve sol ve liberal grupların organize ettiği, ayaklanma günlerinde eylemcileri öldüren ve işkence eden polis ve askerlerin yargılanması talebiyle Tahrir’de süren çadırlı eyleme saldırıya sahne oldu. Geçtiğimiz cuma günü İslamcı gruplar, “istikrar” temalı bir eylem gerçekleştirmiş, Mısır siyasetinde ağırlıkları artmakta olan Selefiler bu eylemde “İslami devlet” sloganı atmıştı. Ardından Tahrir meydanında bir süredir oturma eylemi yapmakta olan sol eğilimli gruba saldırı gerçekleşmişti. Güvenlik güçlerinin saldırısı sivil muhbirler tarafından desteklenmiş, “Ordu millet elele” sloganları atan kalabalık, saldırıda etrafa dağılan eylemcilerin yakalanmasına yardımcı olmuştu.

İnsan hakları örgütleri tepkili
Aralarında ayaklanma sürecinde yaşamını yitirenlerin ailelerinin de bulunduğu Tahrir’de direnmekte olan kalabalığa yapılan saldırı, Mısır’daki insan hakları örgütlerince kınandı.

İnsan hakları örgütleri Salı günü yaptıkları açıklamayla Tahrir meydanında tutuklanmış olan eylemcilerin derhal salıverilmesini talep etti. Arap İnsan Hakları Danışma Ağı (ANHRI) 111 kişinin tutuklandığı saldırıyla yaşadıkları şoku ifade ederek “Bir diktatörlük rejimine karşı yapılan devrimden sonra şiddet ve baskının geri geldiğini görmek pişmanlık uyandırıcı” dedi.

Örgüt ayrıca Mısır’ı seçime kadar fiilen yönetmekte olan Yüksek Askeri Konsey'in devrimcilere “eşkıya, vandal ve ajitatör” diyerek ihanet ettiğini belirtti: “Kendisini, yaptığı daha ilk açıklamada devrimin savunucusu olarak açıklayan bir konseyin üyelerinden beklenmeyecek bir şey bu.”

Örgüt konseyi devrimcileri vatana ihanetle suçlamaktan vazgeçmeye çağırdı.

Ordunun açıklamasında da “istikrar” vardı
111 kişinin tutuklandığı saldırıya ilişkin ordunun yaptığı açıklama yalnızca sivillerin güvenliğini tehdit eden “eşkıyaların” tutuklandığı yönünde. Ülkede yönetimi elinde bulunduran askeri konseyin üyesi İsmail Etman, “Askeri güçler eylemcilere hiçbir şey yapmamıştır, yalnızca eşkıyalarla karşı karşıya gelmiştir” dedi. Protestocuların kendilerine taş attığını, bir kısmının elinde bıçak olduğunu ve birkaç askeri yaraladıklarını iddia eden Etman, ordunun tek hedefinin ülkedeki “istikrar”ı onarmak olduğu ifadesini kullandı.

Buna benzer bir başka açıklama da aşırı muhafazakar grup Cemaat-ül İslam’dan gelmişti. “Ordu karşısında ajitasyon yapanlar bundan vazgeçip seçilmiş bir hükümete geçiş aşamasına destek olmalılar” diyen grup, şu an yönetimi elinde bulunduran ordunun “yasaları uygulama hakkı”na vurgu yaptı.

Cemaat-ül İslam Cuma günü laiklik yanlılarının parlemento seçimlerinden önce anayasa hazırlanması talebini reddetmek ve askeri konseye desteklerini sunmak üzere Tahrir meydanındaki islamcı gövde gösterisine katılmıştı.

Yeni anayasada Şeriat'ın ağırlığı tartışılıyor
Yeni anayasa üzerine devam eden tartışmaların merkezinde duran fikir ayrılığı, şeriata atıfta bulunmayan sivil bir anayasa mı, yoksa Kuran hükümlerinin yasalaştırıldığı bir şeriat anayasası mı yapılacağı hususu.

Tartışma, islamcılar arasında da sürüyor. İslamcılar ise Kuran’daki hükümlerin, halihazırdaki Anayasa’nın 2. Maddesi’nde düzenlediği şekliyle yeni anayasaya prensipler düzeyinde mi, yoksa emirler olarak mı yansıtılması gerektiği konusunda görüş ayrılığı içerisinde.

Selefilerin lideri Adil Afifi, “Şeriatın uygulanmasına karşı çıkan müslüman değildir” açıklaması yaparak bütün kanunların Şeriata uygun hale getirilmesini savundu. Cemaat-ül İslam (80’ler ve 90’ların terörist saldırılarının arkasındaki gruplardan biri) da İslam hükümlerinin prensip olarak değil, emir olarak kabul edilmesini savunuyor. Örgütün lideri Essam Derbala konuyla ilgili “‘Halk Allah'ın Şeriatını istiyor!’ sloganı anayasayla doğrudan ilişkili” dedi. Bu slogan, geçtiğimiz Cuma islamcıların Tahrir’deki eyleminde sık sık atılmıştı.

Seküler ya da görece ılımlı olan gruplar söz konusu maddeyi olduğu gibi bırakma taraftarı. Mübarek'in devrilmesinin ardından Özgürlük ve Adalet Partisi’ni kuran Müslüman Kardeşler de emirlerin değil prensiplerin anayasaya yansıması taraftarı. Seküler gruplar özgürlük, adalet ve eşitlik gibi temel değerlerin anayasaya yansıması gerektiğini savunuyor ve açık şerrî kuralların yasalaştırılmasının, Suudi modelinin yeniden yaratılması anlamına geldiğini savunuyor.

Sekülerlerin önceki Anayasa’daki “islami prensiplerin” irdelenmesi talebi ise islamcıların en fazla saldırdığı talep. Derbala bu talebi “Bu indirgeme, Allah'ın kanununu uygulamanın gerçek anlamını hileyle bozmaya yöneliktir” şeklinde değerlendirdi.

Bir başka ayrışma
İslamcılar arasındaki tartışmalarda bir başka tartışma da Şerrî kuralların Kur'an'da ya da hadislerde kesin olarak belirtilmiş ya da yoruma açık olarak ikiye ayrılması doğrultusunda yaşanıyor. Yüksek Anayasa Mahhkemesi yalnızca kesin olanlara bağlı kalınması gerektiğini söylüyor ancak radikal İslamcı gruplar, Şeriat kanunlarının, yoruma açık olanların da anayasaya girebileceği kadar ağırlık kazanması taraftarı.

Mısırlı siyaset bilimci Eşref el Şerif bunun çok tehlikeli olduğunu söylüyor: “Yoruma açık olan kurallar hangi yorumu takip edeceğimize karar verebilmek için bir din alimleri ekibi kurmayı gerektirir. Bu da dini bir ülke kurulmasının kapılarını açacaktır.”

Pek çok İslamcı, parlemento çoğunluğu tarafından İslami kuralların delinmesinin engellenmesi için böyle bir dini konseyin kurulması gerektiğini düşünüyor. Ancak Cemaat-ül İslam, El Azhar şeriat üniversitesinin tek başına bunu çözeceği görüşünde. Geçtiğimiz aylarda binlerce El Azhar imamı, kuruluşun hükümet kontrolünden çıkması ve baş imamı din alimlerinin seçmesini savunan bir kampanya başlatmıştı. Şerif, “Selefiler El Azhar'ın bağımsız olmasını savunuyor ve bunu kabul ettirmeyi başarabilirler” dedi.

Şimdiden bir anayasa taslağı hazırlamış olan seküler gruplar, sundukları taslak dolayısıyla islamcı grupların tepkisini çektiler. Parlemento kurulmadan, hem de 2. madde hususunda katı olmayan bir taslak sunmuş olmaları, yeni parlementoda yerleri hazır gibi duran islamcıların öfkeli karşı çıkışına neden oldu.

Ekonomi zarar görecek
Şerif ayrıca Şerrî kanunların yasalaşmasının ülke ekonomisine zarar vereceğini belirtti. Özellikle bankacılık ve turizm alanlarının etkileneceğini söyleyen Şerif, tüm halkın emirlerin uygulanmasını isteyeceğini düşünmediğini, en azından yatırımcılar ve iş adamlarının buna karşı çıkacağını düşünüyor.

Ordu “arada kalmış”
İlk zamanlar dini bir rejimin doğmasına izin vermeyeceğini iddia eden ordu hakkında İslamcıları destekledikler ve onlarla gizli anlaşmalar yaptıkları şüphesi doğdu. Şerif bu durumu “Ordu kayayla sert duvar arasında kaldı. Bir tarafta dışsal bağlılıklar var. Ordu Batı'nın Mısır'ın iran gibi dini bir ülkeye dönüşmesini kabul etmeyecektir. Öbür tarafta da ordu İslamcıların önemli bir güç olduğunu düşünüyor çünkü onlar ülkedeki en organize ve en popüler güç. Eğer ordu onları tatmin eder ve uzlaşırlarsa, siyasi atmosfer biraz durulur.” şeklinde yorumladı. Bu uzlaşmanın çoktan başlamış olduğunu da ekleyerek.

Devrimin sloganını değiştirdiler
Yeni hazırlanacak olan anayasa ülkenin gündemine oturmuş durumda. Geçtiğimiz cuma günü yapılan eylem, bu tartışmaların bir panoramasıydı adeta. Alanın orta yeinden yükselen sahnenin üstünde konuşan, El Cihad gurubunun eski lideri Kamal Habib, kalabalığa işaret ederek peygamberin paganlara otoritesine zorla boyun eğdirerek Mekke'yi fethedişine benzetti.

Bir tarafta “sivil devlet” sloganları atılırken bir yanda da beyaz cübbeli sakallı adamlar ve kara çarşaflı kadınlar üzerinde “Bizim anayasamız Kur'an'dır” yazan pankartlar taşıyorlardı. Alanın her köşesinden “Halk Allah'ın Şeriatını istiyor!” sloganları yükseliyordu. Devrimin sloganı “Halk düzeni devirmek istiyor!”, şimdi sadece radikal İslamcılar için bir alay konusu...

(soL - Dış Haberler)