CIA Başkanı'nın ziyareti İsrail-Türkiye ilişkilerini onaracak mı?

CIA Başkanı Petraeus’un MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesinin ardından İsrail’e uçması, ziyaretin amacının Türkiye ile İsrail ilişkilerini onarmak olduğu yorumlarına neden oldu. Tahminler ise İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinin istendiği yönünde. Fakat hesapların bununla sınırlı olmadığı da biliniyor.
Cuma, 07 Eylül 2012 11:55

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen CIA Başkanı David Petraeus, İstanbul’da MİT müsteşarı Hakan Fidan’la ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin içeriğiyle ilgili bir açıklama yapılmazken, kulislerde Suriye ve PKK konularının tartışıldığı söylentileri dolaşıyordu.

Ancak Petraeus’un ziyaretinin ilginç ayrıntıları ortaya çıkmakta gecikmedi. Öncelikle Petraeus’la birlikte ABD’li senatörler John McCain ve Joe Lieberman'ın da Türkiye’ye gelmiş olmaları dikkat çeken bir ayrıntı. Petraeus-Fidan görüşmesinin yapıldığı saatlerde, senatörlerin de Suriyeli bir muhalifle yemek yedikleri iddia edildi. Dikkat çekici olan ise, McCain ve Lieberman’ın ABD’deki İsrail lobisinin önde gelen isimlerinden olmalarıydı.

Ziyaretin ardından Petraeus’un İsrail’e uçması ise, ikili görüşmenin gündemlerinden birinin de İsrail ile Türkiye arasındaki gerginlik olduğu yorumlarının yapılmasına neden oldu. İddialara göre, Petraeus, Türkiye ile gerçekleştirdiği görüşmede iki ülke arasındaki gerginliğin sona erdirilmesi için ne yapılması gerektiğini öğrenmek istedi. Katledilen Türkiye vatandaşları için özür dilenmesinin beklendiğini öğrendikten sonra da, Türkiye’nin koşullarını iletmek üzere İsrail’e uçtu.

Son günlerde basında yer bulan İsrail’in özür dilemesi gerektiği yönündeki yorumlar da, bu söylentiyi güçlendirir nitelikte. Yabancı basın kuruluşları da bir süredir, İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliğin son ermesi, bunun için de İsrail’in özür dilemesi gerektiğini yazıyorlar.

Üstelik İsrail’e bir model dahi sunulmuş durumda. Buna göre, İsrail, tıpkı ABD’nin Pakistan’da öldürdüğü siviller için "özür dilemesine" benzer bir yolla Türkiye’den özür dileyebilir. Söz konusu yorumlarda, Türkiye’nin de bunu hemen kabul edeceği ve ikili ilişkilerin yeniden rayına oturtulacağı belirtiliyor. İsrail basını da, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın buna sıcak baktığını belirtiyorlar.

Fakat söz konusu görüşmelerin sonucunda, İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinin ne işe yarayacağı sorusu henüz yanıtlanmış değil. Konunun iki ülke arasındaki bir sürtüşmeye ve özür dilenerek üstesinden gelinecek bir küskünlüğe indirgenmesi, bu gerilimin çözülmesinin ardından bölgedeki gelişmelerin ne yöne akacağı konusundaki soruları gölgelemeye yaramakta. Bu açıdan bakılınca, ABD’nin bölgesel planlarına ve bu planlarda Türkiye ile İsrail’in rollerine göz atmak gerekiyor.

ABD bölge koalisyonunu sağlamlaştırmaya çalışıyor
İçinden geçmekte olduğumuz süreçte, özellikle Suriye gündeminin giderek daha yakıcı bir hale geldiğini ortada. Başını ABD’nin çektiği blok, Suriye’ye yönelik ambargo ve yaptırımların artırılmasını ve Esad yönetiminin tamamen iktidardan indirilmesini savunuyor. ABD, BM toplantılarında gündeme gelen geçiş hükümeti önerisine ise sürecin Esad’sız yürütülmesi şerhini eklemeyi zorluyor.

Öte yandan, daha önce Mısır ve Libya’da olduğu gibi, Suriye’de de muhaliflerin hem lojistik hem de istihbarat açısından ABD tarafından desteklendikleri biliniyor. ABD’nin öncülüğündeki Batı ve Arap devletleri, Suriye muhalefetini açık bir biçimde savunarak, muhalefetin Esad karşısındaki gücünü artırmayı hedefliyor.

Ancak tüm çabalara karşın, ABD ve müttefiklerinin bu hedeflerine ulaşabildiklerini söylemek zor. 18 ayın sonunda gelinen noktada, silahlı El Kaide militanlarının da Esad rejimini devirmeye yetmeyeceği görülüyor. Dolayısıyla, ABD açısından olası bir askeri müdahalenin koşulları oluşmaya başlamış durumda.

Her ne kadar askeri müdahale seçeneği gündemdeki öncelikli yerini korusa da, ABD başkanlık seçimlerine çok az zaman kala böylesi bir müdahaleye istekli görünmüyor. ABD yetkilileri tarafından da dile getirilen bu erteleme, sonuçları kesin olarak kestirilemeyen bir seçim sürecine, bir savaşı daha ekleyerek girmeme kaygısından kaynaklanıyor.

İşte ABD’nin Türkiye ve İsrail arasındaki buzları eritmek için üstlendiği aracılık görevinin bu bağlamda bir yere oturtulması mümkün. Yani askeri bir müdahalenin zamanı gelinceye kadar geçecek sürede, ABD, bölgedeki ittifak sistemini elden geçirmeye, aksaklıkları düzeltip boşlukları doldurmaya ve tabi ki müttefikler arasındaki uyumsuzlukları ortadan kaldırmaya niyetleniyor. Bölgedeki ittifak sisteminin önde gelen üyelerinden olan İsrail ve Türkiye arasındaki “tolere edilmesi çok zor” olan gerilimin üstesinden gelinmesi için en uygun zamanın tam da bu süreç olduğu görülüyor.

İsrail’i sakinleştirme çabaları
Sürecin bir başka boyutunu ise, İsrail’in İran’la giderek kopma noktasına gelen restleşmesi oluşturuyor. Uzun zamandır İsrail’in İran’a yönelik bir saldırı hazırlığında olduğu ve sonbaharda bu saldırının gerçekleşeceği yönünde ihtimaller artmış durumda. Üstelik İsrail, İran’la restleşmesinin yanı sıra, ABD’yi de zorlayarak İran’a yönelik bir saldırının arkasında durmasını temin etmeye çalışmakta.

İsrail’in İran’a zamansız bir saldırıda bulunması tehlikesini gören ABD, bir yandan İsrail’i bölgesel ittifak sisteminin yeniden yapılandırılması süreciyle oyalarken, bir yandan da başkanlık seçimlerinde Yahudi lobisinin desteğini alabilmek için İsrail’e kimi “ödül”ler vermeyi deniyor. Şimdiye kadar Suriye gündeminde fazla öne çıkmayan İsrail, bu yolla hem ABD'nin bölgeye ilişkin planlarının bütününü bozmayacak şekilde hareket etmeye sevk edilecek hem de daha fazla inisiyatif üstlenerek sürecin yürütülmesine enerji aktaracak.

Yeniden yapılandırılan ve konsolide edilen bölge ittifaklarında, önde gelen iki ülke olarak Türkiye ve İsrail arasındaki gerginliğin giderilmesi, bu açıdan da kritik bir gündem haline gelmiş durumda.

ABD oyunu yeniden mi kuruyor?
Türkiye ile İsrail ilişkilerinin rayına oturması ve işbirliğinin ilerletilmesi, gerekiyorsa bu amaçla özür dilenmesi, ABD’nin bölge politikalarından ayrı olarak düşünülemez. Bu açıdan şimdiden görünen sonuçlardan biri, bölgedeki inisiyatifin ittifak sistemindeki ülkeler arasında yeniden paylaştırılacağı ve işbölümünün daha fazla şekilleneceği bir sürece girmekte olduğumuz.

Bu tabloda Türkiye'ye bazı kestaneleri ateşten alma rolünün düştüğünü tahmin etmek ise zor değil. Yani Suriye gündemindeki gerilim tırmandırılırken, Türkiye sürecin kışkırtıcı ve zaman zaman vurucu gücü olarak daha fazla iteklenecek, bunun sonucu olarak da daha fazla tehlike ile baş etmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Tehlikelerden en büyüğü ise, Türkiye’nin kanlı ve kirli bir bölgesel savaşın tam ortasına düşmesi. Türkiye’nin Suriye’deki muhalif birliklerin askeri komutasını üstlendiği yönündeki İsrail kaynaklı iddialar da, bu tehlikenin işaretlerinden bir tanesi olarak kabul edilebilir.

(soL - Haber Merkezi)