Sayfa yolu
Bize bir zafer daha gerek!
Yayın Tarihi: 09.05.2012 , 17:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33
Bugün İkinci Dünya Savaşı'nın 9 Mayıs 1945 tarihinde bitişinin, faşizme karşı büyük savaşın zaferle sonuçlanmasının 67'inci yıldönümü. Zafer Günü...
Faşizm Avrupa'da ortaya çıktı ve yine orada yenildi, onu engelleyebilecek tek güç olan sosyalizm tarafından... Sovyetler Birliği, milyonlarca yurttaşını, insanlığı Hitler faşizminden kurtarmak için girdiği savaşta yitirdi.
Dünya halkları açısından tam bir yıkım anlamına gelen İkinci Dünya Savaşı'nda ölen toplam insan sayısı 70 milyondu. 70 milyonun yüzde 33'ü asker iken, yüzde 67'si sivil halktan ölümlerdi.
Sovyetler Birliği 12 milyon asker ve 17 milyon sivil kaybıyla, toplam 29 milyon insanını kaybederek savaşın kayıplarının neredeyse yarısına yakınını verdi. İşgal edilen onlarca Sovyet kenti, Naziler tarafından yakılıp yıkıldı. Sovyetler Birliği'nde "Büyük Anayurt Savaşı" olarak adlandırılan savaşta Sovyet topraklarındaki fiziksel yıkım, diğer tüm Doğu Cephesi ülkelerinden daha fazlaydı. Onlarca Sovyet kenti tanınmayacak hale geldi, altyapı ve binalar tam bir yıkıma uğradı. İnsanlığın faşizme karşı mücadelesinin yükünü sırtlanan Sovyetler Birliği'nde savaş sonrası yapılan araştırmalar, ülkenin Büyük Anayurt Savaşı'nda ulusal zenginliğinin yüzde 30'unu yitirdiğini ortaya koydu.
AB faşizme alan açtı
Birinci Dünya Savaşı'nın bittiğinin ilan edildiği 1918'de, savaş aslında gerçekten bitmiş miydi? Savaşın hemen ertesinde yaşanan gelişmelere, faşizmin yükseltilişine bakılarak, hayır. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından 67 yıl geçse de faşizmin hâlâ gündemde oluşuna bakılarak verilecek "hayır" yanıtıyla aynı nedenle... Avrupa bugün yeniden faşizmin pençesinde. Halklar, kapitalizmin emeğe saldırıları ile, ırkçılık ve gericileşmenin yükselişe geçmesi ile karşı karşıya.
Birinci Dünya Savaşı 1918 tarihinde bittiğinde, geride 1922'de Mussolini'ye, 1933'te de Hitler'e kucak açan, İtalya ve Almanya'yı "miras bıraktı". Aynı İtalya, Etiyopya'yı işgal ediyordu. İspanya, ülkedeki ilerici cumhuriyete karşı İtalya ve Almanya'nın askeri desteğini alan Franco güçlerinin kanlı operasyonu ile karşı karşıya kalıyordu. Tabii bunlar, savaşın gerçek anlamda bitmediğine ilişkin, sadece Avrupa'dan örneklerdi ve savaşın yeni yüzü faşizmdi. Bu yeni yüz, İkinci Dünya Savaşı'nın da yüzü olacaktı.
İkinci Dünya Savaşı'nın geride bıraktığı miras ise, "demokrasi" diyen, "insan hakları" diyen ve bu yüzden de, emperyalist bir birlik olduğu yarım yüzyıl boyunca ve günümüzde hâlâ, göz ardı edilen, Avrupa Birliği (AB) oldu.
AB, komünist mirası dengeleyecek en önemli silahına, kendisine kalan mirasa sarıldı: Faşizm. AB, faşist partilerin oluşmasında, faşizm ve komünizmi denklemeye çalışarak üzerine düşen rolü oynadı.
Fakat bundan daha önemlisi, komünist harekete karşı kapitalist ülkelerin gizli karşı-devrimci örgütleri yeniden yapılandırıldı. ABD, savaş sonrasında işgal altında bulundurduğu topraklardaki karşı istihbarat faaliyetlerini yürütmek üzere örgütlenmeler oluşturdu. Anti-komünist saldırı amaçlı örgütlerin kurulmasında ABD'nin attığı adımlara Avrupa'nın "iç dinamikleri" eşlik ediyor, eski faşist birikimden önemli ölçüde yararlanılıyordu. Eski Nazi generallerinden Reinhard Gehlen, ABD ile işbirliği içinde Alman gizli servisini tekrar kurdu ve anti-komünist birikimini bu kez ABD emperyalizminin hizmetine sundu.
Avrupa devletleri tarafından bilinçli bir şekilde yaratılan faşist yükseliş, yabancı düşmanı eylemlerine izin verilen aşırı sağ partilere, neonazi terör örgütlerinin katliamlarına rağmen, kıtadaki siyasi alanın önemli bir bölmesini işgal etmeye devam ediyor.
Günümüz Avrupası'nda faşizmin yükselişi
Milyonlarca insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı, dönemin faşist iktidarları ve birçok Afrika ülkesindeki sömürgeci katliamları, günümüz Avrupa'sına baktığımızda karşımıza dikilen faşizmin köklerini anlamak için yeterli. Varlığıyla faşizme set çeken Sovyetler Birliği'nin, yıkılışıyla da faşizmin yükselişine neden olması ise, şaşırtıcı olmadı.
Sovyetler Birliği sonrası süreçte ise estirilen anti-komünizm rüzgarları, ülkelerin siyasi arenasında ekseni aşırı sağ söylemlere oturttu. Eski Nazi askerleri, başkent sokaklarında üniformalarıyla yürüyüşler düzenlemeye başladı.
Avrupa'da faşizmin yükselişine, Avrupa ülkelerindeki iktidarların yabancılara karşı çıkardığı ırkçı yasalar da katkı koydu. AB ülkeleri içinde, kaçak göçmenlere, mültecilere ve yabancı emekçilere karşı takınılan baskıcı ve faşizan tutum, Avrupa ülkelerdeki yabancılara dolaşım hakkını, çalışma hakkını kısıtlayan ırkçı düzenlemelerden beslendi.
Avrupa'da yükselişe geçen yabancı düşmanlığı, milliyetçilik ve ırkçılık, özellikle de son dönemde, Avrupa'da yaşanan ekonomik krizden, kemer sıkma politikalarından ve yaygın işsizlikten beslendi. Son örnekler, Fransa ve Yunanistan... Sarkozy faşizminden kurtulmayı Hollande ile mümkün gören, bu umutla Hollande'ı seçen Fransızların oyları, ülkedeki savaş mirası köklü faşizmin kolaylıkla altedilemeyeceğini gösterdi ve Fransız seçimlerinin ilk turunda aşırı milliyetçi Ulusal Cephe yüzde 18'lik oy oranıyla ciddi bir varlık sergiledi. Ciddi bir kriz döneminden geçen Yunanistan'da geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimler, parlamentoya faşist partileri taşıdı.
Faşizme kök söktürmüş Yunanistan'da sandıktan çıkan faşizm
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazizme ve faşizme karşı onurlu bir savaş veren, işgale direnen Yunan halkı, son seçimlerde faşist partilerin başarısına tanık oldu.
6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan genel seçim sonuçlarının ülkedeki siyasi krizi daha da derinleştireceği düşünülen Yunanistan'da, yabancı düşmanlığı ve ırkçı söylemiyle sivrilen neo-nazi Altın Şafak Partisi yüzde 6,97'lik oy oranı ile parlamentonun 300 sandalyesinden 21'ine sahip oldu. Seçime ilk kez giren milliyetçi Bağımsız Yunanlılar da yüzde 10,59 oy oranı ile dördüncü parti konumuna yerleşirken 33 sandalye elde etti.
Bir önceki seçimde sadece binde 29 oy alabilen Altın Şafak Partisi'nin genel başkanı Nikolaos Mihaloliakos, partisinin başarısını "temiz bir Yunanistan için savaşan kara elbiseli çocuklar"a atfetti. Nikos Mihaloliakos basın toplantısında basın mensuplarını "korkun, artık biz geliyoruz" diyerek tehdit etti. Basın açıklamasını dinlemeye giden basın emekçileri, Altın Şafakçı dazlaklar tarafından, partinin başkanı Nikos Mihaloliakos’un içeri girerken ayağa kalkmaya ve saygı duruşunda bulunmaya zorlandı. Buna itiraz eden basın emekçilerinin üzerine yürüyen dazlaklar, ayağa kalkmayanları dışarı atmakla tehdit etti. Altın Şafak, seçim döneminde özellikle göçmen karşıtı söylemiyle sivrilmişti. Partinin seçim sloganlarından bir tanesi "Bu pis kokudan kurtulalım" idi, "pis koku" ile kastedilen ise, göçmen işçiler…
Avrupa ülkelerinde faşistler iktidar ortağı
Avrupa'nın belli başlı ülkelerinde 1960’lardan itibaren kurulmaya başlayan faşist partiler, zaman içerisinde, Avusturya, İsviçre, Avusturya, Danimarka ve İtalya gibi ülkelerde ciddi oy oranlarına ulaşarak hükümet ortağı oldular.
Avusturya'da aşırı sağcı Jörg Haider liderliğinde 1999'da yaklaşık yüzde 27 oy alarak koalisyon hükümetine giren FPÖ, 2007 yılına kadar hükümette kaldı. Bölündükten sonra FPÖ ve BZÖ olarak yola devam eden partiler, son genel seçimlerin yapıldığı 2008 yılında toplamda yüzde 28 oy oranına ulaşarak 183 sandalyeli meclise 53 vekil gönderdi. Son kamuoyu yoklamaları, FPÖ'nün yüzde 27, BZÖ'nün ise yüzde 5 civarında oy oranına ulaştığını gösteriyor.
Avrupa'da aşırı sağın seçimlerde birinci sırada yer aldığı tek ülke ise, İsviçre. Son seçimlerde yüzde 26 oy alarak elde ettiği 54 milletvekili ile ulusal meclisteki en büyük siyasi grup olan İsviçre Halk Partisi (SVP), dörtlü koalisyondan oluşan hükümetin ortaklarından birisi durumunda.
İtalya'nın eski başbakanı Silvio Berlusconi'nin son koalisyon hükümetinde önemli yer tutan ve kabinede 4 bakanla temsil edilen Kuzey Ligi (Lega Nord), üç ayrı dönem hükümette yer aldı. Son genel seçimlerde yüzde 8,3, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 10,2 oy oranına ulaştı. Partinin Temsilciler Meclisi'nde 59 sandalyesi bulunuyor.
İsveç'te ise kuruluşu 1988'e dayanan İsveç Demokratları (SD) adlı ırkçı parti, tarihinde ilk kez 2010 seçimlerinde yüzde 5,7 oy oranıyla 20 milletvekili çıkardı. Finlandiya'da Nisan 2011'de yapılan milletvekili seçimlerinde yüzde 19 oy alarak dikkat çeken Gerçek Finlandiyalılar Partisi (Perussuomalaiset), göçmenlere karşı sert muhalefetiyle dikkat çekiyor. Norveç'te, 1997'den bu yana ülkenin ikinci büyük partisi olan aşırı sağ İlerici Parti, 2009'da yapılan seçimlerde oyların yüzde 22,9'unu almıştı. Avrupa sağının önemli kalelerinden olan Danimarka Halk Partisi (DF), 1995'ten bu yana katıldığı tüm seçimlerde oy oranını artırırken, 15 Eylül 2011'de yapılan seçimlerde yüzde 12,3 oy alarak 22 milletvekili çıkardı ve ülkenin 3. büyük partisi haline geldi. Varlık nedenini yabancı karşıtlığı üzerine kuran DF, düzenin faşizme ihtiyacını da en az bir 10 yıllık pratik ile sergilemişti. DF, 2001-11 arasında liberal-muhafazakâr partilerden oluşan azınlık koalisyon hükümetini ayakta tuttu.
İngiltere'de yabancı karşıtı Britanya Milli Partisi (BNP), 2009'da yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 900 bin oy alarak dikkatleri üzerine çekmişti. Önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde ise BNP'nin meclise girmesi bekleniyor.
Almanya: Faşizm hiç yok olmadı ki...
Avrupa'daki faşist yükselişin temellerini, Nazizmin doğum yeri olan Almanya'dan bağımsız düşünmek olanaklı değil. İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllardan, 1956'dan iki örnek vermek bu temel hakkında yeterince fikir veriyor. 1956 yılının Ekim ayında, Federal Almanya hükümeti, yeni ordunun 38 generalinden 31'inin ve 237 albayından 100'ünün Nazi ordusunun genelkurmayında bulunduğunu kabul etti. Hükümet aynı dönemde, Ağustos 1956'da Almanya Komünist Partisi'ni (KPD) yasaklamıştı.
Almanya'da neo-nazi kökenli hareketler her zaman tehdit oluşturdu. Özellikle son 20-25 yılda göreve gelen hükümetler, faşist grupların güçlenmesini kayıtsızlıkla izleyerek el altından destekledi. Özellikle 1990 ile 1998 arasında görevde olan Kohl hükümeti pek çok sol örgütlenmeyi yasaklayarak, neo-nazizmin yükselişinin önünü açtı. Demokratik Alman Cumhuriyeti ile Alman Federal Cumhuriyeti'nin birleşmesi sonrası süreçte, yoğun yoksulluk ve kapitalizme dair hayal kırıklığı yaşayan kitlelerin olası bir sola dönüşünü engellemek için, faşist gruplar planlı olarak devreye sokuldu. Birleşmeden sonra yürürlüğe sokulan yasalar, faşist grupların örgütlenmesini kolaylaştıracak biçimde düzenlendi, neo-nazi grupların normalde solcular tarafından yürütülen bir dizi sosyal dayanışma işlevini üstlenmesi, halkın sempati ve güvenini kazanmalarının kolaylaştırılması hükümetler eliyle sağlandı.
Bugün ise, Avrupa'da yaşanan ekonomik krizin tüm yükünün emekçi halkların sırtına yüklenmesinde birinci elden sorumlu olan Almanya'da, milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine yol açan faşizmin kült haline gelmiş propaganda araçlarından birinin, Hitler'in, yayın hakları tekelinin 2015 itibariyle kalkacağı "Kavgam" adlı kitabının ülke içinde yayımlanması konusunda "demokratik" tartışmalar yürütülüyor.
(soL - Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.