Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi'nin ardından Müslüman Kardeşler ve İran

Bağlantısızlar Hareketi (BH) Zirvesi geçtiğimiz Pazartesi günü Tahran'da toplandı. Dün sona eren zirveye Mısır devlet başkanı ve Müslüman Kardeşler üyesi Muhammed Mursi'nin konuşması ve İran dini lideri Ayetullah Hamaney'in söyledikleri damga vurdu.
Cuma, 31 August 2012 16:37

Bu yıl Tahran'da gerçekleşen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi, önceki yılların aksine Batı basınında da geniş yer buldu. Bunun nedenleri arasında, hareketin dönem başkanlığının İran'a geçecek olması, Suriye gündemi ve Mısırlı bir devlet başkanının 1979'dan beri ilk kez İran'ı ziyaret ediyor oluşu vardı. Bu durum, Hüsnü Mübarek yönetimi boyunca gergin olan Mısır-İran ilişkilerine dair çeşitli yorumların ortaya çıkmasına neden oldu.

Yapılan yorumlar arasında, İran'ın bir süredir Mursi yönetimine yönelik olumlu mesajlar veriyor olmasına da değinilerek, Mısır-İran ilişkilerinin gevşemeye ve hatta iki ülkenin de dış siyasette pragmatik tutumlarına vurgu yapılarak, ilişkilerin bir işbirliğine dönüşme ihtimalinin bulunduğuna da değinildi. Ancak gerek zirveden önce Mısır cephesinde yaşanan gelişmeler, gerekse Mursi'nin Suriyeli temsilcilerce protesto edilen konuşması başka bir doğrultuya işaret ediyor.

Müslüman Kardeşler İran'a ne mesaj veriyor?
Mursi, Suriyeli temsilcilerin salonu terk ederek protesto ettikleri konuşmasında, Suriye ve Filistin halklarının özgürlük için mücadele ettiklerini söyledi. Suriye yönetimini baskıcı olmakla suçlayan Mursi, "Zalim Suriye rejiminin karşısında Suriye halkının yanında olmak insanlığımızın ve imanımızın gereğidir. Suriye demokratik bir sisteme geçmelidir, ülke iç savaş ve bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır" diye konuştu. Bunun dışında Suriyeli muhaliflere de birlik çağrısında bulundu.

Mursi, konuşmasının devamında İran'ın barışçıl nükleer teknoloji geliştirme hakkı bulunduğunu ve bunu desteklediklerini, bölgede bu konudan rahatsız olan tek ülkenin İsrail olduğunu da söyledi. İran'a yönelik bir jest olarak yorumlanan bu sözler, Mursi'nin İran'a dönük "sıcak" tavrının ilk örnekleri değil. Mursi, daha önce de, Mekke'deki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirvesi'nde Suriye krizini çözmek konusunda Ankara, Kahire ve Riyad'ın yanında Tahran'ı da içine alacak bir iletişim grubu kurulması fikrini desteklemiş ve Suriye konusunda İran'ı da çözüme dahil etmek gerektiği mesajını vermişti.

Ancak Batılı ülkelerin İran'a yönelik izolasyon ve ambargo siyasetine karşın, Mursi'nin böyle bir tutum benimsemesinin arka planında ne tür niyetlerin olduğu bir tartışma konusu. Mehdi Nazemroaya, BH Zirvesi'ne dair makalesinde, Mısır Müslüman Kardeşleri ve Mursi'nin Katar'la yakın ilişkilerine ve ideolojik ortaklığına dikkat çekiyor ve zirveden önce Katar'dan gelen 500 milyon dolarlık yardımı hatırlatıyor:

"[Katar] Emiri El Tani'nin Mısır ziyaretinin bir çıktısı da, Katar'ın Kahire'ye 2 milyar dolar vereceğinin duyurulması oldu. Gerçekte Katarlılar Mısır'a yalnızca 500 milyon dolar verdiler ve geri kalanının Tahran'daki BH Zirvesi'nden sonra ödeneceğini söylediler. Bu ödeme takvimi hiçbir şey söylemiyor mu?

IMF'nin Kahire'ye kredi görüşmeleri konusunda yaptığı ziyaretin zamanlaması şüphe uyandırıcı, çünkü bu ziyaret de BH Zirvesi'nin arefesinde gerçekleşti. Bir yıllık belirsizlik sürecinin ve ısrarlı taleplerin ardından Katar ve IMF, kasalarını Mısırlılara açtılar (gerçi Katar daha önce biraz para göndermişti)."

Bu para, Katar tarafından vaat edilen 2 milyar dolarlık yardımın ilk kısmını oluşturuyor. Yardımın bir kısmının zirveden hemen önce ödenmesi dikkat çekici. Mısır'ın kötü durumdaki ekonomisi, Mursi yönetimini dış yardım beklentisine yöneltiyor ve Katar'ın yanında IMF ile imzalanması beklenen 4,8 milyar dolarlık bir anlaşma da hazırda bekliyor.

Gerek IMF, gerekse Katar'dan beklenen ekonomik yardımların dışında, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un Mısır'a yaptığı ziyaret sırasında Mursi'nin Clinton'a verdiği mesajlar da, Müslüman Kardeşler yönetiminin nerede saf tutacağı konusunda ipuçları sunuyor. Mursi bu görüşmede, gerek İsrail konusunda, gerekse Suriye gibi kritik başlıklarda ABD'nin bölgesel vizyonuyla çatışmayacaklarının işaretini açık bir biçimde vermişti.

Dolayısıyla Mursi'nin Tahran ziyareti konusunda yapılan Batılı güçleri rahatsız ettiği yönündeki yorumlar yanıltıcı. Zira, Suriye konusunda Esad karşıtı açık mesajlar veren Mursi'nin, İran'a Suriye konusunda tutumunu değiştirmesi yönünde işaret verdiği de düşünülebilir. Kaldı ki İran'ın Suriye'den desteğini çekmesi, Suriye'deki olası bir rejim değişikliği ihtimalini oldukça artıracak. Öte yandan Katar-Suudi Arabistan ikilisi içinde, tarihsel ve ideolojik nedenlerle Katar'a daha yakın duran Müslüman Kardeşler'in finansal açıdan da bu ülkenin eline bakıyor olması, Suriye'ye karşı düşmanca politikaların bölgedeki öncülerinden Katar'ın, Mursi'nin bu tutumunda rolü olduğunu düşündürüyor.

Tüm bunlar ışığında Müslüman Kardeşler yönetiminin bölgede üstlendiği role dair söylenebilecek şeyler var. Müslüman Kardeşler İsrail'le, diğer Arap ülkeleriyle ya da (Selefiler gibi) diğer İslamcı fraksiyonlarla yer yer anlaşmazlığa düşse bile, bölgede ABD'nin ittifak sistemi dışındaki herhangi bir çabanın engellenmesi çerçevesine uygun hareket ediyor. Nitekim, Katar ve Suudi yönetimleri kendi aralarında çekişmeler yaşasa dahi (Mısır'daki başkanlık seçimlerinde Katar'ın Müslüman Kardeşleri, Suudi'lerin ise bir başka adayı desteklemesi buna örnek gösterilebilir), ABD yanlısı politikalarda aralarında ciddi bir uyum ve koordinasyon olduğu görülüyor. Müslüman Kardeşlerin egemen olduğu Mısır da bu denklemin dışında bulunmuyor.

Bağlantısızlar Hareketi, üye sayısının çokluğu ve içinde "Atlantik Güçleri"nden hiçbir üye bulunmaması gib özellikleriyle dikkat çekiyor ve uluslararası siyaset arenasında ciddiye alınması gereken bir oluşum olarak kabul ediliyor. Harekete yeni dönemde İran'ın liderlik edecek olması da altı çizilmesi gereken diğer bir husus. Suriye'nin İİT üyeliğinin geçtiğimiz haftalarda askıya alındığı hatırlanırsa, bu gelişmelerin giderek yalnızlaştırılmaya çalışılan Suriye ve İran açısından önemi daha iyi kavranabilir.

Bağlantısızlar Hareketi neden önemli?
Bağlantısızlar Hareketi, Soğuk Savaş döneminde, 1961 yılında kuruldu. Yugoslavya, Hindistan, Mısır, Gana ve Endonezya gibi ülkelerin girişimiyle kurulan Hareket, genel olarak emperyalizme karşı tavır aldı. Bu dönemde Bağlantısızlar Hareketi, üye ya da gözlemci sayılmasa da Sovyetler Birliği'nin emperyalist ülkelerin aksine yakın tutum benimsediği bir oluşum oldu. Ancak Sovyetlerin çözülmesi ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından, neoliberalizmin yükseldiği dünyada BH'nin etkisi azalmaya başladı. Uzun yıllar boyunca pek çok bağımsız eski sömürge ülkesini içinde barındıran oluşumun Beyaz Rusya, Kolombiya ve Suudi Arabistan gibi bazı üyeleri, bugün tam anlamıyla bağımlı ülkeler konumundalar.

Mehdi Nazemroaya bahsi geçen makalesinde bu konuya da değinerek, İran'ın Rusya ve Çin'le birlikte BH'yi yeniden etkin kılmak niyetinde olduğunu belirtiyor. BH ayrıca, Batılı emperyalist güçlerin etkisinde olduğu kabul edilen Birleşmiş Milletler'e alternatif olmaya en yakın aday olarak kabul ediliyor. Nitekim İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Tahran'daki zirvede yaptığı konuşmada BH'nin benimsediği siyasi, kültürel ve ekonomik bağımsızlık ve üye ülkeler arasındaki dayanışma hedeflerinin bugün de geçerli olduğunu belirtti. "Dünya birkaç Batı ülkesinin diktatörlüğü altında yönetilmemeli" diye konuşan Hamaney, BM'in Batılı güçlerin kontrolünde antidemokratik bir yapı olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"ABD ve işbirlikçileri, bu sorunlu ve hatalı yapıyı suistimal ederek zorbalık yapabiliyorlar. Onlar, insan hakları diyorlar, ancak Batı'nın çıkarlarını gözetiyorlar. Demokrasi diyorlar, ama ülkelere askeri müdahalelerde bulunuyorlar. Terörizmle mücadele diyorlar, ancak savunmasız insanları, köyleri, kentleri silahlara ve bombalara hedef gösteriyorlar. Onların görüşüne göre, insanlık birinci, ikinci ve üçüncü sınıf vatandaşlar olarak ayrılıyor. Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki insanların hayatını değersiz, ABD ve Batı Avrupa'dakilerin hayatını değerli olarak kabul ediyorlar."

İran'ın, yeni dönemde liderliğini yürüteceği BH'nin, Birleşmiş Milletler ya da NATO gibi oluşumlara karşı güçlü bir alternatif haline gelmesini istediği söylenebilir. Mursi'nin zirvedeki konuşmasıyla Suriye konusunda yaşanan kutuplaşmayı açığa çıkarması, Müslüman Kardeşler iktidarının ABD ve müttefiklerinin karşısındaki her türlü oluşumun sabote edilmesi konusundaki işlevselliğini ortaya koyuyor. Bir yandan Suriye'yi sert sözlerle eleştiren Mursi'nin, diğer yandan İran'la ilişkileri geliştirmeye çalıştığı izlenimi vermesi ve İran'ı Suriye'yi yalnız bırakması konusunda ikna girişimleri de bu doğrultuya işaret ediyor.

(soL-Dış Haberler)