Sudan’da sahipsiz darbe, programsız devrim

Sudan’da El Beşir’i indiren darbeye henüz sahip çıkan yok. El Beşir’in güvenlik ekibinden oluşan darbeciler, görünüşte geçmiş devrin uzantısı oldukları ve askeri bir geçiş süreci tarif ettikleri için kabul görmüyorlar. Fakat kabul etmeyen taraflar ve etmeme gerekçeleri farklı. Emperyalist devletlerin hesapçılığı ile halkın patlayan özgüveni arasında bir açı varmış gibi görünüyor.
Ali Somel
Cuma, 12 Nisan 2019 09:12

Sudan'da El Beşir, sistem içi bir operasyonla iktidardan indirilirken 2018 Aralık’ında gıda fiyatlarının artışına karşı beliren halk hareketinin baskısı altındaydı. 1989’da bir darbeyle kurulan El Beşir rejimine karşı ülkede on yıllardır bir mücadele sürüyor. 1964 ve 1985’te benzer rejimlere karşı halk kalkışmalarının Sudan’da bir gelenek oluşturduğu söyleniyor. Ne var ki örneğin 1985’teki kalkışmanın bileşenleri arasında Müslüman Kardeşlerden unsurlar dört yıl sonra El Beşir’e payandalık etmişlerdi.

‘SUDAN DEVRİMİ’

El Beşir’in şeriatçı ve baskıcı rejimi karşısında 2011’de Güney Sudan’ın kopuşunda ve eğitimli kesimlerin artan tepkilerinde halkın kendi kaderini tayin etmesi ve laiklik arayışı var. 2018 Aralık ayında ekmek zammı ve artan gıda fiyatlarına karşı tırmanışa geçen harekette Sudan Meslek Örgütleri Birliği öne çıktı. Ocak ayında Sudan Komünist Partisi dahil olmak üzere muhalefet partilerinin desteğiyle Özgürlük ve Değişim Deklarasyonu ilan edildi.

İmzacılar bu hafta başından beri yüzbinlerin katılımıyla ülke genelinde onlarca noktada ve başkent Hartum’da Genelkurmay önünde eylemler organize ediyor. Bu geniş seferberliğe verilen isimle ‘Sudan devrimi’, orduda alt düzey subayları yanına çekti ve bazı askerlerin eylemcilerin safına geçmesine yol açtı. Bunun ne kadar kendiliğinden olduğu belli değil fakat dün cereyan eden darbe El Beşir yönetiminin uzantısı olan üst düzey generallerin gerçekleştirdiği bir el koymaydı. ‘Sudan devrimi’nin sahipleri bu yüzden darbecileri ‘devrimi çalmakla’ suçluyorlar.

NE EL BEŞİR’LE NE EL BEŞİRSİZ...

El Beşir’in iktidara gelişi Sovyetler Birliği’nin dağılış döneminde yaşanmıştı. Bölgeyi yeniden dizayn etme ihtiyacı, ABD’nin El Beşir’i 1993 yılında İslamcı teröre destek veren ülkeler listesine soktu. Fakat rejimin Müslüman Kardeşlerle dostluğu, ABD’nin bu dizayn ihtiyacı açısından Arap Baharı süreciyle uyumluydu. O yüzden kimilerince Cumhurbaşkanı Erdoğan’la özdeşleştirilen El Beşir’in geçmişte eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yakınlığı tesadüf değildir. Şimdi ise ABD bölgesel rakipleri karşısında ne ölçüde kendisine hizmet edeceğini öngöremediğinden darbecilere şerh düşüyor.

ABD’nin Sudan konusunda ortağı olan Batılı troykanın diğer unsurları İngiltere ve Norveç. 10 Nisan’da bu üç ülke El Beşir rejimini uyaran bir açıklama yayımlamışlardı. Hartum’da Afrika Birliği Yüksek Paneli toplantısında bir araya gelen bu ülkelerin büyükelçileri Sudan’da hükümetin ekonomide kontrolü ele alması gerektiğini belirttiler. Fakat dikkat çekici olan, ABD’nin halk muhalefetine ‘müphem’ ifadesiyle güvensizlik atfetmesi, bununla birlikte gençlerin uluslararası destek talebinde bulunduğundan övgüyle bahsetmesiydi. Norveç ise özellikle El Beşir rejiminin Rusya ve Mısır ile geliştirdiği ilişkilere dikkat çekmişti.

HAY ALLAH, NEREDE KALMIŞTIK...

El Beşir’in Sudan’ını kaybetmekten en fazla canı yanabilecek ülke gerçekten Rusya gibi görünüyor. Çin Cibuti’de askeri üs kurarken Afrika boynuzuna yerleşmeye çalışan Rusya’nın Sudan’da hem maden kaynaklarına yöneldiği hem paralı asker Wagner Grubu’nu El Beşir’e destek olarak gönderdiği basına yansımıştı. Kendi coğrafyasında Renkli Devrimlere dönük haklı alerjisi düşünüldüğünde Rusya’nın halk destekli muhalefetin meşruiyetini görmezden gelerek ‘biz darbelere karşıyız’ tepkisi vermesi doğal sayılabilir. Öte yandan Rus tekellerinin çıkarları açısından Beşir'le körü körüne bir dostluğun mantığı olmayacağı için Sudan rejiminin devamcılarıyla ilişkilerini koruyacak mesajlar vermesi yine doğal kabul edilmeli.

El Beşir’in uluslararası düzeyde benimsenen tabirle insan hakları sicili çok kabarıktı. 2015 yılında Güney Afrika’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmek üzere alıkonmaktan son anda paçayı kurtardığı biliniyor. Fakat gerek bu vakada onu kurtaran Güney Afrika’nın, gerekse yakın zamanda ilişkilerini geliştirdiği Mısır’ın şimdi El Beşir’e sahip çıkmamasına şaşmamalı. Afrika Birliği ülkelerinin anti-Batıcılık adına benimsediği ‘darbeye karşıtlığı’  söylemini bir tarafa koyalım. Sudan’ın Afrikalı komşuları Sudan’a sükunet ve istikrar telkin ederken Afrika Birliği Genel Başkanı ülkedeki ‘yabancılar’ ve ‘özel mülkiyet’e dönük hassasiyet vurgusu yaptı. Önümüzdeki günlerde coğrafyanın diğer işbirlikçilerinin nezaretinde El Beşirsiz bir El Beşir Sudanı’nın sürmesi ihtimaller dahilinde.

‘TEK ORDU, TEK HALK’

Enflasyonun gıda fiyatlarına etkisiyle muhalefetin siyasallaşması, bugünkü halk tepkisinin sınıfsallığına işaret ediyor. Ocak’ta Özgürlük ve Değişim Deklarasyonunda açık bir sınıfsal vurgu olmasa da, Aralık’ta artan hayat pahalılığının, Şubat’ta tepki gösteren bir öğretmenin gözaltında öldürülmesinin infiale yol açması hareketin karakterine dair bazı göstergeler. Muhalefet içinde ABD’nin ifade ettiği ‘uluslararası destek’ söylemi de var, fakat bu daha ziyade El Beşir’e yönelik emperyalist desteğin geri çekilmesine yönelik bir baskı olarak anlaşılıyor.

Siyaseten liberal içerikteki Özgürlük ve Değişim Deklarasyonu, bazı muhalefet grupları arasında şeriatın ilgasını net ifade etmediği için eleştiriliyor. Dinsellikle arasına kesin bir mesafe koymayan Meslek Örgütleri Birliği örneğin darbenin bu ikinci gününde halkı Cuma namazında şehitler için duaya çağırabiliyor. Öte yandan yürüyüşlerde ‘Müslüman Kardeşlerin ordusu değil, tek ordu, tek halk’ sloganları atılıyor, askerlerin El Beşir’in İslami Hareket’in genel merkezini bastığı haberleri geliyor.

EYLEM VAR, AMA PROGRAM?

Meslek Örgütleri Birliği dün alt tabaka asker ve polislerin halk devrimine katıldığını ilan etti. El Beşir’in devrildiği gün halkın istihbarat ve güvenlik merkezlerini basması ve gözaltındakileri çıkarmasına yansıyan özgüven aylardır devlet şiddetinden kaynaklanan barajın aşılmasını sağladı. Şu an için hareketin öne çıkan yönü, halkın özgürlük talepleri doğrultusunda sivil bir geçiş hükümetini ordu kabul etmeden dağılmama kararlılığı.

Sürecin başından beri öne çıkan, çok sayıda lideri gözaltına alınan ya da tutuklanan Sudan Komünist Partisi, askeri kılıklar içinde rejimin devam etmesine karşı halka oturma eylemlerine kitlesel olarak katılma çağrısı yaptı. Darbeden önce El Beşir’in istifası için Cumartesi günü düşünülen genel grevin bu koşullarda darbeyi yapanlara karşı gerçekleşmesi bir olasılık. Ne var ki devrimin peşini bırakmama yönünde yapılan vurgulara henüz bir siyasi program tartışması eşlik etmiyor. Bu kritik zaafın giderilmesinde Sudan Komünist Partisi'nin rolü de belirleyici olacak gibi görünüyor.