Sol pusulasını kaybederse: İran'da kadınlar

'İran 1978-2018' gibi kadınların fotoğraflarının karşılaştırıldığı biraz da korku veren görselleri mutlaka görmüşsünüzdür. Mini etekli, makyajlı pek çok kadının fotoğrafı ile çarşaflı hatta peçeli kadınların fotoğrafı yan yana. Hatta ikinci tarih ‘80’ler olarak bile resmedilebilir. Yani birkaç yıl içinde 'modern' kadın gericiliğe teslim olmuştur. Ya da o 'modern' kadın imajı neden ibaretti ki böyle hızla dönüşebildi?
Özgür Sarı
Pazartesi, 11 Şubat 2019 13:21

Aslında bilindik bir öyküyü anlatacağız. Tarihimizde ve günümüzde bunun farklı farklı örneklerini yaşadık ve yaşıyoruz. Herhalde mücadelenin en önemli belirleyeni düşmanını ve dostunu doğru tarif edebilmek. Peki bu nasıl mümkün olacak?

Bunun nasıl mümkün olacağını öğrenmek için tarihimizde hangi hataların nasıl sorunlara yol açtığını gözlemlemek doğru bir yöntem sanırım.

Gözlemimizi İran yakın tarihinden yapalım.

“İran 1978-2018” gibi kadınların fotoğraflarının karşılaştırıldığı biraz da bize korku veren görselleri mutlaka görmüşsünüzdür. Mini etekli, makyajlı pek çok kadının fotoğrafı ile çarşaflı hatta peçeli kadınların fotoğrafı yan yana. Hatta ikinci tarih ‘80’ler olarak bile resmedilebilir. Yani birkaç yıl içinde “modern” kadın gericiliğe teslim olmuştur. Ya da o “modern” kadın imajı neden ibaretti ki böyle hızla dönüşebildi?

20. yüzyıla kadar İran’da Şii din adamlarının giderek artan bir siyasi etkisi oldu. Bu etki Şah karşıtı muhalefette belirleyen bir rol oynamış, sonrasında da yeni rejimin şeriat olması noktasına gelebilmiştir.

ULEMALAR VE PEHLEVİ MONARŞİSİ

Ulemalar 1925’e kadar İran’da iktidar olan Kaçar Hanedanlığı döneminde devlet yönetiminin bir parçası olmanın yanında dinin siyasi alanın dışında(ymış gibi) görülmesi sebebiyle giderek güçlendikleri bir dönemi yaşadılar. Çünkü eğitim ve yargı alanı dini alanlar olarak görülüyor ve bu alanlar tamamen ulemaya bırakılıyordu. Vakıf ve mülklerin yönetimi ve dini vergiler olarak da adlandırabileceğimiz zekat vb. toplanması da ekonomik olarak güçlenmelerine neden oldu.

19. yüzyılın ikinci yarısında emperyalizmin İran ekonomisinde belirleyici olmaya başlaması, ülkeyi özellikle Rus ve İngiliz sanayi ürünlerinin pazarı haline getirmiştir. Bu şirketlere tanınan ayrıcalıklar -kapitülasyonlar- ülkedeki küçük üreticiler ve ticaretle uğraşan sınıfın giderek gerilemesine neden olmuştur. Tütün üretimi ve ticaretinin 50 yıllığına tekel olarak bir İngiliz firmasına devri ile ortaya çıkan ayaklanma, ulemanın İslamı batı karşısında savunma politikasının sahneye ilk çıkışıdır. Bunun yanında bu tarihsel olay, bağımsızlığı savunan ülke aydınları ile de ilk yan yana geliş olmuştur.

1906 İran meşrutiyeti ile ortaya çıkan anayasada, devletin dinini Şiilik olarak belirlemesi ve her çıkartılacak yasanın şeriata uygunluğunun denetimi için bir ulema konseyi tarifi getirmesi, ulemanın artan etkinliğinin kanıtıdır. 

1925, İran’da Pehlevi monarşisinin başladığı tarihtir. Başlangıçta ulemanın desteğini, iktidarını güçlendirmenin bir aracı olarak görmüştü ancak Pehlevi iktidarında devlet merkezileştikçe ulemanın etki alanı daralmaya başladı. 

Yeni laik eğitim kurumlarının kurulması, ulemaların tekelindeki şer’i ve örfi mahkemelerinin uygulama alanlarının sınırlandırılması, vakıf yönetimlerinin yeni kurulan vakıflar bakanlığına devredilmesi, günlük yaşamda dinsel giysilerin giyilmesinin yasaklanması ve kadınların başlarını örtmelerinin yasaklanması da bu dönemde yaşandı.

KADININ ÖRTÜNMESİ

Rıza Şah kendi iktidarını destekleyen büyük toprak sahiplerinin, zengin tüccarların ve sanayi burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda adım atmaktaydı. Yaşanılan modernleşme, aşiret yapılarının ortadan kaldırılması ve ulemanın temsil ettiği sınıfsal yapının dönüştürülmesi gibi bir amacı hiçbir zaman içermedi. Ulemanın kadrolarını yetiştirdiği dini merkezler bu dönemde gelişti. Yapılan reformlar yapısal olmaktan çok batı dünyası ile entegrasyon sürecindeki vitrinin düzenlenmesinden ibaretti. Ulemalar cumhuriyetin şeriata aykırı olduğu kampanyası ile muhalefet yaparken, 1944’te de kadının örtünmesinin yasaklanmasını geri aldırmayı başardılar. Zaten bu süreçte ulemalardan iktidarı hedefleyen bir muhalefet de gelmedi. Tüm süreç karşılıklı olarak birbirlerinin meşruluklarını desteklemek ancak kendi sınırlarını çizmekten ibaret oldu.

Musaddık öncülüğünde yükselen milli cephe İran petrolünün millileştirilmesini savunmaktaydı. Başbakan olarak iktidara geldikten kısa bir süre sonra ABD ve İngiltere’nin sınırsız desteğini alan Şah bir darbe ile devrilmesini sağladı. Bu darbe sonrasında ülke içerisindeki sola karşı yoğun bir baskı uygulandı ve ülkede muhalefet adına sadece dini örgütlenmeler kalmaktaydı.

İLK KARŞI KARŞIYA GELİŞ

Bu süreç 1963’te Şah’ın “ak devrim” adını verdiği toprak reformunu da içeren paketin açıklanmasına kadar devam etti. Ulemanın kendisinin büyük toprak sahibi olması ve büyük toprak sahiplerinin maddi destekleri sebebiyle iktidarla ilk karşı karşıya geliş yaşandı. Bu paket kadınlara oy hakkı veren yeni seçim yasasından, tüm devlet fabrikalarının özel sektöre satılmasına kadar pek çok içeriğe sahipti.

1963 ayaklanması dinsel çevrelerce düzenlenmiş bir hareket değildi. Reformların uygulanmasına değil uygulanışındaki zorbalık içeren yöntemlere karşı muhalefet, “reformlara evet zorbalığa hayır” sloganı ile sokaklara çıkmıştı. Zorbalığın büyük kısmını dini kurumlara yönelmiş olması başka bir sınıfsal çatışmanın da sonucuydu. Mevcut iktidarın, alternatif dini bir bir devlet programıyla karşısında olan ise sadece ulemalardı, önde gelen sözcüsü ise Humeyni’ydi. 

İran’ın tek milli lideri olarak tanımlanabilecek Musaddık yönetiminin ABD eliyle tasfiyesi monarşiye muhalefet eden tüm güçlerin bastırılması ile sonuçlanırken burjuvazi meşruiyetini din adamlarından almaya devam etti. 

Din dışı muhalefetin örgütsel olarak da zayıfladığı ortamda millliyetçi kanat ulusal bağımsızlığı, sol da antiemperyalizmi din adamlarına kaptırmış oldular.

KAPİTALİZMİN 'LAİKLİĞİ', DİN ADAMLARININ 'ANTİEMPERYALİSTLİĞİ'

İran’da devrim öncesi muhalefet Şah’a karşı olmak ortak noktasında birleşmekteydi. Hatta İranlı komünistlerin örgütü olan Tudeh, islamcı hareketleri antiemperyalist olarak tanımlamakta ve ittifak stratejisi yürütmekteydi. Kapitalizmin laikliği yerine din adamlarının antiemperyalistliğini tercih edilir görüyordu.

SOL KENDİ SÖYLEMİNİ ÜRETEMEYİNCE...

Dini örgütlenmelerin bir kısmının mülkiyetin Allah’a ait olması söylemi dahi marksist olarak nitelenebilir ve iyi bir şey olarak görülebilir haldeydi. Yani sol kendi söylemini ve hedefini üretememiş, tüm argümanlarının İslami hareketlerce kullanılır olmasını da meşrulaştırmıştı.

İran’da 1979’da yaşanan süreç dinci ve din dışı muhalefetin ortak mücadelesi sonrası gerçekleşmiş olmakla birlikte, İslamcı hareketin giderek belirleyen olması ile İslam Devrimi olarak gerçekleşmesine neden oldu. 

KADINLAR SOKAKTAYDILAR

Ve bu devrim kadınların aktif katılımı ile oldu. Kadınlar sokaklardaydı, yaralıları tedavi edenlerdi. Silah taşıyan hatta silah kullananlardı. Ancak İslami ideoloji onları Muhammmed’in kızı, Ali’nin eşi ve Hasan ile Hüseyin’in annesi Fatma olarak sokağa davet etmişti. Gerçek bir Müslüman kadın gerektiğinde ailesini ve ülkesini korumak için sokağa çıkmalıydı. İslami ideoloji kadınlara verdiği Fatma kimliği ile onları İslami devrim için harekete geçirebilmişti. 

Devrim öncesi gerçekleşen sokak gösterilerine sol örgüt üyesi kadınların dahi çarşafları ile katılıyor olması iyi niyetlilerce silah ve bildirilerin saklanmasının kolaylığı olarak ifade edilse de aslında çarşaf Şah’a karşı siyasal bir bayrak olmuştu. Başka bir devrim için mücadele eden kadınlar da bu meşruiyete destek vermiş oldular.

'GERİYE GİTMEK İÇİN DEVRİM YAPMADIK'

1979 anayasa tartışmalarında Humeyni’nin örtünmeyi bir zorunluluk olarak yasalaştırmak istemesi özellikle kadınları yeniden sokağa döktü. Şah’ın devrilmiş olmasının tek başına gelecekleri için bir kazanım olmaktan çok uzak olduğu hayli geç olarak artık fark edilmişti.

Aşağıdaki linkten 1979 8 Mart’ındaki Tahranlı kadınları izleyebilirsiniz. 

En acı sahnelerden biri, hemşire kadınlarla yapılan röportaj... Konuşmalarında hastaları ile daha iyi ilgilenebilmek için rahat kıyafetlere gereksinimleri olduğu ve bu nedenle örtünmenin uygun olmayacağını söyleyerek muhalefet etmekteler. Gericilikle bütünlüklü bir karşı duruş için kaybedilmiş çok zaman ve terkedilmiş çok fazla ilke var.

Ve videomuz biterken bir kadın şöyle diyor: “Türbanlı ya da türbansız Şah’a karşı savaştık. Türbanlı ya da türbansız özgürlüğün bekçisiyiz. Geriye gitmek için devrim yapmadık.”

https://www.youtube.com/watch?v=NG_HlH3gzAw&feature=youtu.be

Kaynak: Din, Siyaset ve Kadın - İran Devrimi, Serpil Sancar