Keşmir geriliminin arkasında ne var? ‘3. Dünya Savaşı’na yol açmayan bir cerrahi operasyon’ mu?

Hindistan, Pakistan-Çin Ekonomik Koridoru’nu kırmaya oynarken bir yandan ABD’nin bölgedeki koçbaşlığını yapıyor, diğer yandan ilginç bir şekilde İran’ı Pakistan’a karşı kışkırtmayı başarıyor. Dolayısıyla bir bölgede düşman konumda yer alanların başka bir bölgede müttefik pozisyonuna pekala yerleşebildiğini görüyoruz. Hindistan’ın '3. Dünya Savaşı’na yol açmadan komşu nükleer güce meydan okumakla' böbürlenmesi kabadayılıktan başka bir şey değil. Fay hatlarında yatırımlarını korumaya ve büyütmeye odaklanan sermaye güçleri barışın da savaşın da dizginlerini ellerinde tutuyorlar.
soL - Dış Haberler
Cuma, 01 Mart 2019 12:06

Keşmir üzerindeki gerilim iki ülke arasındaki bir tekerrürden mi ibaret? Bu coğrafyada ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadelenin bugün Çin, Rusya ve hatta Suudi Arabistan’ın katıldığı bir rekabete nasıl dönüştüğüne bakmak gerek. Gelinen noktada emperyalizmin krizi, sermayenin rekabetini kolaylıkla iki nükleer gücün çekişmesine dönüştürebiliyor. Bölgede derinleşen milliyetçi-mezhepçi bölünmeler ise cabası...

14 Şubat’ta Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan Pulwama’da 46 Hintli askerin öldürüldüğü saldırı üzerine Hindistan Pakistan’a bir sınır ötesi operasyon düzenledi. Hindistan’ın Pulwama saldırısıyla ilgili suçladığı Pakistan, saldırıyı düzenleyen Ceyş-i Muhammed örgütünün sorumluluğunu üstlenmemişti. 26 Şubat’ta Hindistan hava kuvvetleri Keşmir’in Pakistan kesimini bombalarken ertesi gün iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki kovalamacada Hindistan’a ait iki uçağın düşürüldüğü, bir pilotun Pakistan tarafından rehin alındığı bildirilmişti.

Hindu ve Müslüman kesimlerin yaşadığı Keşmir’de Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasından beri dönem dönem şiddetlenen ve ülkeler arası bir savaşa dönüşme riski taşıyan çatışmalar yaşandığı biliniyor. Küçük bölümü Çin’in kontrolünde olan bölgenin üçte biri Pakistan’ın, yarısından fazlası ise Hindistan’ın yönetiminde. Hindistan ve Pakistan arasındaki sınır bir ateşkes hattı iken 1972 tarihinde fiili bir sınır çizgisi olarak kabul edilmiş. Şimdi Hindistan’ın bu sınırı ihlal eden hava harekatı 1971’deki savaştan beri ilk defa daha büyük bir çatışma tetiklemeden başarılan bir ‘cerrahi vuruş’ olarak milliyetçi Hindistan basını tarafından kutlanıyor.

BİR BAĞIMLI DEĞİŞKEN OLARAK KEŞMİR HATTI

1947’de bağımsızlık mücadelesi sırasında Pakistan’ın İngiliz sömürgeciliğinin kışkırtmalarıyla kopuşu ve Hindistan’ın Bağlantısız Ülkeler Topluluğu içinde yer alışı bu iki ülke arasındaki fay hatlarını belirlemişti. Fay hattının bir tarafında Sovyetler Birliği Hindistan’ı desteklerken diğer tarafında İngiltere ve ABD Pakistan’ı bir uydu haline getirdi. 1965’te iki ülke arasında patlak veren savaş Sovyetlerin önayak olduğu 1966 Taşkent Anlaşması’yla sonlandı. Sovyetlerin 1979’da Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ne desteğini çekmesi sonrası ABD’nin örgütlediği İslamcı Mücahitler Keşmir’e odaklandılar. Keşmir’deki Hindu-Müslüman gerilimi bu noktadan sonra şiddetlendi.

21. yüzyıla Sovyetlerin yokluğu ve ABD’nin 2001’de bölgede başlattığı emperyalist restorasyonla girdik. Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilimde Sovyet döneminin ilerici izleri silikleşmişti. Pakistan’da şiddetlenen İslamcılığa ve Hindistan’ın emperyalizme karşı artan teslimiyetçiliğine karşı duyarlılığı kırmanın yolu karşılıklı mezhepçiliği ve milliyetçiliği kışkırtmaktı. Bir taraftan İslamcı radikalizmle mücadele eder görünen bir işbirlikçilik, diğer taraftan anti-emperyalist görünen bir İslamcılık belirginleşti. Fakat 2010’lu yılların başı itibariyle ABD hegemonyasının krizi ülkeler arası fay hatlarında ağırlık kaymalarına sebep oldu...

ÇATIŞMALARI YÖNETME ‘SORUMLULUĞU’

11 Eylül saldırıları sonrası ABD’nin ilk operasyon coğrafyası Afganistan idi. Burada Pakistan’la ilişkilendirilen ve Sovyetler Birliği’ne karşı yıllarca beslenmiş Taliban bulunuyordu. Taliban, daha sonra Ortadoğu’da IŞİD’e biçilen roldeki gibi hem işgal bahanesi hem de yereldeki laik, yurtsever damarın bastırılması konusunda işlevliydi. Taliban’ın Afganistan’da 17 yıl süren savaşta "bitirilemeyip" nihayet uzlaşma masasına davet edilmesinde ABD karşısındaki askeri yeteneği değil bu siyasi rolü belirleyici oldu.

Obama döneminde ABD’nin Irak’tan çekilip Afganistan’a odaklanması gündeme gelmişti. Arap Baharı projesinin başarısızlığı sonrası Trump döneminde ise Suriye’den çekilme ve Afganistan’da Taliban’la uzlaşma gündem edildi. Fakat Obama’nın kararı nasıl ki Irak’ı ABD’nin terk etmesi anlamına gelmediyse aynısı Trump’ın Suriye ve Afganistan kararı için de geçerli. ABD, bölgesel iddia taşıyan müttefiklerinin "sorumluluk üstlenmesini" istiyor. "Sorumluluk", çatışma yaratmak ve yönetmek demek. Müttefikleri ABD’nin silahlı kuvvetlerini çekmesinden şikayetçi görünüyorlar ancak aslında ortaya çıkan boşluğu bölgedeki rakipleri karşısında kendileri doldurmaya adaylar.

İSTER YATIRIM İSTER SAVAŞ...

Rusya ve Çin’in bölgede bazen askeri mahiyet taşısa bile işgalci görünüm sergilemeyen, kalkınmacı olarak lanse edilen varlığına ABD’nin çelme takması lazım. Bunun yolu Afganistan’da Taliban’la uzlaşmasının Pakistan içinde örgütlenen İslamcılığı başka bir noktada –örneğin Keşmir bölgesinde- cesaretlendirmesi ve Hindistan’ın buna karşı kendi askeri gücünü göstermesi. Bu ABD’nin Afganistan’dan çekilme stratejisinde bir pürüz yaşamadan Pakistan’ı etkisi altına almaya çalışan Rusya’yla ve Çin’le onların sahasında restleşmesi demek oluyor. Doğrusu bu politika 2019 baharında seçime girecek Hindistan’da iktidardaki milliyetçi Modi hükümetinden memnun olan egemen sınıfın da işine geliyordur. Zira Keşmir’in Pakistan-Çin Ekonomik Koridoru’nda kritik bir noktada yer alması Hindistan sermaye sınıfının gözünü korkutuyor.

ABD’nin Çin’i çevreleme politikası yine burada önem kazanıyor. Hindistan, Pakistan-Çin Ekonomik Koridoru’nu kırmaya oynarken bir yandan ABD’nin bölgedeki koçbaşlığını yapıyor, diğer yandan ilginç bir şekilde İran’ı Pakistan’a karşı kışkırtmayı başarıyor. Dolayısıyla bir bölgede düşman konumda yer alanların başka bir bölgede müttefik pozisyonuna pekala yerleşebildiğini görüyoruz. Global Research adlı analiz sitesinin de ifade ettiği gibi Hindistan’ın “3. Dünya Savaşı’na yol açmadan komşu nükleer güce meydan okumakla” böbürlenmesi kabadayılıktan başka bir şey değil. Fay hatlarında yatırımlarını korumaya ve büyütmeye odaklanan sermaye güçleri barışın da savaşın da dizginlerini ellerinde tutuyorlar.

MEYDAN BOŞ MU?

1970’lerde Keşmir’de güçlü olan komünistler eskisi gibi bir etkiye sahip değiller. Pulwama saldırısı sonrası hem Hindistan’daki iki komünist parti hem Pakistan’daki komünistler açıklamalar yaptılar. Hindistan Komünist Partisi (HKP) ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist), iki ülke arasındaki çatışmalarla ilgili bölgenin özerkliği ve siyasi çözüm vurgulu bir dil kullanıyor. Son gelişmelerle ilgili HKP, Hindistan’da dönük saldırılar karşısında "ulusal birlikten" söz edip BJP hükümetinin konuyu siyasallaştırmasını protesto etti. BJP’den Hintli askerlerin ölümünü siyaset malzemesi yaptığı için özür dilemesini isterken Pakistan hükümetinden de terörist gruplarla mücadele ettiğini göstermek için rehin aldığı Hintli komutanları iade etmesini talep etti. HKP (Marksist) ise açıklamasında hükümetin Pulwama saldırısını bahane edip Keşmir halkına baskı yapmaması ve bölgede bir müzake yürütmesi çağrısında bulundu.

Sınırın öte tarafından Pakistan Komünist Partisi’nin (PKP) konuya dair tepkisi farklıydı. PKP açıklamasında emperyalistlerin ve müttefiklerinin bölgede oynadıkları role ve kendi sermaye sınıfının bu konudaki sorumluluğuna vurgu yapıyor. Suudi Arabistan’ın ve Çin’in yatırımcılık adına Pakistan devletiyle yaptığı anlaşmaların halkı sömürmek amaçlı olduğunu ifşa eden PKP, Pakistan-Suudi askeri ilişkilerinin aynı zamanda İran’ı sıkıştırmak için ABD tarafından kullanılması amacı taşıdığını söylüyor. Pulwama saldırısını kınayan PKP, Hindistan’da yükselmekte olan fanatizme de işaret ediyor. “Ceyş-i Muhammed BJP’nin yaklaşmakta olan seçimlerde oylarını artırmıştır” diyerek Hindistan’ın “yeni bir Pakistan olmaması için” sınırın her iki tarafında da fanatizme karşı mücadele etmek gereğini vurguluyor.