Karşı devrimin iflasına doğru: Makedonya

Son günlerde yapılan öğrenci eylemleri, Yugoslavya sonrasında ülkedeki en ileri çıkışı temsil ediyor. Eyleme katılanlar farkında olsun veya olmasın, hedef tahtasına oturtulan düzen cephesi ya da diğer bir ifadeyle: Karşı devrim.
Hakan Süleyman
Salı, 30 Aralık 2014 15:10

Makedonya son günlerde şiddeti gittikçe artan bir politik taraflaşmayla gündemde. Ülkenin iki şehrinde eşzamanlı yapılan kitlesel öğrenci eylemleri, Makedonya adına tarihsel bir uğrağa işaret ediyor: Karşı devriminin siyasal olarak artık tükenmiş olduğu. 

Yugoslavya’nın çözülüşünün hemen ardından Makedonya, iki liberal partinin ekseninde devinmeye başladı. O günden bugüne, bu iki partinin kurduğu koalisyonlar yönetimde bulundu. Bu iki partiden şu an yönetimde bulunanı muhafazakar milliyetçi VMRO-DPMNE (Vnatrešna makedonska revolucionerna organizacija – Demokratska partija za makedonsko nacionalno edinstvo/İç Makedonya Devrimci Örgütü – Makedonya Ulusal Birliği Demokratik Partisi), diğeri sosyal demokrat SDSM (Socijaldemokratski sojuz na Makedonija/Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği). Kurdukları koalisyonların çok büyük bir kısmını etnik milliyetçi partiler oluşturuyor. Bugüne kadar her iki partinin izledikleri politikalar birbiriyle büyük oranda örtüşüyor. Kuruldukları günden bu yana karşı devrimin başat aktörleri oldular. Avrupa Birliği ile kurulan yakın ilişkiler sonucu hızlı bir kamu tasfiyesi başlattılar.

AKP'YE BENZİYOR
Son yıllardaki VMRO-DPMNE iktidarı döneminde gerici politikalar hız kazandı. Özelleştirmelerle birlikte işsizlik arttı. Makedonya, yoğun göç veren bir ülke konumuna geldi. 2010 yılında Avrupa ülkelerine turistik amaçlı vizeler kaldırıldığında, sadece o yıl içerisinde ülkenin toplam nüfusunun %22’si Avrupa ülkelerine iş bulma umuduyla göç etmişti. Medya kanallarının kapatılması, yolsuzluklar, siyasi operasyonlar, devlet kurumları üzerinde artan parti etkisi gittikçe diktatörleşen bir rejimin işaretlerini verdi. VMRO-DPMNE hükümetine karşı yapılan en ufak muhalefet bile yüksek para cezaları, tutuklamalar, işten çıkarmalarla sonuçlanıyor.

ÇILGIN PROJE
Ülke ekonomik olarak bu ölçüde bir dar boğazdayken, 2010 yılında hükümet ‘Üsküp 2014’ projesini duyurdu. Üsküp merkezinin ruhani liderler, krallar ve antikomünistlerin heykelleriyle donatılması, mevcut binaların “barok” mimariye büründürülmesi, köprülerin altın rengine kaplanması gibi akıllara zarar bir proje tanıtıldı. Hükümet, “tarihimize dönmek”, “Avrupalılaşmak” gibi mantık dışı gerekçeler sundu. Projeye karşı duranlar, projeyi en çok Nazi döneminde Almanya’da yapılan faşizan kentsel politikalarına benzeterek eleştirdiler. VMRO-DPMNE iktidarının projeyi uygulamadaki esas amacı ideolojik bir güç gösterisinde bulunmaktı. Proje sonlandığında, maliyetinin 500 milyon avroyu bulacağı tahmin ediliyor. Bunun anlamı, emekçi halkın üzerine yıllarca yüklenecek çok büyük bir borç demek.

Yugoslavya’nın çözülüşünden sonra etnik kamplaşmaların şiddetlendiği dönemler oldu. Son üç yıl da bu kamplaşmanın alevlendiği dönemlerden biri. 2012 Nisan’ında Vardar kıyısında beş kişinin silahla öldürüldüğü haberi duyuldu. Irkçı bir cinayete kurban gittikleri iddiası yayıldıktan sonra milliyetçi kamplaşma yeniden kızıştı. Bu olayın sancıları hala sürerken, iki ay önce yine ırkçı olduğu iddia edilen yeni bir cinayet ülkeyi yine alevlendirdi. Tüm bu süreçlerde, taraflardan birini İslamcı ve milliyetçi Arnavutlar, diğer tarafı da milliyetçi Makedonlar oluşturdu. Üsküp’ün ortasından geçen Vardar nehrinin kuzeyinde Makedon nüfusu, güneyinde ise Arnavut nüfusu gün geçtikçe yer değiştirmekte ve şehrin kendi iç kompozisyonu etnik olarak ikiye bölünmüş durumda.

ÖĞRENCİLER AYAKTA
Nüfusun çok büyük bir kesimi için çözümün “ülkeden kaçmak”ta olduğu bir atmosferde, özellikle iktidar partisi ve birçok kesim tarafından öngörülemeyen bir gelişme yaşandı. 

Birkaç hafta önce Makedonya Eğitim ve Bilim Bakanlığı, üniversitelerle ilgili yeni bir kanun tasarısı sundu. Tasarıya göre, üniversitelerde okuyan öğrencilere 2. ve 4. sınıfların sonunda edindikleri bilgiler kapsamında sınavlar yapılacak, bu sınavlar üniversite dışından atanacak olan komisyonlar tarafından gerçekleştirilecek ve başarısız olan öğrenciler de okuldan atılacak. Bakanlıktan yapılan açıklamada, amacın kaliteyi yükseltmek ve yaygın olan rüşvetle ders geçmeyi engellemek olduğu belirtilse de, öğrenciler hükümetin üniversitelere yönelik bir hâkimiyet çabası nedeniyle bu planı devreye soktuğunu düşünüyor.

Kamuoyunda bu konuyla ilgili ilk kez nabız yoklandığı günlerde tepkiler olmuş, bakanlık önünde eylem düzenlenmiş ve tasarının onaylanması gündeme getirildiğinde ise üniversite öğrencileri çok daha kitlesel bir eylemin hazırlıklarına başlamışlardı.

Kanun tasarısına karşı 10 Aralık tarihinde kitlesel bir eylem yapılacağının ilan edilmesinden hemen sonra, medya şiddetli bir operasyona başladı. Muhalif birçok kesimin operasyonlarla susturulmasıyla özgüveni doruk yapmış olan hükümet yanlısı medya, karalamada sınır tanımamaya başladı. O derece ki, medyada fişleme fotoğrafları yayınlamaktan çekinmediler. Tehditler, karalamalar sürerken, bu sefer alışık olmadık şekilde muhalif kesim çok daha yüksek bir özgüvenle hareket ederken, eyleme günler kala medya kuruluşlarının duvarlarına “biz de sizi fişliyoruz” yazıldı. Liseliler tereddütsüz örgütlenirken, üniversite öğrencilerine de tehditler sökmedi ve 10 Aralık günü üniversite ve lise öğrencileri velileriyle, akademisyenlerle birlikte önce Meclis, sonra da hükümet binasına büyük bir yürüyüş düzenlediler. Eşzamanlı olarak Manastır şehrinde de, binlerce öğrencinin katıldığı kitlesel bir eylem gerçekleşti.

HÜKÜMET HEDEFE KONDU
Eylem, kanun tasarısına karşı bir eylem olmaktan çoktan çıkmıştı. Son yirmi küsur yılda halkın elinden alınan ne varsa, o günkü eylemde hepsi hedefteydi. Daha iki ay önce milliyetçi tonun yükseldiği, Makedon, Arnavut ve diğer etnik unsurların yan yana yürüyemez hale geldiği ülkede, kimse etnik kimliğine bakmaksızın o gün birlikte yürüdü. İşsizler çalışma hakları için o gün orada bulundular. Devlet organlarının hükümet tarafından ele geçirilmesi, kamunun tasfiyesi, yolsuzluklar, medya fişlemeleri topa tutuldu.

Muhalefet partisi SDSM eylemlere dahil olmaya uğraşsa da, eylemi organize eden “Öğrenci Kurulu” tarafından şimdilik herhangi bir taviz verilmiş değil. SDSM’nin bu yöndeki girişimlerine de, “kuklanız değiliz” şeklinde mesaj vermişlerdi.

HÜKÜMET BOCALAMAYA DEVAM EDİYOR
Bu ölçekte bir tepki beklemeyen hükümet, ibreyi henüz istediği yöne doğru evriltebilmiş değil ve bocalamaya devam ediyor. Hükümet ve medyası bocalarken, eylemler devam edecek. Dünyanın birçok ülkesinden akademisyenlerin imzaladıkları, tasarıya karşı bir metin yayınlandı. Birçok ülkedeki öğrencilerden destek mesajları geliyor. Eylemin yarattığı motivasyonun ardından, Kalkandelen şehrinde bir işçi eylemi haberi geldi. Geçen günlerde Üsküp’te, kamu dışı çalışan işçilerden yüzde 10 yerine yüzde 37 vergi alınacağının duyurulması üzerine, kentte binlerce kişi sokağa döküldü. Üniversitelerle ilgili kanun tasarısında hükümet geri adım atmamış olsa da, bazı özel üniversiteler bu tasarıya karşı isteksiz olduklarını dile getirdiler. Geri adım atılmaması üzerine, “Öğrenci Kurulu” yeni bir eylem düzenleyeceğini duyurdu.

“Öğrenci Kurulu”, solcu öğrencilerden oluşan bir örgütlenme. Gericileşmeye karşı net bir duruşları var. Ama içerisinde kapitalizmi aşacak bir programa sahip herhangi bir yapıyı barındırmıyor. Makedonya’da da böyle bir parti bulunmuyor. Durumun böyle olması, eylemlerin ne kadar ileriye taşınabileceğinin kaygısını yaratıyor. Bir öğrencinin Makedonya’daki bir gazeteye verdiği demeçte, “anne ve babalarımızın yapamadığını yapıyoruz” ifadelerini kullanması, gençliğin kolayca ikna olmayacağını gösteriyor. Görünen o ki, bu süreçte Yugoslavya’nın sahip çıkılamayan ilerici karakterine sahip çıkılıyor. Tarihsel olarak bakıldığında, Yugoslavya sonrasında yaşanan en ileri çıkışlardan biri olduğu da kuşkusuz. Eyleme katılanlar farkında olsun veya olmasın, hedef tahtasına oturtulan düzen cephesi ya da diğer bir ifadeyle, karşı devrim.