'İşte gerçek bir genel grev: 150 milyon kişi Hindistan’daki despotizme hayır diyor'

Hindistan’da 8-9 Ocak’ta gerçekleşen genel greve dair izlenimler ve grevin arka planı, ekonomik krizin kendini hissettirdiği Türkiye’de de önem taşıyor. Eğer yeni sendikalar yasası yürürlüğe girerse, Hindistan’da iş yaşamındaki her tür örgütlenme ve işyeri demokrasisi fiili olarak büyük kısıtlamalarla karşı karşıya kalacak. Common Dreams sitesinde Vijay Prashad imzasıyla yayımlanan analizi, Özgür Cem Boynueğri'nin çevirisiyle paylaşıyoruz.
Çeviri-Haber: Özgür Cem Boynueğri
Cumartesi, 12 Ocak 2019 17:22

Hint şehirleri asla sessiz kalmaz. Sürekli bir ses karmaşası vardır; arabaların kornaları, kuşların cıvıl cıvıl ötüşü, satıcıların çığlıkları, bir motosiklet motorunun gürüldümesi...  Salı günü, Hindistan grevde idi. Yaklaşık 150 milyon işçinin işyerleri ve çevresinde toplanarak greve gittiler.

Durum şöyle; sol sendikalar ve komünist partisi, artan eşitsizlik ve memnuniyetsizlik havasında hayatından bezmiş yüz milyonların olduğu bir ülkede genel grev çağrısı yaptı. Sol Demokratik Cephenin yönettiği bir eyalet olan Kerala'nın sokakları ise özellikle hareketliydi. Arabalar ve motosikletler yoluna devam etti. Ancak yollar daha sessizdi. Toplu taşıma araçlarını yollarda görmek mümkün değildi, çünkü ulaşım işçileri de grevdeydi. Thiruvananthapuram da yaklaşık 20 yıl önce, trafiğin hafif olduğu ve şehrin daha sakin olduğu zamanlardaki gibiydi. Ancak halkın arasında bir öfke hakimdi. Çalışanlar kızgındı, keza Delhi’deki hükümet onlara ihanet etmeye devam ediyordu.

DÜNYA TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK GREV

Hindistan bu ölçekte grevlere yabancı değildir. Dünya tarihinde kaydedilen en büyük grev, 180 milyon işçinin Başbakan Narendra Modi hükümetini protesto ettiği 2016 yılında Hindistan'da gerçekleşti.
Bu grevin talepleri, işçilerin geçim durumunun kötüleşmesi, iş cinayetleri ve sendikalara yönelik siyasi saldırının etrafında toplanıyor.

Modi’nin hükümeti, sendika yasalarını değiştirmek için istekli. Hint Sendikalar Merkezi (CITU) lideri Tapan Sen, yeni sendika yasalarının esas olarak Hintli işçilerin köleleştirilmesine yol açacağını söyledi. Bu sert bir eleştiriydi ancak gerçek olduğu görüldü.

ÖZELLEŞTİRME

Hindistan 1947’de bağımsızlık kazandığından beri, “karma” bir ulusal kalkınma yolu izlemiştir. Ekonominin önemli bölümleri, devletin elinde kaldı; kamu sektörü firmaları, ülkenin kalkınma hedeflerini geliştirmek için gerekli endüstriyel malları sağlamak üzere kuruldu.

Tarım sektörü de hükümetin sübvanse edilen oranlarda çiftçilere kredi sağlaması ve hükümetin çiftçilerin temel gıda ürünleri yetiştirmeye devam etmesini sağlamak için tedarik fiyatları belirlemesi hedefiyle örgütlendi.

Bütün bunlar 1991 yılında, hükümetin ekonomiyi “serbestleştirmeye”, kamu sektörünü özelleştirmeye, tarım pazarındaki rolünü azaltmasına ve dış yatırımı memnuniyetle karşılamaya başladığında değişti.

Büyüme şimdi insanlara ve onların geleceklerine yapılan yatırımlara değil finansal yatırımlara olan getiri oranına dayanıyordu.

Yeni politika yönelimi -liberalleşme- orta sınıfı büyüttü ve muhteşem miktarda para kazandırdı. Fakat aynı zamanda bir tarımsal kriz yarattı ve işçiler için güvencesiz bir durum yarattı.

İŞÇİLERİN DEMORALİZE OLMASI

Hükümet, 1991'den bu yana kamu sektörünü özelleştirmenin ve değerli kamu varlıklarını özel sermayeye satmanın yeterli olmadığını biliyordu.

Birincisi, kamu sektörü işletmelerinin başarısız olacağından ve sonra meşruiyetini kaybedeceğinden emin olmak zorundaydı.

Hükümet bu kamu sektöründeki fon firmalarını aç bırakıp rüzgârda sallanmalarını izledi.

Yatırım olmadan, kamu şirketleri iyileştirmeler yapamadı ve bu yüzden bozulmaya başladı.

Onların ölümleri, yatırımlarla alakalı hükümet kararları neticesinde gerçekleşmiş olmasına rağmen, serbestleşme argümanına güç kattı.

İkincisi, hükümet, grev hakkını baltalamak için mahkemeleri kullanarak ve sendika yasalarını değiştirmek için yasama organını kullanarak sendika gücünü kırmaya itti. Zayıf sendikalar, moral bozukluğu olan işçiler anlamına gelirdi.

GREV HAKKI

Son yaşanan genel grev, ondan önceki 17’si gibi, geçim meseleleri ve grev hakkı ile ilgili.

Yasama organlarında yeni bir sendika yasası var. Bu yasanın onaylanması Hindistan'da sendikacılığın ölümü anlamına gelir. Eğer işçilerin gücü yoksa, o zaman etkili bir şekilde şirkete köleleştirilirler. Bu durum, zaten neredeyse toplama kampları gibi çalışan fabrikalarda geçerli.

Chennai-Coimbatore koridoru boyunca veya Manesar bölgesindeki fabrikalarda yürümek, size bu yeni fabrikaların gücünü hissetmenizi sağlar. Onlar zaptı zor birer kale gibi gözüküyor. Ya da bir hapishane.

Her iki durumda da, sendikalar orada kabul edilemez. Şiddet ve politik güç ile bastırılıyorlar. İşçiler genellikle çok azının o bölgede köklerinin olduğu göçmenlerden oluşuyor.

Hiçbir işçi uzun süre işte kalamıyor. İşe başladıktan hemen sonra çıkarılıyorlar.

Özetle işçi sınıfı dayanışması kültürü aşınıyor, sosyal şiddet artıyor ve nefretçi politika fideleniyor.

KERELA'DA UMUT

Kerala Hindistan'da eşsiz bir yer.

Burada mücadele kültürü güçlü kalıyor; Kerala’nın sosyal dönüşüm tarihinde onurlu bir yeri vardır. Son 100 yıl boyunca, Kerala hiyerarşiye ve toplumsal bölünmeye karşı direncini keskinleştirdi.
Korkunç sosyal uygulamalar geri alındı ve Sol hareket toplumsal eyleme sosyal hayatın normal bir özelliği olarak yerleşiklik kazandırdı. Solun kitlesel hareketleri, farkındalığı artırmak ve politikalarının arkasında siyasi bir irade oluşturmak için kamu kampanyaları geliştiriyor. Bu, ümitsizlik havasının Kerala'yı etkilememesinin sebeplerinden biridir.

Hindistan'ın başka yerlerinde, yaklaşık 300.000 çiftçi, büyük ölçüde tarımsal borç krizi nedeniyle intihar etti. Kerala Üniversitesi'nden Profesör Siddik Rabiyath, balıkçıların çiftçilerden daha yüksek borç yüküne sahip olduğunu, ancak intihar etmediklerini söyledi. Bunun sebebinin, bir sonraki avda tutacakları balık miktarına sürekli umut bağlamaları, onları borçtan kurtarması umuduyla olabileceğini öne sürüyor. Balıkçıların yoğun olarak yaşadığı Kerala'daki genel umutluluk atmosferinin de buna olumlu etkisi olduğunu düşünüyor.

Geçtiğimiz yıl, 35 milyonluk bu eyalet sular altında kaldığında, balıkçılar teknelerini kaptı ve kurtarma çalışmalarında en önde çabaladılar.

Bu işi para ya da şöhret için yapmadılar.

Kerala’daki sosyal dayanışma geleneği ve buradaki halk kültürü nedeniyle bunu yaptılar.

GREV

  • Thiruvananthapuram dışından demiryolu hatları çalışmadı.
  • Grevciler raylara oturdu.
  • Trenleri engellediler. Hindistan’ın diğer ucundaki Assam’da da aynısı yapıldı. Bhubaneswar'daki 16. Ulusal Karayolu, Odisha, park yeri gibi oldu.
  • Arabalar ve motosikletler hareket edemedi.
  • Okullar ve üniversiteler sessizdi.
  • Sendikalar Delhi ve Chennai’deki endüstriyel bölgeleri devriye gezdiler.
  • Mumbai'deki halk otobüsleri park yerlerinden kıpırdamadılar.

Başbakan Narendra Modi’nin hükümeti ise sessizliğini korudu. Bu yılın sonunda seçimler var. Hindistan’daki hava Modi’den yana esmiyor. Ancak sessizliğinin nedeni bu değil. Kamusal eylemi görmezden gelmeyi, gerçekleşmemiş gibi davranmayı alışkanlık haline getirdi.

Eğer yeni sendikalar yasası yürürlüğe girerse, Hindistan esasen işyeri demokrasisine olan bağlılığından vazgeçecek. Bu durum, ülkedeki demokratik süreçlerin yavaş yavaş  aşınmasının, hiyerarşi ve tahakkümün çirkinliğine sürüklenmenin bir parçası. İşçiler bunu istemiyor.

Sokaklardalar. Gelecekleri için başka planları var.


Kaynak: https://www.commondreams.org/views/2019/01/08/heres-what-real-strike-looks-150-million-say-no-despotism-india