Bir suikastın ardından çıkan şaşırtıcı sonuç: Bharara Sarraf'ı ne zamandan beri takip ediyor?

ABD’de tutuklu yargılanan Rıza Sarraf’ın soruşturmasının, 2011’deki uluslararası bir suikast planına uzanabileceği gündeme geldi.
Cuma, 10 Haziran 2016 08:05

Türkiye'nin gözünü diktiği davada, ABD’de tutuklu yargılanan Rıza Sarraf’ın soruşturmasının, 2011’deki uluslararası bir suikast planına uzanabileceği gündeme geldi.

Cumhuriyet'ten İlhan Tanır'ın haberine göre İran asıllı ABD’li Mansur Arbabsiar, Suudi Arabistan’ın o dönem Washington Büyükelçisi, şimdiyse Dışişleri Bakanı olan Adil Cubeyr’e suikast girişiminde bulunmuş, talimatı İran Devrim Muhafızları’nın bir komutanından aldığını itiraf etmişti. Arbabsiar’a suikast için gönderilen 1.5 milyon doların Sarraf’ın adamları adına açılan şirketlerden gönderildiği, Türkiye basınına yansıdı. Sarraf’ın "kişilik haklarının zedelendiği" gerekçesiyle açtığı davada MİT’den bilgi istendi. MİT’in iddiayı doğrulayan raporu, 17 Mart’ta mahkemeye sunuldu. Sarraf iki gün sonra ABD’ye sehayat etti ve tutuklandı.

Peki FBI’nın da tespit etmiş olması gereken Sarraf adı, Başsavcı Preet Bharara’nın suikaste ilişkin soruşturmasında niçin hiç anılmadı? Veya şimdi Sarraf hakkında hazırladığı dosyada suikasta niçin atıfta bulunmadı? Yürütülen soruşturma, Arbabsiar’ın başından beri FBI tarafından yönlendirildiğini ortaya çıkardı. Hatta Meksika’da tanıştığı mafya elemanları Amerikan narkotik ajanlarıydı. Arbabsiar’ın eşi, kocasının kafasının darmadağınık olduğunu, böyle bir suikastı planlayamayacağını savunmuştu. Ancak ne Sarraf, ne de Türkiye bağlantısı davada yer aldı. Arbabsiar 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı, dava bir anlamda kapatıldı.

Federal davalara dair bilgili bir kaynağa göre, savcının davada yardımcılık veya yataklık yaptığı tespit edilen bir kişiye atıf yapmamasının tek nedeni olabilir: Sanık daha büyük bir suçtan takip ediliyorsa, savcılık, söz konusu suç için hâkimle anlaşıp adını saklı tutar. Sanığın ürkütülmesinin önüne geçilir. Bu da Bharara’nın Sarraf’ı ne zamandır takip ettiğinin ispatı, denebilir.

SUUDİ ELÇİYE SUİKAST OLAYI NEYDİ?
2011 yılının Ekim ayında, Suudi Arabistan'ın Washington büyükelçisi Adil el-Cubeyr'e yöneldiği iddia edilen bir suikast planı ortaya atıldı.

İddiaya göre İranlıların planı vahimdi. İran kökenli bir ABD'li ikinci el otomobil satıcısı aracılığıyla, Meksikalı uyuşturucu karteli Los Zetas da işin içine dahil edilmişti. 

Kartelden bir buçuk milyon dolara suikastçi kiralayan İran, ayrıca Kudüs Gücü ile Los Zetas arasında da, Amerika kıtasından gelen afyonun Ortadoğu'ya transferi hususundaki bir anlaşmayı müzakere etmişlerdi.

Kartelle birlikte yapılan planın içinde, Washington'daki İsrail büyükelçiliğini ve Arjantin'deki İsrail ve Suudi Arabistan elçiliklerini bombalamak da vardı.

Planın merkezinde ise, Mansur Erbabsiyer isimli Kudüs Gücü yetkilisi yer alıyordu.

Ancak Wikileaks'in yayımladığı Suudi gizli belgelerine göre ise, iddia olunun suikast planı, tamamiyle bir ABD-Suudi Arabistan komplosuydu.

2012 yılına ait Arapça belgeyi bulan kişi, Al Monitor için İran yazıları kaleme alan Arash Karami oldu. 

Belgeye göre, İran'ın suçlanmasından bir hafta önce, o dönem Suudi Arabistan'ın istihbarat şefi olan Prens Mukrin bin Abdülaziz, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüştü.

Toplantının ana gündemi, ABD'de yaşayan Erbabsiyer adındaki bir İranlının odağında yer aldığı, İran'a karşı bir medya ve siyaset kampanyasıydı.

Senaryonun amacı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin İran'a karşı alacağı yeni kararın önünü açmasıydı. Ayrıca, İran'ın bölgesel siyasetindeki rolü nedeniyle, kampanyanın Kudüs Gücü'nü hedef alması kararlaştırıldı.