Berlin'deki katliamdan çıkan kokular: Saldırı mı, istihbarat dizaynı mı?

Huzuru bozan nankör sığınmacılar tezini savunan geleneksel sağ ile piyasanın işgücü ihtiyacına sığınmacıların derman olacağını dillendiren liberal cephe sık sık karşı karşıya geliyor. Esasında bu karşı karşıya geliş ne yeni ne de sahici. Birbirini besleyen bir kayıkçı dövüşü...
Tevfik Taş
Salı, 27 Aralık 2016 11:48

19 Aralık akşamı yük aracı ile Berlin'deki Noel pazarına girip, 12 insanın ölümüne ve 48 kişinin yaralanmasına neden olan olaydan çok değil yalnızca iki saat sonra PEGİDA (Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) hareketinin adli suç dosyası kabarık sözcüsü Lutz Bachmann, Twitter hesabından şu mesajı attı: ''Berlin polisinden intern bilgi. Eylemci Tunuslu Müslüman. Federal Başsavcılık bilgiyi doğruladı.''

PEGİDA SÖZCÜSÜ ZANLIYI İÇİŞLERİ BAKANI'NDAN ÖNCE İLAN ETTİ

Olaydan üç gün sonra bu bilgi ancak kesinlik kazananırken, ırkçı hareketin kriminal sözcüsünün istihbarat kaynaklarına bu denli yakın olması bütün basını şaşırttı.

Daha önce uyuşturucu, dolandırıcılık, yaralama ve halkı kışkırtma suçlarından defalarca suç işlemiş bu kişinin Alman istihbarat kaynakları ile ilişkisi Alman basının üzerinde durduğu en yaygın konu.

Junge Welt gazetesinden Sebastian Carlens, PEGİDA şefinin önceden bilgilendirilmiş olma ihtimaline dikkat çekti bugünkü makalesinde. Yan koltukta ölü olarak bulunan Polanyalı kişinin oturduğu koltuğun altında Anis Amri adına düzenlenmiş pasaportun elle konulmuş gibi ''bulunması'', Lutzmann'ın neredeyse bu kişiyi ismen tarif edişi şüpheleri büsbütün artırmaktadır.

'MERKEL GİTSİN' KOROSU

Bir başka ırkçı hareket, çiçeği burnunda Almanya İçin Alternatif (AfD) sözcüsü Frauke Petry ise sinekten yağ çıkartmakta gecikmedi. Petry, ''Merkel gitmeli'' korosuna katılıp bu son olayı gerekçe yaparak şunları yazdı Facebook hesabından: ''Merkel ve şürekası çok büyük suç ortaklığı taşımaktadırlar.''

Koalisyon hükümetinin küçük ortağı Hristiyan Sosyal Birlik Partisi, Merkel'in sığınmacı politikası ile olan uyuşmazlığını bu olay üzerinden gerekçelendirmede geçikmedi. ''Sığınmacılar geldi, huzur kaçtı'' tezini dile getirmekle yetinmedi, sınır dışı edilmesi kesinleşenelerin ayaklarına elektronik kelepçe takılması dahi önerildi.

Alman burjuva siyasetinde sinizm ve ikiyüzlülük dizboyu. 

Huzuru bozan nankör sığınmacılar tezini savunan geleneksel sağ ile piyasanın işgücü ihtiyacına sığınmacıların derman olacağını dillendiren liberal cephe sık sık karşı karşıya geliyor. Esasında bu karşı karşıya geliş ne yeni ne de sahici. Birbirini besleyen bir kayıkçı dövüşü...

LİBERAL 'ÇOĞULCULUK' OUT, GELENEKSEL SAĞ 'ALMAN KÜLTÜRÜ' İN

Son aylarda alevlenen ''Alman kültürü'' kavramlaştırması ile onun sahte güreşçisi olan ''çoğulculuk'' tartışmaları büyük oranda birincisi lehine güç kazanmaya başladı. 

Krizler arası dönemin Keynesyen kavramı olan çoğulculuk nitelemesi, hiç olmadığı kadar gözden düşüp, siyaset vitrinlerinden alel acele kaldırılırken, bildik resmi ideoloji arayışının tanıdık nitelemesi ''öncü kültür'' isim değiştirerek Alman kültürü olarak yeniden kodifiye edildi.

En az bunun kadar ilginç olan bir özellik de, bu tartışmanın merkezinde duran insanların etnik olarak Alman kökeninden olmamalarıdır. Kraldan çok kralcı Suriyeli akademisyen Bassam Tibi, ''Avrupa öncü kültürü'' tanımlamasıyla geleneksel sağa enerji aktarırken, İran asıllı liberal yazar Navid Kermani, ''Anayasa'da öncü kültür yok. Anayasa'yı eses alalım'' diyerek egemen ideolojinin damarlarına kan pompalamaya çalışıyor.

Hatta Anayasa yurtseverliği (''Verfassungspatriotismus'') gibi ne idüği belirsiz ifadeleri adam aklıllı olduğu iddia edilen metinlerde okumak dahi mümkün hale geldi. Burjuva düşün dünyası o kadar sığlaştı ki, Goethe'nin, Kant'ın, Hegel'in ülkesinde bu çapsızlık hayretler uyandırmaktadır!

Frankfurt Okulu'nın son temsilcisi Jürgen Habermas'dan derlenip, kriz dönemlerinde çakaralmaz ilan edilen ''kültürel modern'' kavramlaştırması, yaşanan kriz ile çöpe atılmıştır. 

Şimdi liberalcilik oynamanın sırası değil. 

Pazartesi akşamı insanların üzerinden geçen yük kamyonu, emperyalist siyasetin liberal politikalardan vaz geçip, savaş moduna girme iradesinin dışavurumuydu. Bir de şu boşboğaz Lutz Bachmann suyu bulandırmış olmasaydı...