Aşılan kırmızı çizgiler, geri dönüş yapan mülteciler ve Deyrezzor Savaşı

"Taraflar Suriye Ordusu ile SDG arasında bir çatışma öngörmüyor. Suriye’nin bazı bölgelerinde bu iki gücün koordine olduğunu gördük. Fakat Kürtlerin Rojava’dan onlarca kilometre uzaklıktaki Deyrezzor’a inip ABD ile birlikte Suriye Ordusunu tehdit etmesi, daha önce SDG güçlerini ‘’terörle mücadele eden ulusal destekleyici güçler’’ olarak tabir eden Şam yönetiminin bakış açısını değiştirmişe benziyor."
Hasan Sivri
Pazar, 17 Eylül 2017 12:45

Suriye’nin birçok kentinde hayat normalleşmeye doğru akarken, Suriye Ordusu ve müttefikleri ülke içerisinde cihatçı işgali altında kalan son bölgeleri de ülkeye ve hayata bağlamak üzere operasyonlarına devam ediyor.

Rusya’nın verdiği rakama göre ülkede işgal altında olan yüzde 15’lik bir bölüm kaldı.  

Birleşmiş Milletlerin geçen aylarda açıkladığı rakama göre 2017 yılı içerisinde, ocak ile temmuz ayları arasında, yaklaşık 650 bin Suriyeli mülteci Suriye’ye dönüş yaptı. Savaştan kaçarak ülkeden ayrılmak zorunda kalan ve dünyanın birçok yerinde zorlu hayat şartlarında yaşarken ırkçı saldırılara maruz kalan yaklaşık 5 milyon Suriyeli mülteci var.

Mültecilerin büyük çoğunluğu geride bıraktıklarından ve kaybettiklerinden sonra kendilerine yeni bir hayat kurarken, savaş bitince geri döneceğini söyleyenler de var. Geri dönüş rakamının önümüzdeki süreçte artması bekleniyor.

Suriye’de geriye Astana’da üzerinde anlaşılan İdlip ve ABD’nin ‘’kırmızı çizgilerimizi aşmayın’’ uyarısında bulunduğu Deyrezzor kentinin doğusu kalıyor. Görünen o ki İdlib’den önce Deyrezzor doğusu gündemimizde olacak.

Kırmızı çizgi uyarısı ABD’nin ilk uyarısı değil. ABD ilk kırmızı çizgi uyarısını Suriye’de kriz başladıktan sonra gösterilere katılmayan ve 2012 yılının temmuz ayında Gaziantep’te alınan karar ile savaşa dahil edilen Halep için yapmıştı. Halep kenti, Şam yönetimini destekleyici bir pozisyonda kalınca dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton haziran 2012’de ‘’Halep Türkiye’nin kırmızı çizgisi olmalı, ordu oraya yığınak yapıyor’’ diyerek işareti vermişti.

Clinton’un işaretinden yaklaşık bir ay sonra, temmuz 2012’de İhvan bağlantılı Tevhid Tugayı liderliğinde Halep’e savaş açıldı ve Halep’te yıkımın başlaması ile milyonlarca insan yerinden oldu. Clinton’un ‘kırmızı çizgisi’ milyonlarca insanın yerinden olmasına, kadim şehir Halep’in büyük çoğunluğunun yıkılmasına neden olmuştu.

Suriye Ordusu geçen yıl içerisinde Kerry’nin ve batılı temsilcilerin tehditlerine rağmen cihatçıları Halep’te kovdu ve kentteki yaşamın normalleşmesinin önünü açtı. Halep için bütün dünya bir araya gelmiş ve var olan fotoğrafı bildiğimiz propaganda araçları ile farklı sunarak ‘’Halep kırmızı çizgimiz’’ mesajı vermişti. Öyle ki dünyanın bir diğer ucundaki Yeni Zelanda’nın! Birleşmiş Milletler temsilcisi de genel kurullarda cihatçı sözcülüğüne soyunmuştu.

Bu tehditlerin, kara propagandanın, batı ve ABD’nin kırmızı çizgilerine rağmen Halep kenti, yıllarca süren yıkım savaşına ve yağmalara rağmen ayakta.

DEYREZZOR ZAFERİ

Deyrezzor kenti yaklaşık 1000 gündür IŞİD’in sert kuşatması altındaydı. IŞİD kente onlarca defa en deneyimli birlikleri ile saldırılar ve operasyonlar düzenledi ama askeri sahayı takip eden Arap uzmanların da dediği gibi, ülke ateş içinde yanarken çölün ortasındaki Deyrezzor’da tarihi direnişler sergilendi.

Deyrezzor kentinin Suriye’nin geri kalan kentlerine tekrar bağlanması ve Suriye Ordusunun ülke doğusunda varlığını genişletip güçlendirmesi, Alevi/Sünni devletçikler senaryosunu yeniden gömdü. Ülkenin doğusundaki kent, orta hatta cihatçılardan temizlenmiş olan kentlere bağlandı. Kentte kebapçı dükkanını tekrar açan bir Suriyeli esnaf durumu özetliyor: ‘’Çok yorulduk ama normalleşiyoruz, etin fiyatları düşüyor, daha da iyi olacağız.’’

Deyrezzor’daki kuşatma kırıldıktan sonra Suriye Ordusu ve müttefikleri kent etrafında ve içerisinde operasyonlarına devam ederek birçok bölgeyi IŞİD vahşetinden kurtardı. Deyrezzor’un güneydoğusu ve batısı bu operasyonların en yoğun sürdüğü bölgeler. Askeri ayrıntılarının tek başına birkaç yazı alacağı onlarca köy, belde ve mahalle IŞİD’ten birer birer geri alınıyor. IŞİD’in savunma hatları hızlıca çöktü ve kent içlerine ilk gıda yardımları ulaşmaya başladı.

Deyrezzor sadece Ruslar ve Amerikalılar arasındaki bir rekabet bölgesi değil. Deyrezzor, Irak ve Suriye’de güçlü bir varlığı olan İran’ın Tahran-Beyrut kara bağlantısını sağlayan stratejik bir konumda yer alıyor.

Yazın başında Irak-Suriye sınır bölgesinde kontrol sağlamak üzere hamle yapan ABD, İran’ın Irak ile kara sınır bağlantısını kesilerek zayıflayacağını düşünen İsrail tarafından da desteklenmişti. Ancak İran, ilk defa karadan karaya füze fırlatarak IŞİD’i Deyrezzor’da vurmuş ve IŞİD’ten öteye mesajlar iletmişti.

Suriye’de cihatçılara karşı savaşta önemli bir rol üstlenen Hizbullah ve İran, Suriye’nin cihatçılardan temizlenmesi ile İsrail ile gelecekteki savaşa odaklanmaya başladı bile. İsrailli yetkililer Direniş Ekseni adı verilen eksenin ‘’Arap Baharı’’ denilen krizden güçlü çıkmasından rahatsız. Hizbullah’ın kara yolu ile ulaştığı ve depolamaya devam ettiği füzelerin sayısı bilinmiyor. Dolayısıyla Deyrezzor kenti ve buradaki savaş Direniş Ekseni tarafından stratejik görülüyor.

FIRAT NEHRİ AŞILDI

Kuşatmanın kırılmasından sonra Lübnan’ın Akhbar gazetesine konuşan Suriyeli bir subay ‘’Deyrezzor kentinin kurtarılması yolunda bu attığımız ilk adımdır, bu yol sınıra kadar uzanan bir yoldur ve sınıra ulaşana kadar yolumuzda devam edeceğiz’’ diyerek  kuşatmanın kırıldığı ilk anlardan itibaren Suriye Ordusunun hedefini ortaya koymuştu.

Sonraki günlerde ise Şam yönetiminin bu konu ile ilgili bir sessizliğe büründüğünü gördük. Fırat nehrinin aşıldığını Suriye Ordusu ile hareket eden müttefik güçlerin basın ofisi, Rusya Dış İşleri Bakanlığının sözcüsü ve bazı yerel kaynaklar teyit ederken Şam yönetimi bu konuda hala sessiz. Şam’ın bilinçli bir şekilde sessiz olduğu ve gerilimi arttırmadan sınıra doğru hedefine ilerleyeceği öngörülüyor.

Suriye ordusu, daha önce Rakka güneyinde ve Deyrezzor’da da Amerikan uçakları tarafından vurulsa da hedefine ilerlemeye devam etmiş ve geri adım atmamıştı. Suriye cumhurbaşkanı Beşar Esad da yaptığı son konuşmasında ‘’Burası Suriye, bizim önümüzde kırmızı çizgi yoktur, topraklarımızı işgalcilerden kurtarana kadar operasyonlara devam edeceğiz’’ demişti.

Deyrezzor’daki Suriye Ordusu ve müttefiklerine bağlı güçlerin saha komutanları Irak sınırına kadar gideceğiz açıklamalarını yaparken Suriye Ordusu ve Rusya -şimdilik- sınır konusunda üst düzey açıklamalar yapmaktan kaçınıyor.

Bu sırada Irak ordusu ve Haşd Şabi güçleri Deyrezzor’a komşu sınır bölgesinde ilerleme sağlarken buna mukabil bölgede Suriye Ordusu ile hareket eden Hizbullah ve müttefik güçleri Irak sınırında yeni bir operasyon başlattığını duyurdu. Ruslar ise Deyrezzor’a 300 asker gönderdi. Deyrezzor’un batı kısmında, yani Fırat’ın batı kısmında, askeri operasyonların bitmek üzere olduğunu da not edelim. Deyrezzor’a gönderilen destek güçler ve müttefik güçlerin sınıra kadar gideceğiz açıklaması ile başlattığı operasyon hedefi ortaya koyuyor.

SDG NEDEN VURULDU? NELER OLDU?

Son bir gün içerisinde ise birçok tarafın bu bölgeye odaklandığını ve gündemlerinde Deyrezzor’un olduğunu görüyoruz. Yaklaşık 3 aydır Rakka operasyonu ile meşgul olan ve son haftalarda Deyrezzor’a yoğunlaşan Suriye Demokratik Güçlerinin hava saldırısı ile vurulmasına kadar varan gelişmeler sırasıyla şöyle: 

Birçok yerel kaynak Suriye Ordusunun ve müttefiklerinin Fırat nehri üzerinde köprü kurduğunu ve askeri geçişleri sağladığını teyit ederken Rus Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü de askeri birliklerin nehrin doğusuna geçtiğini ve bazı noktalarda konuşlandığını açıkladı.

Bu açıklamaların ve gelişmelerin üzerine Reuters’a konuşan Suriye Demokratik Güçlerinin komutanlarından Ahmed Ebu Khawla ‘’Suriye hükümetine ve Ruslara Fırat nehrinin kuzeyi boyunca ilerlediğimiz ve rejimin nehrin doğusuna geçmesine izin vermeyeceğimizi ilettik’’ açıklamasını yaptı. SDG komutanı açık bir şekilde ‘’Suriye Ordusunun Deyrezzor doğusunda ilerlemesine izin vermeyeceğiz’’ demişti.

Aynı günün akşamında Suriye cumhurbaşkanlığı danışmanı Buseyna Şaban, Hizbullah’a yakın televizyon olan Al-Manar Tv’de ‘’Gerekirse SDG dahil ABD destekli tüm gruplarla topraklarımızı geri kurtarmak adına savaşacağız’’ diyerek SDG komutanına cevap verdi. Bu çıkış şu ana kadar Şam yönetiminden gelen SDG karşıtı en yüksek sesli çıkış oldu.

Buseyna Şaban’ı canlı yayında izleyenler onu belki de ilk defa bu kadar sinirli olduğunu görmüşlerdir.

Bu açıklamalardan sonra gece 3 sularında Suriye Demokratik Güçlerine ait bir noktaya hava saldırısı düzenlendi. Rusya ve Suriye ordusu kaynaklarından buna dair bir teyit gelmezken dün geç saatlerde Pentagon’dan gelen açıklama Rusları işaret ediyordu.

Pentagon’dan gelen açıklamada, SDG’nin vurulduğu noktalarda Koalisyon güçlerine bağlı askerlerin de bulunduğu anlaşılıyor. Rusya’nın, bölgede çatışmayı önleme hedefiyle ABD ile koordinasyon içerisinde olmasına rağmen, Koalisyon güçlerine bağlı askerlerin olduğu noktayı vurması taraflara açık bir mesaj.

Suriye ordusuna ‘’Fırat nehrini aşamazsın biz aşağı doğru ilerliyoruz’’ uyarısı yapan Suriye Demokratik Güçleri, bu uyarının üzerinden bir gün geçmeden vuruldu. Suriye Ordusu ve Rusya, hava saldırısı ile nehrin doğusuna geçeceklerini ve SDG’nin buna karşılık tehditlerinin hemen karşılık bulacağını net bir şekilde iletmiş oldular.

ABD’den gelen geç açıklama ve içeriği, ABD’nin de bu konuda Rusya ve Suriye Ordusuna ses çıkarmayacağını gösteriyor.

ABD’nin daha önce ne 85 Suriye Ordusuna bağlı özel hareket askerinin ölümüne neden olan Serda dağı bombalaması, ne Suriye doğusuna doğru ilerleyen askeri birlikleri Rakka güneyinde vurması ne de ‘’kırmızı çizgilerimizi aşmayın’’ uyarıları Suriye Ordusu ve müttefiklerinin doğuya ilerlemesinin ve Fırat nehrinin aşılmasının önüne geçemedi. 

Taraflar Suriye Ordusu ile SDG arasında bir çatışma öngörmüyor. Suriye’nin bazı bölgelerinde bu iki gücün koordine olduğunu gördük. Fakat Kürtlerin Rojava’dan onlarca kilometre uzaklıktaki Deyrezzor’a inip ABD ile birlikte Suriye Ordusunu tehdit etmesi, daha önce SDG güçlerini ‘’terörle mücadele eden ulusal destekleyici güçler’’ olarak tabir eden Şam yönetiminin bakış açısını değiştirmişe benziyor.