ANALİZ | Yok mu Cezayir’i kurtaracak bir kahraman?

Cezayir’deki asalak rejimin sonuna gelindi. Reform söylemlerine ve atılan geri adımlara karşın, yeni bir cumhuriyet istemini dile getiren halkın öfkesini dindirecek bir formül bulunamıyor. Cezayirlilerin deyişiyle, bu saatten sonra ‘Hac el Musa’yı ‘Musa el Hac’la değiştirmek kimseyi ikna etmeyecek.
soL - Dış Haberler | İ. Can Usta
Pazartesi, 18 Mart 2019 09:40

İçinde bulunduğumuz dönemin anahtar kelimesi “restorasyon” olmalı. Kişi başına düşen GSYH rakamlarından bağımsız olarak hemen her ülkede siyasi kriz belirtilerinden, toplumsal huzursuzluklardan ve yaşamın her alanına sinen belirsizlikten bol bir şey yok.

Emperyalist hiyerarşinin tepesinden birkaç güncel kriz değerlendirmesi için bkz.

İş dünyası akademiye uzun süre önce benimsettiği alışkanlığı siyaset dünyasına da taşıdı. Artık siyaset de projeler üzerinden işliyor, bu projeler için yatırım maliyetleri hesaplanıyor, öz kaynaklar yetmediğinde başka kapılardan finansman aranıyor. İşler iyi gitmediğinde mayın eşekliği yapacak yeni bir proje yaratmaktan kolayı yok. Ya da raf ömrünü henüz tamamlamamış eski bir proje bir süreliğine idare etmesi için masaya yeniden sürülebiliyor. Başkanların biri gidip biri geliyor ve bu anlayışın kalıcı bir model çıkaramadığı ortada. Bitmeyen bir kahraman arayışı, sonu gelmeyen restorasyon tartışmaları, bir yandan da darbe ve savaş tehlikesi... İyi de bu denklemde halk nerede? Bu sorunun yanıtı verilemedikçe denklem hep çözümsüz kalıyor. Bugün Cezayir’de olup bitenler bu tartışmanın güncel örneklerinden yalnızca biri.

BUTEFLİKA REJİMİ

1999 seçimleriyle iktidara gelen Abdülaziz Buteflika, “kara onyıl” olarak bilinen iç savaş sürecinin ardından toplumsal uzlaşı ve kapitalist büyüme döneminin başlangıcını müjdeliyordu. Dağdan inen dinci militanların toplumsal yaşama uyum sağlaması için her türlü destek sağlanmış, İslamcılar sonunda Buteflika’nın temsil ettiği siyasal sistemin ve Cezayir burjuvazisinin uyumlu bir parçası haline gelmişti. Cezayir ekonomisi son otuz yılda emlak rantı, petrol ihracatı, denetimsiz ithalat, sonu gelmeyen özelleştirmeler ve kayıt dışı işletmelere dayanan sorumsuz bir büyüme süreci içindeydi. Kamu işletmeleri üretimden uzaklaşıp ithalatçılığa soyundu, 1990’da IMF’yle imzalanan “stand-by” anlaşması ve 2002’de AB’yle imzalanan anlaşmalarla dış ticarette devlet tekelinden geriye bir şey kalmadı. Bu büyüme modelinin herkese olmasa da birilerine fazlasıyla yaradığı ortada. Cezayir toplumunun %10’u zenginliğin %80’ine sahip. Mecliste muhalefeti temsil eden siyasal partilerin ülkenin yağmalanmasına ses çıkarmadığı gözleniyor. Ekonomide neoliberal anlayışın yerleşmesine ve kaynakların umarsızca peşkeş çekilmesine ses çıkarmayan muhalefet partileri, Başkan Buteflika’ya zor zamanlarında “milliyetçi ve anti-emperyalist duruşu” nedeniyle arka çıkabiliyor.

CEZAYİR’DE GENÇ OLMAK: AKDENİZ’DE ‘YANANLAR’

Cezayir halkının öfkesini anlamak için istatistiklere bir göz atalım. Ülke nüfusu 40 milyon. Genel işsizlik %12’yken 16-24 yaş arası işsizlik %30’a, kadın işsizliği %20’ye, diplomalı işsizlikse %18’e dayanmış durumda. Kayıtsız çalışan sayısı dört milyon civarında. 15 yaş altı çocuklar nüfusun %29.7’sini, 30 yaş altı gençler nüfusun %54’ünü oluşturuyor ve bunların 1 milyon 700 bini öğrenci. Cezayirlilerin %70’i kentlerde yaşıyor ve bunların büyük bölümü sosyal medyayı etkin biçimde kullanıyor. Kentli, eğitimli ama yoksul ve mutsuz bir kuşak söz konusu. Bütün bu rakamlar arasında belki de en çarpıcı olanıysa, 14 milyon insanın (nüfusun %35’i) yoksulluk sınırının altında yaşıyor olması. Ne yazık ki Cezayirli bir gencin bu koşullar altında kendi memleketinde kendine bir gelecek yaratması oldukça zor. Diplomalılar yasal yollardan, diploması olmayanlarsa harraga (“yananlar”) denen yoldan – yani belki de yaşamı pahasına Akdeniz’den geçerek – Avrupa’ya ulaşmayı hedefliyor.

Dördüncü haftayı geride bırakan eylemlerde gençlerin katılımı öne çıkıyor. “Kara onyıl”ı hatırlamayan, Buteflika hükümetleriyle büyümüş, toplumsal eşitsizliği derinden duyumsayan ve bütün bunlara karşın kurulu siyasal düzende kendine uygun bir seçenek göremeyen bir kuşak var ortada. Sandığa gitme oranının düşük olması (Mayıs 2017 seçimlerinde %40’ı bile bulmadı) Cezayir halkının siyasetle ilgilenmediği anlamına gelmesin. Cezayirliler şu ana dek olan biteni görüyor ama söylemek istediklerinin karşılığını sunulan siyasal düzlemde bulamıyordu. Buteflika karşıtı eylemler bu sessizliğin sonu anlamına gelmekle kalmadı, gençliğin ne denli politik ve üstelik yurtsever kaygılara sahip olduğunu da açıkça ortaya koydu. Sözleri Fransa’ya karşı verilen ulusal bağımsızlık savaşımının devrimci duygusunu buram buram yansıtan Cezayir ulusal marşı eylemcilerin dilinden düşmüyor, bağımsızlık savaşının simgeleri sokaklardan eksik olmuyor. Bugün bu mücadeleyi çağrıştıran başlıca tarihsel figür Cemile Buhired eylemlere her türlü desteği veriyor. Cezayir gençliğine bir mektup yazan Buhired, 1962’de bağımsızlığın hemen ardından devrimci hareketin uğradığı ihanetten çıkardığı dersleri hatırlatıyor ve bugünün gençlerini yürüttükleri hareketin zaferinin “oportünistlere, gaspçılara, hainlere” kaptırılmaması konusunda uyarıyor.

Bu arada İslamcı hareketin etkisinin oldukça sınırlı olduğunu ve harekete rengini çalma çabalarının da şu ana dek boşa çıktığını eklemek gerekir. Siyasal İslam’ın toplumsal tabanına dair iki dolaylı örnek verilebilir. 2017 parlamento seçimlerinde ana akım İslamcı parti oyların yalnızca %7’sini alabildi. Ayrıca, diğer Kuzey Afrika ülkeleriyle karşılaştırıldığında IŞİD içindeki Cezayirli oranının oldukça düşük kaldığını söyleyelim.

Henüz resmi kanallardan doğrulanmasa da şu günlere kulaktan kulağa yayılan ve eylemlerin gençlerin siyasi motivasyonunu artırdığına yorabileceğimiz güncel bir söylentiyi paylaşalım: gösterilerin başladığı 22 Şubat’tan beri Cezayir’den Akdeniz’e hiçbir harraga teknesi açılmamış.

CEZAYİR’DE TAM OLARAK NE OLUYOR?

Bugün 82 yaşında olan Abdülaziz Buteflika 2013’te ölümden döndü ve o günden beri sağlığı konusunda ciddi kuşkular var. Cezayirlilerin bir bölümüne göre ülkeyi bir “hayalet başkan” yönetiyor. Halkın karşısına çıkmaktan kaçınan bu liderin aslında öldüğü ve yıllardır bir robot tarafından idare edildiği (!) bile söyleniyor. Başkan Buteflika’nın siyasi temsiliyet yeteneği kuşkulu ve tam da bu nedenle, 18 Nisan’da düzenlenmesi planlanan seçimde beşinci dönemi için aday gösterilmesini birçok Cezayirli “ulusal onuruna hakaret” saymakta haklı. Öte yandan, yalnızca temsiliyet işleviyle sınırlandırılmış böyle bir figürün göreve devamının düzen siyasetinin işine geldiği ve Buteflika sonrası için üstünde uzlaşılmış bir plan olmadığı ortaya çıkıyor.

Abdülaziz Buteflika’nın beşinci dönem için başkan adaylığı 10 Şubat’ta açıklandı ve Buteflika birkaç hafta sonra tedavi görmek için Cenevre’ye gitti. Buteflika’nın beşinci dönem adaylığına karşı 22 Şubat’ta başlayan eylemler dördüncü haftayı geride bırakmış bulunuyor. Buteflika’nın adaylığına karşı verilen tepki sokakla sınırlı değil. Okullar, üniversiteler ve yargı kurumları haftalardır eylemlerle çalkalanıyor. Dükkanlar kapalı. Genelkurmay Başkanı “Ordumuz bu cesur halkla gurur duyuyor, onunla aynı değer ve ilkeleri paylaşıyor” açıklamasını yaparken devlet kanalında yayınlanan tartışma programlarında bile krizin nedeni Buteflika’nın beşinci dönem adaylığının ilanı olarak görülüyor. Bütün bunlar siyasi krizin boyutu hakkında bir fikir vermiş olmalı.

10 Mart akşamı Cenevre’den dönen Buteflika’nın, ses çıkarmadığı 13 gün boyunca “halk hareketine kulak kabarttığı” ve bu nedenle adaylığını geri çekip seçimleri de ertelediği bir gün sonra açıklandı. Cezayir Devlet Başkanı özellikle 8 Mart günü düzenlenen halk yürüyüşlerine katılan “yurttaşlarının niyetini anlıyor” ve bu ifade biçiminin “barışçıl yanını” selamlıyordu. Nisan sonunda dördüncü dönem başkanlık görevi sona erecek olan Buteflika adına yapılan açıklamaya göre yıl sonuna dek bir “ulusal konferans” süreci başlayacak, başkanlık seçimiyse kurulacak tarafsız hükümetin siyasi sistemi güncelleyecek yeni bir anayasa hazırlayıp referanduma sunmasından sonra gerçekleşecek. Bu açıklamanın hemen ardından Başbakan Ahmed Uyahya istifa etti, yerine İçişleri Bakanı Nureddin Bedoui atanırken, yeni oluşturulan Başbakan Yardımcılığı koltuğuna da Ramtane Lamamra oturdu. Pazartesi günü atanan Bedoui yeni görevindeki ilk basın toplantısını 14 Mart Perşembe günü gerçekleştirdi. Basın toplantısında “kadınlı erkekli genç yeteneklerden” oluşturulacak, teknokrat ağırlıklı bir “açılım hükümeti” kurulacağını müjdeleyen Bedoui, gençlerin mesajını aldıklarını ve yeni hükümetin temel hattını gençlerin istemlerinin belirleyeceğini öne sürdü. Bütün muhalefet partilerini sürecin parçası olmaya çağıran başbakan, ayrıca geçiş sürecinin bir yıldan uzun sürmeyeceği garantisini verdi.

Yarın: Cezayir'de tam olarak ne oluyor? Emperyalizmin yakın takibindeki ülke...