ANALİZ | Sosyal demokratlar Hitler'in önünü nasıl açtı? 90’ıncı yıldönümünde Berlin-Wedding işçi katliamı

Almanya'da bundan tam 90 yıl önce sosyal demokratların (SPD) öncülüğünde komünistler (KPD) hedef alındığı 1 Mayıs'ta en az 33 işçi polis kurşunlarıyla hayatını kaybetmişti. Bir yandan komünistleri hedef alan sosyal demokratlar, yardımı da Hitler'in önünü açan hamlelerde bulacaktı...
Haluk Arıcan
Cuma, 26 Nisan 2019 11:35

 

Bundan tam 90 yıl önce Berlin’de, sosyal demokratların (SPD) komünistlerin (KPD) gücünü kırmak için planladıkları 1 Mayıs katliamında, polis saldırıları sonucu en az 33 kişi öldürülürken yine en az 198 kişi de yaralanmıştı.

Üç gün süren ve çoğunlukla yoksul işçi mahalelerinde gerçekleştirilen saldırılarda, Berlin’in SPD’li Emniyet Genel Müdürü Karl Zörgiebel’in emrindeki makineli tüfek ve zırhlı araçlarla takviye edilmiş 14 bin (kimi raporlara göre 16.500) polis, hareket eden her şeye ateş açarak büyük bir katliama imza atmıştı. 

Berlin’de 40 yıldır düzenlenmekte olan 1 Mayıs kutlamalarının açık alanlarda yapılması, polis şefi Zörgiebel tarafından şiddet olayları bahane edilerek yasaklanmıştı. Nisan ayı sonunda imparatorluğun en büyük eyaleti olan Prusya Eyaleti’nin başbakanı SPD’li Otto Braun, Prusya İçişleri Bakanı Albert Grzesinski (SPD) ve imparatorluk İçişleri Bakanı Carl Severing (SPD), Zörgiebel’le bir araya gelerek yasağın KPD’ye karşı en sert şekilde uygulanmasını kararlaştırdılar. 

Amaç hem imparatorluk genelinde hem de özellikle Berlin’de çok hızlı bir şekilde güçlenen KPD’ye ağır bir darbe vurmak ve artan faşist saldırılarına karşı KPD’ye bağlı olarak kurulan milis savunma örgütü Kızıl Cephe Savaşçıları Birliği’ni (RFB) KPD ile birlikte yasaklamaktı. 1928 yılında yapılan genel seçimlerde KPD, Berlin’de yüzde 29,6 oy oranı ile SPD’nin hemen ardından ikinci parti olmuştu ve işçiler arasında komünistlere olan destek artmaktaydı.*

SPD’nin 1 Mayıs yasağındaki ısrarının diğer bir nedeni ise, KPD’nin Berlin’de SPD’den çok daha fazla emekçiyi sokaklara çıkarma olasılığıydı.

SPD’NİN 1 MAYIS TAKTİĞİ: İŞÇİ SINIFI İÇİNDEKİ KAY KAYBINI İŞÇİLERİN KANINI AKITARAK DURDURMA

KPD, işçi sınıfının en önemli gününde sosyal demokratların uygulamak istedikleri sınıf düşmanı bu yasağa uymayacağını ilan etti. Bunun üzerine sosyal demokrat politikacılar ve SPD’ye bağlı gazeteler, geleneksel burjuva güçlerini de yedeklerine alarak büyük bir anti-komünist propaganda ve kışkırtma atağına giriştiler.  

SPD’nin merkezi yayın organı Vorwärts’te ‘‘KPD ölüm istiyor, cesede ihtiyaçları var’’ şeklindeki kışkırtıcı manşetler Mayıs öncesi art arda yer aldı. Berlin’in SPD’li polis müdürleri de boş durmuyor, KPD içine sokulmuş polis ajanlarının ‘’KPD geniş katılımlı, olaysız bir 1 Mayıs istiyor’’ raporlarına rağmen polisler arasında ‘’KPD’nin 1 Mayıs’ta büyük bir ayaklanmaya hazırlandığı ve polislere ateş açacakları’’ yalan haberini yayıyorlardı.

KPD’nin 1 Mayıs Hazırlıkı Komitesi ise 26 Nisan’da yaptığı açıklamada, doğruluğu kısa sürede ispatlanan bir öngörüyle, SPD’li polis şefi Zörgiebel’in soğukkanlı bir şekilde 1 Mayıs’ta işçilerin kanını akıtmak için hazırlık yaptığını duyuruyordu.

Bu şartlarda gelinen 1 Mayıs’ta polis ilk saldırısını, Berlin’in yoksul işçi semtlerinden Wedding’de başlattı. 

Semt KPD’nin çok güçlü olduğu bir yerleşim yeriydi ve ‘’Kızıl Wedding’’ olarak biliniyordu. Saldırıda öldürülen ilk kişi, oturduğu evin 3. katındaki camdan bakarken polisler tarfından alnından vurulan SPD’li işçi Max Gemeinhardt’tı. Gemeinhardt, partisinin kararına uyarak 1 Mayıs’ı kapalı salon toplantısında kutladıktan sonra evine dönmüş, penceresini kapatmaya çalışırken de öldürülmüştü.

Günün sonunda Kızıl Wedding’in sokakları da SPD’nin polis eliyle akıttığı kanla kızıla bulanmış ve toplam 10 kişi öldürülmüştü.

Önderliğini KPD’lilerin yaptıkları direniş, katılımlarla 3 Mayıs’a kadar sürmüş, toplam 32 kişi polis kurşunlarıyla, bir kişi de zırhlı polis aracının ezmesiyle öldürülmüştü (bazı kaynaklarda ölü sayısı 38’e kadar çıkmaktadır). Bir kısmı ağır 200’e yakın kişi de kanlı 1 Mayıs katliamında yaralandı. Polis, 11 binden fazla kurşun sıkmıştı.

Öldürülenlerin üçte biri balkonda ya da pencerede dururken vurulmuştu.  Sokakta öldürülenler de ya yandan ya da arkadan gelen polis kurşunuyla öldürülmüşlerdi. Balkon ve pencerelere ateş açılmasının nedeni, buralarda kızıl bayrak asılı olmasıydı. Elinde karanfil olanlar coplanırken, Yahudi olduğundan kuşkulanılan veya öyle olduğu anlaşılan kişiler de gösterilerle alakaları olmasa bile polis saldırısına maruz kaldılar.

En son öldürülen kişi de Yeni Zelandalı bir gazeteciydi. Bütün bulgular polisin örgütlü işçilere zaiyat verdirmekte başarılı olamadığını, civarda bulunan ve kaçanları hedef alarak öldürdüğünü gösteriyordu.

SPD'NİN ÇÖZÜMÜ: KOMÜNİSTLERE KARŞI TERÖR​

Peki, SPD bu planlı kanlı saldırıya neden gerek duydu? Yukarda da belirtildiği gibi, KPD işçiler arasında SPD aleyhine etkinlik kazanıyor, büyüyordu.

SPD’nin büyük sermaye sahipleri tarafından 1919’dan beri desteklenmesinin tek koşulu, o zamandan beri tam olarak dizginlenemeyen ve silahtan arındırılamayan işçi sınıfını kontrol etme yeteneğini kaybetmemesinde yatıyordu. 

SPD işçilere ve emekçilere seçimler öncesi verdiği her sözü, seçimlerden sonra diğer burjuva partileriyle girdiği koalisyon pazarlıklarında ya da hükümet icraatıyla çiğniyordu. Bunun sonucu, işçiler arasında artan KPD etkisiydi. 

SPD, tabanı büyük ölçüde işçi ve emekçilerden oluşan, sosyalizm sloganlarından geçilmeyen, pratikte ise sermaye yanlısı uygulamalara imza atan bir burjuva partisiydi; yani Ekim Devrimi sonrasının klasik bir sosyal demokrat partisi. Bu, KPD saflarına giden her bir işçi, SPD saflarından ayrılmış bir işçi anlamına geliyordu.

Bundan dolayı SPD’nin sonu kanlı da bitecek olsa sert bir kamplaşmaya ihtiyacı vardı. 

Böylece saflar sıkılaştırılacak, komünistler yalıtılarak, yok edilemeseler bile izole edileceklerdi.

SPD’nin başka bir şansı yoktu.

SPD: HİTLER'E ÖZGÜRLÜK...

SPD’nin ve Berlin’in sosyal demokrat polis şefi Zörgiebel’in yasak gerekçesi olarak öne sürdüğü ‘’sağ-sol çatışması", Eylül 1928’de Adolf Hitler’e faşistlerin gösterilerinde yaptığı kışkırtıcı konuşmalardan dolayı verilen ‘’mitinglerde siyasi konuşma yapmasına engel getiren yasağının’’ Zörgiebel tarafından kaldırılmasından sonra yoğunluk kazanmıştı. SPD yönetimi, Hitler’e alan açan bu kararı protesto eden başını komünistlerin çektiği ve ölümlerin yaşandığı anti-faşist protestoları engelleyemediği için, aralık ayında açık havada yapılacak bütün siyasi etkinliklere yasak getirmişti.

SPD sonuç olarak, ‘’demokrasi adına’’ Hitler’in komünistlere, Yahudilere karşı şiddete çağıran konuşmalarına izin verirken, buna karşı çıkmak için yapılacak protesto gösterilerini yasaklıyordu. 1 Mayıs’taki engellemenin ‘’hukuki dayanağı’’ da işte bu yasaktı.

Bu durum KPD yandaşı olmayan işçiler arasında bile huzursuzluğa neden olmuştu.

SPD’ye karşı işçiler ve yoksul halk katmanları arasında artan tepkinin bir başka nedeni ise, SPD’nin kısa bir süre öncesine kadar karşı çıktığı, açık denizlerde savaşma kabiliyeti olan, modern bir savaş gemisinin inşasına onay vermesiydi. İşçi sınıfı içinde savaş karşıtı pozisyon güçlü, savaşın anıları tazeydi. Yoksulluk ise diğer bir etkendi.  Çocuk ve gençlerin yüzde 30’u yetersiz beslenme sorunu yaşarken, yeni savaş gemisi inşasının devlet bütçesinin en az yüzde 21’ine mal olacağı hesaplanıyordu.

1928 yılında yapılan genel seçimlerde SPD ‘’Önce ekmek, sonra savaş gemisi’’ ve ‘’Savaş gemisi inşası yerine çocuklara yemek’’ sloganıyla girmiş ve seçimden oylarını arttırarak birinci parti olarak çıkmıştı.  SPD bütün seçim kampanyası boyunca ‘’Oyunuzu savaş gemisi inşasına onay veren partilere verirseniz çocuklarınız sizi affetmez’’ temasını işlemişti. Silahlanmaya ayrılan bütçe, yoksullar ve çocuklar için harcanacaktı.

Ama şimdi, sosyal demokratların her seçimden sonra yaşadıkları bir sorun vardı. Sözlerini tutarlarsa, hükümet olamayacaklar, hükümeti kurarlarsa sözlerini tutamayacaklardı.

SPD’nin hükümeti kurabilmesi için diğer burjuva partileriyle uzlaşması gerekiyordu. Onlar da ekonomik olarak güçlenen Alman sermayesinin, diğer rakip ülke sermayedarlarına karşı etkili olabilmek için talep ettikleri savaş gemisi inşasına onay verilmeden SPD ile koalisyona yanaşmıyorlardı.

SPD, I. Dünya Savaşı’nın başından itibaren işçi sınıfının en temel ilkelerine ihanet etmişti, seçim vaadine mi ihanet etmeyecekti. Ama komünistler, artık işçi sınıfının güçlü bir aktörü olarak SPD’yi zorluyordu.

Çözüm, SPD savaş gemisi inşasına onay vermezse koalisyona girmeyeceğini söyleyen DVP partisinden geldi. DVP’li Dışişleri Bakanı Gustav Stresemann, koalisyona girmek istemeyen partisini işçi sınıfı içinde artan ‘’sol gelişmeleri’’ görememekle eleştirirken, SPD’nin KPD ile yakınlaşmasının Alman sermayesi için büyük bir tehlike oluşturacağı konusunda uyarıyordu.  Stresemann, hali hazırdaki hükümetin sosyal demokrat Şansölyesi Müller’e çektiği telegrafta da, SPD’nin savaş gemisine nasıl onay vereceğinin yolunu gösteriyordu. Stresemann çok ses getiren bu telegrafta, Weimar Cumhuriyeti anayasasının,  bakanların aldıkları kararlarda sadece onların kişisel sorumluluğunu tanıdığını, parti fraksiyonuna bir sorumluluk yüklemediğini belirtiyordu. Yani, SPD’li bakanlar SPD sözde red etse bile, savaş gemisine onay verebilir, SPD de ‘’Ne yapalım Anayasa böyle’’ diyerek işin içinden çıkabilirdi.

Böylece sosyal demokratların önderliğindeki koalisyon hükümeti kuruldu ve 10 Ağustos 1928’de Savunma Bakanı Wilhelm Groener’in savaş gemisinin inşasına başlanmasına yönelik karar tasarısı hükümet tarafından kabul edildi. Sosyal demokrat şansölye Müller ve aralarında Rudolf Hilferding’in bulunduğu SPD’li bakanlar, hayır oyu vermedikleri gibi, çekimser oyu verme gereği bile duymadılar.

Bu karar SPD’li milletvekilleri arasında bile çok şiddetli tartışmalara neden olmakla birlikte, SPD’li hükümet üyeleri üzerinde herhangi bir yaptırımı olmadı.  SPD’nin ‘’Sol gösterip sağ vurma’’ stratejisi işçilerin KPD’ye yönelmelerini hızlandırdı.

BURJUVAZİNİN SOSYAL SOPASI: SOSYAL DEMOKRASİ

Bu ortamda gelinen 1 Mayıs’ta SPD’nin KPD’ye vurduğu asıl darbe, katliamdan çok partiyi paralize etme çabasının bir sonucu olarak katliamın son günlerinde geldi. 2 Mayıs’ta KPD’nin gazetesi Rote Fahne (Kızıl Bayrak), 3 Mayıs’ta da KPD’nin milis örgütü Kızıl Cephe Savaşçıları Birliği (RFB), SPD’li İçişleri Bakanı tarafından yasaklandı. İşçilerin ve sol kamuoyunun SPD’ye karşı tepkisi o kadar büyüktü ki, KPD’yi kapatmaya teşebbüs edemediler

Bir yıl önce, milliyetçi partiden imparatorluk içişleri bakanının başarısız kaldığı RFB’yi kapatma girişimi, SPD’li bakan tarafından başarılmış oldu. 

SA vb. faşist örgütlerin önünde ciddiye alınacak tek milis gücü olan RFB, polis saldırılarıyla büyük bir yara aldı.**

Katliamın gerçekleştiği mayıs ayının sonunda toplanan SPD kongresinde, Almanya’nın kapitalizmden sosyalizme geçiş aşamasında olduğu ciddi ciddi tartışılıyordu. Birkaç ay sonra dünya kapitalizmi büyük bir krize girecek, işsizlik ve yoksullukla birlikte radikalleşen Alman işçi sınıfının kontrolünü SPD’nin sağlayamayacağı anlaşılınca, Alman büyük sermayesi önce geleneksel otoriter yönetime, sonunda da faşizme yönelecekti. 

Komünist hareket ise, özellikle Almanya’da sosyal demokratların sermayeyi desteklemeleri, Alman emperyalizmine arka çıkmaları, komünistlere amansızca saldırırken faşizme alan açmaları ve son 1 Mayıs katliamının da etkisiyle ‘’sınıfa karşı sınıf’’ stratejisini geliştirdi. Bunun sonucu, Komintern’in 1929 Temmuz’unda toplanan 10’uncu plenumunda, işçi sınıfı içinde faaliyet gösteren bir burjuva hareketi olarak sosyal demokratlara karşı ‘’sosyal faşizm’’ kavramı kabul edildi.

*KPD, bir sonraki genel seçimde, 1930’da, Berlin’de oyların yüzde 33’ünü alarak birinci parti olacak ve Naziler iktidara gelene kadar bütün seçimlerde oy oranlarını arttırarak Berlin’de en çok oy alan parti olarak kalacaktı.

** Üyelerinin çoğu SPD’lilerden oluşan ve bazı burjuva partilerinin gençlik örgütlerinin de üye oldukları silahlı milis örgütü Reichbanner (İmparatorluk Sancağı), askeri eğitim almış milyonlarca üyesine rağmen, 1933’te SPD’nin ‘İç savaş çıkmasın’ siyaseti sonucu direniş göstermeden faşizme teslim oldu.