ANALİZ | Almanya’da mezhep savaşları

'Yüzyıllık deneyim, haç ile çarmıhın eş anlamlı olmasa da, eş çağrışımlı olarak algılanmasına yol açmıştır. Açık olan şey, haç siyaset aracı olarak kullanılageldiği oranda, çarmıha gerilenin istisnasız işçi sınıfı olacağı gerçeğidir. Haç genelgesi çıkartan Markus Söder, emekçileri çarmıha germenin mesajını vermektedir. Yanıt hakkını 'halk partileri'yle bir bütün olarak hesaplaşmak olarak kullanan bir işçi sınıfı, Almanya'nın gereksinim duyduğu sahici tek seçenektir.'
Tevfik Taş
Pazartesi, 21 Ocak 2019 10:09

24 Eylül 2017 genel seçimleri ile krizi derinleşen Alman siyasetinde bir parti başkanı daha koltuğunu devretmek zorunda kaldı. Angela Merkel'in Kasım ayında yerini Annegret Kramp-Karrenbauer'e devretmesi ile sarsıntı yaşayan Alman siyaseti, koalisyon hükümetinin küçük bileşeni ve Merkel'in partisi Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) ''kardeş partisi'',  Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) genel başkanı da “ismen” değişti. Genel başkanlığa seçilen Markus Söder, genel başkanlığı bırakan Horst Seehofer'den tıpkı Angela Merkel ile Annegret Kramp-Karrenbauer arasında olduğu gibi özsel bir farka sahip değil. 

''Merkel gitti, (şimdilik) dönemi kaldı'' demiştik. 

Alman sağının ikinci büyük partisinde Cumartesi günü yaşanan devir-teslim işlemi de bu saptamayı doğrulayan bir eksende hayat buldu. İstikrara mecbur Alman siyaseti, ayağının altından kayan toprağa rağmen istikrar pozu vermeyi tercih ediyor.

Yeni kahraman Markus Thomas Theodor Söder, kısa adıyla Markus Söder. Almanya'nın on altı eyaletinden en zengininin başbakanı olan Söder, şimdi partisinin genel başkanlığını da devraldı. Giden Seehofer'den özde bir farkı olmamakla birlikte, dinsel yobazlığın siyasi alana taşınmasında daha 'atak' davrandığını saptamakta yarar var.

Markus Söder, haçı siyasi alanda kullanma konusunda özel performans göstermiş bir siyasetçidir. 1 Haziran 2018'den itibaren tüm kamusal alanlara Hristiyan haçının asılması gerektiği kararnamesini imzalayınca, kendi partisi içerisinde dahi eleştirilmişti. Bavyera Bilim Bakanı Mario Kiechle, Söder'in ''Kamusal Alanlara Haç Takılması Kararnamesi''ni ''hiç de akıllıca olmayan bir fikir'' diye eleştirmişti.

SAĞDA HRİSTİYAN MEZHEP SAVAŞLARI

Annegret Kramp-Karrenbauer'in Katolik mezhebine aitlik vurgusu Markus Söder'in Protestanlık vurgusuyla adeta dengelenmek istenmektedir.

Eksikli de olsa, Aydınlanmanın kazanımlarını tasfiye edip, ülkenin hızla Hristiyanlaştırılması yarışında Anayasa ile uyuşmayan pek çok unsur olmasına karşın, ''Hür Eyalet Bavyera'', dinsel dogmaların siyaset aracı olarak kullanılması konusunda kararlı bir duruş sergilemektedir.

( ''Haç kalacak. Dün-bugün-yarın'', kamusal alanlardan Hristiyan haçının yasaklanmasını protesto edenler. Münih 1995 )

Federal Anayasa Mahkemesi'nin 16 Mayıs 1995'de aldığı kamusal alanların dinsel sembollerden arındırılması kararına meydan okuyan CSU'lu Markus Söder, 3 Kasım 2009'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hükmü ile de uyumsuzluk göstermiş, haçı ''Bavyera kimliğinin bir parçası'' saydığını söylemişti.

''Haç, bir dini sembolden ötedir. Haç ile ifade edilen aynı zamanda, Bavyeralı kimliğimiz ve hayat tarzımızdır'' diye konuşan Söder, siyasi gericiliğini dinsel gericilik ile besleme kurnazlığını göstermesi ile öne çıktı. Amaç, Müslüman aidiyetten gelen göçmen ve sığınmacılara 'bu ülkenin sahibi biziz' mesajı vermekti. Bu amaçla, partinin bir önceki başkanı Horst Seehofer'in ayağını kaldırdığı yere basarak, ''Müslümanlar bu ülkeye aittir, ancak İslam değil'' diyerek dinsel eksenli bir çekişmeden gıdalanmak istediğini de açık etmişti.

Markus Söder'in dinsel sembolleri kullanarak siyaset yapmasına ilk ve en sert eleştiri Katolik din adamlarından geldi. Münih Katolik Piskoposluk Başkanı Wolfgang Bischof, haçın Bavyera'nın sembolü olmadığını söyledi. Ayrıca haçın seçim logosu olarak kullanılmasını da kınadı.

Süddeutsche Zeitung'un ''bölücülük''le suçladığı Markus Söder için bir başka Katolik yetkili, Alman Piskopos Konferansı Baş Kardinali Reinhard Marx, ''Haç şiddete, adaletsizliğe, günaha ve ölüme itirazdır. Öteki insanlara değil'' diyerek Söder'i ırkçılıkla itham etti. (Süddeutsche Zeitung, 29 Nisan 2018)

SÖDER'DE SOL, GÖÇMEN, SIĞINMACI VE EMEK DÜŞMANLIĞI İÇİÇE

Balkanlardan gelen sığınmacılara karşı Avusturya sınırına ''çit'' çekmek isteyen Söder, yalnızca Hristiyan yobazlığı ile tanınmıyor. Sıkı bir antikomünist olan Söder, kamuoyunda ''Polis Yasası'' olarak adlandırılan emek ve sol düşmanı yasaların da ateşli avukatıdır.

Kızıl Ordu Franksiyonu'nun (RAF) ikinci kuşak önder kadrosunda yer alan Christian Klar'ın 26 yıllık cezaevinden sonra dönemin Cumhurbaşkanı Horst Köhler tarafından daha fazla tutulmadan tahliye edilmesine karşı şiddetli propaganda yaptı.

Almanya İçin Seçenek (AfD) adlı faşist partinin CSU'nun seçmen tabanını aşındırmasına çare olarak, faşizan söylemi destekleyerek, seçmen tabanını 'konsolide' etmeye yeltendi. Adeta 'şayet bu ülkede faşistlik yapılacaksa onu da biz yaparız' mealinde tutum geliştirdi.

Spiegel Online, Markus Söder'in eyalet bakanlığı döneminde ZDF Morgenmagazin programına katılacak listeye dahi müdahale etmeye yeltendiğini yazdı. (3 Kasım 2012)

Patron sever Söder, Müller Unlu Mamuller işletmesinde ortaya çıkan hijyen skandalı sonrasında, diğer 15 eyalette alınan önlem paketini Bavyera'ya sokmamakta cansiperane savaştı. Gıda Sağlığı Denetçileri Birliği Söder'i kınadı. Ne gam!

Asgari ücrete karşı çıkan Söder, az da olsa sosyal yardım alanlara ödenen tatil yardımının kesilmesi için gece gündüz uğraştı. Alman patronların gözüne girdi ve Bavyera'nın kudretli partisi CSU'nun genel başkanlığına terfi ettirildi.

''HALK PARTİLERİ''NDE MAKYAJ ERİRKEN ORTAYA ÇIKAN SINIF

Savaş sonrası Alman burjuva siyaset biliminin en etkili kurucuları arasında yer alan Dolf Sternberg, ''halk partisi'' (Volkspartei) teriminin de mucidiydi. Almanya dışında ''kitle partisi'' (Massenpartei) teriminin kullanıldığı burjuva siyasal düşüncesinde, ciddi kırılmaların yaşandığını belirtmekte yarar var. 

Alman seçmen kitlesinin yüzde 80'ini temsil ettiği ifade edilen CDU/CSU/SPD'den oluşan düzen bloğu çatladı. 24 Eylül 2017 seçim sonuçlarının gösterdiği gibi, bu üç ''halk partisi''nin toplam oyu yüzde 55'i geçmez.

Sosyal demokrat SPD'nin 1959 Godesberger Programı'ndan beri ''sınıf'' dışta bırakılırken, ''kitle'', ''halk'' gibi tanımsız kavram kümeleri üzerinden siyaset yapılmaya çalışıldı. Reel sosyalizmin siyasi dengeleri sağladığı yıllar boyunca burjuva partileri pek renk vermezken, çözülmeden sonra gemi azıya alınmış, 'sınıf mınıf yok, kaynaşmış kitleyiz' söylemi siyaset bilimi diye yutturulmaya çalışılmaktadır.

Markus Söder'in ''yaşlı erkekler partisi'' CSU'da düzen siyasetinin ihtiyaç duyacağı kadar sınıf belirleyeni vardır. Zira bu belirleyen işçi sınıfı değil, sermayedir.

Yüzyıllık deneyim, haç ile çarmıhın eş anlamlı olmasa da, eş çağrışımlı olarak algılanmasına yol açmıştır. Açık olan şey, haç siyaset aracı olarak kullanılageldiği oranda, çarmıha gerilenin istisnasız işçi sınıfı olacağı gerçeğidir.

Haç genelgesi çıkartan Markus Söder, emekçileri çarmıha germenin mesajını vermektedir.

Yanıt hakkını ''halk partileri''yle bir bütün olarak hesaplaşmak olarak kullanan bir işçi sınıfı, Almanya'nın gereksinim duyduğu sahici tek seçenektir.

''Halk partileri'' Dolf Sternberg'in kavramlaştırmasında da sınıf partileriydi. Burjuvazinin partileri. Şapka düştü, Markus Söder göründü!