Alman militarizmini yüreklendirme raporu

"Friends of Europe adına hazırlanan ''Almanya ve Avrupa Savunmasının Geleceği Raporu'', emperyalist Almanya'nın ''kendi gölgesinden'' atlayarak, yeni saldırganlıklara yelken açmasının meşrulaştırılması çabası olarak okunmalıdır."
Tevfik Taş
Pazar, 22 Ekim 2017 08:55

Reuters'in Avrupa editörlerinden Paul Taylor'ca hazırlanıp, Friends of Europe ("Avrupa'nın Dostları") kuruluşu adına ibra edilen, ''Almanya ve Avrupa Savunmasının Geleceği – Kendi Gölgesinin Üzerinden Atlamak'' adlı rapor 2017 Eylül ayı itibari ile dolaşıma sokuldu.

İngilizce ve Almanca olmak üzere iki dilli olarak hazırlanan 218 sayfalık raporda, Avrupa savunması söz konusu edilmiş olsa da, Raporun asıl ağırlık noktasını Almanya oluşturuyor. Alman militarizminin önünü açmayı hedeflediği açık olan Rapor, kimi noktalarda Şansölye Merkel'i pısırık bulduğunu ya da sosyal demokrasinin hâlâ eski doktrin içinde kaldığını ifade edecek kadar da pervasız ve saldırgan bir yaklaşıma sahip.

NATO'NUN ÜÇ İŞLEVİ VE ŞİMDİKİ DURUM

NATO'nun ilk Genel Sekreteri Lord Isway'in NATO'nun işlevi üzerine ettiği tanınmış cümlesi olan, ''NATO'nun işlevi, Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları da altta tutmaktır'' sözüne atfen girişi yapılan Raporda, ilk iki işlevin yerine getirildiği ancak üçüncü hedefle ilgili olarak, o köprülerin altından çok suların aktığına vurgu yapılıyor.

Brüksel merkezli ''düşünce kuruluşu'' Friends of Europe'ın sağcılığını gizleme gereği duymayan gazeteci Paul Taylor'a ihale ettiği rapor, Mayıs ile Eylül 2017 arasındaki zaman aralığında yapılan 40'ın üzerindeki röportajı da içeren bir güncelliğe sahip.

Paul Taylor raporda elini hiç korkak tutmamış: Alman sosyal demokrasisinin silah satışını engelleyen kötücül (!) tutumundan (s. 135), Fransız solunun Alman solundan farklı olarak piyasa iktisadına karşı ürkek olmadığı yönünde övgüyle söz etmesine (s. 170); Alman militarizminin sivri dilli sözcüleri Wolfgang Ischinger ve Joachim Bitterlich'in açıktan yüceltilmesinden, sermayenin militarizm özlemini parlamento engeline takıldığını ileri süren Dirk Hoke'nin sözlerini (s.136) ballandıra ballandıra, sözde bilimsel veri adına rapora aktarmasına dek her şey çok tarafgir bir üslupla hazırlanmış.

Alman ''Ferderal Havacılık ve Uzay Endüstrisi Birliği'' Başkan Yardımcısı Dirk Hoke'nin, ''Parlamento Almanya'da her şeyi daha karmaşık hale getiriyor. Özellikle de seçim dönemlerinde. Her şey siyasallaşıyor'' sözlerine hak vererek, Alman emperyalizminin militarizm yönündeki ilerleyişinin bertaraf edilmesine değiniliyor.

Gerekçe olarak da, 2007-2011 döneminde silah ihracatında dünya üçüncüsü konumunda olan ve pazar payı yüzde 9,4'e ulaşan Almanya'nın 2012-2016 aralığında pazar payının yüzde 5,6'ya düşüp, dünya beşinciliğine 'gerilemesi'nin sorumlusu olarak dönemin ekonomi bakanı sosyal demokrat Sigmar Gabriel'in, silah satışı konusunda, ''Bu konuda daha etik olmak gerekiyor'' yaklaşımına fatura ediyor. (s.135)

Alman emperyalizminin daha atak olması konusunda pek hevesli Paul Taylor, Merkel'i pasif buluyor: ''Savunma politikalarına çok az ilgili politikacı...'' (s.24)

Raporda Alman emperyalizminin asıl yöneticilerine bir de akıl veriliyor: ''Almanya'dan talep edilen şey, kendi geçmişinden kaynaklı gölgesinin üzerinden atlaması; sahici bir stratejik kültür yaratması ve buna uygun bir dış politikaya sahip olması; ihtiyaç durumunda devreye sokulabilecek bir askeri donanımının olmasıdır...'' (s.26)

ALMAN SİYASETİ PISIRIK OLMAKTAN ÇIKMALIDIR ARZUSU

Alman siyasetine dönük pısırıklık imasını bütün rapor boyunca duyumsamak mümkün:

2014 yılına kadar savunma harcamaları GSMH'nın yüzde 1,2'sidir. Bu oran, NATO'nun üye ülkelerle yaptığı anlaşma olan yüzde 2 sınırının bile altındadır (s. 102)

Almanya, Avrupa'nın iktisadi olarak en güçlü, nüfus olarak en kalabalık ülkesi olmasına karşın, askeri olarak zincirin en zayıf halkasıdır (s. 155)

177 bin kişilik ordudan ''Herkül ödevi'' görmesinin mümkün olamayacağı öne sürülüyor (s.29)

Eski Cumhurbaşkanı Joachim Gauk'un 2014'de Münih Güvenlik Konferansı'nda ettiği, ''Almanya daha fazla uluslararası sorumluluk üstlenmelidir'' sözleri hayranlıkla naklediliyor (s. 178)

''Nasyonel Sosyalizmin yenilgisinden 70 yıl sonra dahi geçmişin gölgesi Almanya'nın üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Bu öyle bir yük ki, askeri ve toplumsal ödevler, 21. yüzyılda dahi yerine getirilemiyor'' (s. 100)

Adı gizli tutulan bir NATO elçisinin şu sözlerine  yer verilirken de amaç bellidir: ''NATO'da herkes bir masanın başında oturup, kendi milletlerinin askeri gücünü mobilize etmek için uğraşıyor. Fakat Almanlar, 'biz önce parlementodan geçirmeliyiz' diyorlar'' (s. 108)

NATO eski Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in, ''Bayan Merkel bana dedi ki, 'anlamanız lazım, bizim bir Federal Ordu'muz var, ancak bu Federal Ordu savaşmak için değil' '' (s.101)

ALMAN MİLİTARİZMİNİ YÜREKLENDİRME RAPORU

Raporun asıl meramının Alman militarizmini yüreklendirerek, uluslararası alana çıkmasını teşfik etmek olduğu açık seçik belli oluyor.

Bu alanda iki direnç noktasının hedef alındığı, bu hedeflerden birinin geleneksel savunma doktrini ile hareket etme taratarı olan savaş sonrası tutum olarak saptanırken, diğer direnç noktasının Alman siyasetinin Nazi geçmişinden kaynaklı ''gölgesi'' olduğunun altı çiziliyor.

Alman sosyal demokrasisinin 1959 yılında Godesberger Programı'nı benimseyerek, sınıf eksenini tamamen reddederek,  ''kitle partisi''  vurgusu raporda övülürken, ''savunma konusunda hâlâ Gogesberger Programı ruhu ile'' davranılmasına itiraz ediliyor. (s.170)

Nazi Almanya'sının Kızıl Ordu karşısında yenilmesi, ardından gelen sınırlayıcı hükümler raporda ''geçmişin uzun gölgesi'' olarak tarif ediliyor.

Almanya'nın 1955 yılında ABD'li subay denetiminde SACEUR adı verilen Avrupa Milletler Birliği Yüksek Komuta Merkezi tarafından yönetilmesi ile başlayan dönemin çoktandır sona ermesine karşın, etkilerinin hâlâ siyasette etki sahibi olduğu öne sürülüyor.

İkinci Savaş sonrası dönemde, Alman ordusunun ülke dışına çıkması 1999'da Yugoslavya'nın NATO tarafından işgali ile 'aşılır'ken, ordunun iç siyasette görevlendirilmesi konusundaki kimi 'engeller'in aşılması için de çaba harcanageldi.

2012 yılında Federal Ordu'nun iç siyasette kullanılmasının önündeki engel, çok özel durumlar (doğal felaket, büyük terör saldırıları, polisin yetersiz kalması) durumları ile ilişkilendirilerek, kısıtlama duvarında kimi gedikler açılmıştı.

Rapor, Rusya'nın 2014'de Kırım'ı ilhak etmesi, siber sabotajlar, İslamcı terör tehlikesi, İngiltere'nin Avrupa Birliği'ni terk etmesi, ve nihayetinde ABD Başkanı Donald Trump'ın ''önce Amerika'' söyleminin Almanya'ya geleneksel rolünü gözden geçirme fırsatını verdiğini hatırlatıyor.

Avrupa ordusu kavramlaştırmasının da açıldığı raporda, Almaya-Fransa eksenli yeni bir askeri yapılanmanın ertelenemezliğine vurgu yapılıyor. Leopar tanklarının üreticisi Alman silah tröstü Kraus-Maffei Wegemann'ın  (KMW) şefi Frank Haun, Brexit'in Alman-Fransız işbirliğinde yeni bir miladı işaretlediğini belirtmesine özellikle dikkat çekiliyor.

KMW'nin şefi Haun, ''Brexit'den dolayı Fransız-Alman tasarımından başka yol kalmamıştır. Bunu dışındaki her şey yanılsamadır'' diye konuştuğu aktarılıyor. (s. 136)

KOHL DOKTRİNİ'NDEN AVRUPA ORDUSUNA

Alman Federal Ordu'su mevcut veriler göre, 13 yurt dışı operasyonunda yer almaktadır. Baltık ülkelerinde Rusya'ya karşı konumlanmaktan, Afganistan'da güvenlik güçlerinin eğitimine, Mali'deki Birleşmiş Milletler misyonundan, ABD önderliğindeki sözde anti-IŞİD koalisyonu ile Suriye'de cirit atmaya, Irak'taki peşmergelerin eğitilip, silahlandırılmasından, Kosova'daki Avrupa Birliği temsiliyetine, Güney Lübnan'daki tarafsız bölgenin denetiminden, Akdeniz kıyılarının gözetlenmesine dek pek çok uğursuz misyonun bileşeni durumundadır.

2016 yılında Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen'in kamuoyu ile paylaşa gereği duyduğu ''Beyza Kitap'', geleneksel güvenlik konzeptinden kopuşun en ayrıntılı raporunu sunuyordu.

Bu raporun kamuoyunda sosyalist medya dışında görmezden gelindiği biliniyor. Paul Taylor'ın bu raporunda da hakkını teslim ettiği gibi, ''Bu rapor (Beyaz Kitap) parlamentoda tartışılmadı.''  (s. 26)

1994 yılına kadar geçerliliğini koruyan güvenlik doktirini, eski başbakan Helmut Kohl'un adıyla anılan ''Kohl Doktrini'' idi. Bu doktrinin esası şu veriye dayanıyordu: İkinci savaşta Nazi ordusunun savaştığı (siz buna işgal ettiği diye okuyun) topraklara Alman ordusunun asla ayak basmamasıydı.

1999'da ilk kez Federal Ordu Kosova misyonu adı altında ilk kez silahlı olarak yurt dışına çıkmıştı. Ondan sonra arkası çorap söküğü gibi geldi.

Alman ulusu adına tarihte kurulmuş ve hiç savaşa ve işgale katılmamış tek devlet, Alman Demokratik Cumhuriyeti, sosyalist ADC idi. Reel sosyalizm engelinden kurtlan Alman emperyalizmi, hemen hiç vakit geçirmeden militarizme alan açmaya başladı.

'BU GÖREVLER, 25 YIL ÖNCE ASLA DÜŞÜNÜLEMEZDİ'

Bu gerçek Taylor'ın raporunda şu çarpıcı cümle ile özetleniyor: ''Bu görevler, 25 yıl öncesinde asla düşünülemezdi.'' (s. 26)

Reel sosyalizmin yenilgisi Alman emperyalizminin saldırgan genlerinin harekete geçmesinde adeta milad rolü oynadı.

Yugoslavya'nın NATO tarafından işgali, ardından 7'ye parçalanması operasyonunda Alman ordusu ilk idmanlarını yaptı.

En son gelişme Brexit ile yaşandı. Brexit'in Alman emperyalizminin Fransa ile özel yakınlaşmasındaki rolünün altı özellikle çizilmelidir.

Bakın Rapor'da bu başlığa ilişki ne yazıyor: ''Brexit sonrasındaki 12 ay içerisinde Avrupa savunması için kat edilen mesafe, son 30 yılın toplamından daha fazladır.'' (s. 149)

Yalnızca bu yıl içerisinde Alman ve Fransız ortak yapımı 12 askerî nakil uçağı (C 130 J modeli) filoya dahil edildi. Frans ve Almanya'nın askeri işbirliği baş döndüren bir hızla devam etmektedir.

Almanya ile Fransa arasındaki askeri işbirliğine kamuoyunu hazırlamak için yapılan dolaylı ve dolaysız manipülasyonları rapora taşıyan Taylor, Almanya'nın güvenlik politikalarında stratejik ortağı kim olsun sorusuna, yüzde 62,7 ile Fransa'yı birinci olarak yerleştirirken de, hiç kuşkusuz ki, benzer bir manipülasyona imza atmaktadır.

Uzak ara ile ikinci sırada ABD, yüzde 26,6; en uzak ise yüzde 2,78 ile İngiltere! (s. 190)

Alman emperyalizmi ile Fransız emperyalizminin İngiltere ile yaşanan rekabet sonrasında, eski Avrupa ordusu fikrini yeniden ısıtmaya kararlı oldukları ortaya çıkmıştır.

FEDERAL ORDU'NUN İMAJINA MAKYAJ ÇABASI

Alman büyük sermayesinin has partilerinden olan Hür Demokrat Parti FDP'den Frank Hoffmeister, ''Avrupa Birliği'nin Avrupa ordusuna ihtiyacı var. Avrupa Parlametosu ortak kumandası altında bir ordu'' diyerek yeni yönelimi açıkça ifade etmektedir. (s. 118)

Omurgasını Alman-Fransız ordusunun teşkil edeceği, Avrupa ordusu fikrinin ete kemiğe dönüşebilmesinin bir ön koşulu da Almanya'nın geleneksel imajından kurtulması ile olanaklı olabilir.

Bu konuda ''tabu kırıcı'' rol üstlenen Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, özellikle son bir yıldır özel bir gayret göstermektedir.

İçi Nazi kaynayan Alman ordusuna çeki düzen vermek için garnizon isimlerinden tutun da, kimi açığa çıkmış Nazi artığı subaylara doğrudan operasyon düzenlemeye dek pek çok yol ve yöntem deneyen bakan, bu kapsamlı plan çerçevesinde hareket ediyor(du). Burada asıl kaygının ordu içinde kök salmış Nazizimin sökülüp atılması değil, Nazi imajının makyajlanmasından ibarettir.

Friends of Europe adına hazırlanan ''Almanya ve Avrupa Savunmasının Geleceği Raporu'', emperyalist Almanya'nın ''kendi gölgesinden'' atlayarak, yeni saldırganlıklara yelken açmasının meşrulaştırılması çabası olarak okunmalıdır.