'Yapılan seçim değil atama'

Üniversiteler rektörlük seçimleri ile yeniden gündemde.
Cuma, 25 Temmuz 2008 08:08

soL (HABER MERKEZİ) YÖK'ün rektör adaylarını belirlemesi dolayısıyla AKP'nin üniversitelere yönelik uygulamaları tartışılırken, rektörlük seçimlerinin hangi koşullarda gerçekleştiğini, üniversiteye yönelik ne tür sonuçlar doğurduğunu öğretim üyelerine sorduk.

Prof.Dr. Rıfat Okçabol (Boğaziçi Üniversitesi)
Yeni Yüksek Öğretim Yasası'na göre, aralarındaki ilişkide, rektörlerin YÖK'e tabi olması durumu oluşuyor. Süleyman Demirel zamanında atanan eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Ahmet Necdet Sezer'le çatışmıştı. Şimdi siyaset YÖK ilişkisi değişiyor. Daha önceki YÖK başkanları Teziç, Gürüz ya da Doğramacı'nın "bilim"le ilişkileri, Yusuf Ziya Özcan'a nazaran daha farklıydı. Yusuf Ziya Özcan'ın "AKP'nin adamı" görüntüsü ağır basıyor.

Bazı söylentilere göre, rektör adayları, kendilerine, üniversitelerdeki AKP politikalarını desteklemek üzere oy istiyor. Bu "karanlık" bir tablo. Üniversite kadrolarının sahip olduğu nitelikler değerlendirilerek "bilimsel, demokratik bir akademik sürecin desteklenmesi" gerekirken, seçimlerde böylesine siyasal eğilime göre tavır yaşanması can sıkıcı. Bazı rektör adaylarında "dini eğilimlerin" ağır bastığını gözlemleniyor. YÖK'ün üniversiteleri daha vahim durumlara götürme olasılığı söz konusu.

Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu ( Gazi Üniversitesi)
Öğretim Üyelerini yok sayan bir sistem yürürlükte. Verilen kararlar YÖK'e bağlı olarak şekilleniyor. 2547 sayılı yasa gereği oluşturulan YÖK Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı tarafından atanan 6, Bakanlar Kurulu'ndan 7, Üniversiteler Arası Kurul'dan 7 ve Genelkurmay tarafından atanan 1 üye ile başkanla birlikte 22 kişiden oluşuyor. Bu dönemde, AKP tarafından atanan üyelerin ağırlığı söz konusu. Bugünkü Genel Kurul'da, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar tarafından atanan üyeler çoğunlukta.

Gazi Üniversitesi'nde örneğin geçen dönem Rıza Ayhan 1066 oy aldı ve ilk sırada çıktı. Geçtiğimiz dönem YÖK bu sıralamayı bozmadan rektör atamasını gerçekleştirdi.

YÖK bu kez takdir hakkını kullanıp sıralamada değişiklik yaparken, taşeron bir kurum olarak davranıyor. Üniversite eğiliminin ne olduğunun bir önemi yok. YÖK'ün mevcut yapısı bunu dayatıyor. YÖK şu anda siyasi iktidara en bağımlı yönetimlerden biri, haliyle bu tür sonuçlar ortaya çıkıyor.

Diğer yandan öğretim üyeleri de günahsız değiller, her dönemde kendi üniversitelerinde yönetime yakın isimleri destekleme eğilimi ortaya çıkıyor. Bu, bir çeşit rüzgâr gülü gibi davrandıklarını gösteriyor.

Genel hal, bu süreçle beraber, piyasa mekanizmasına entegre olma durumudur. Üniversiteler taşeronlaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da üniversitelerde AKP'nin kendi iktidarını güçlendirdiği görülüyor.

Yapılan işlemi seçim olarak adlandırmak doğru olmaz. Bir çeşit oylama yapıyoruz, ancak seçimler atamayla gerçekleşiyor. Rektörlük seçimleri öncesinde siyasi partilerin seçim çalışmalarına benzer tabloları burada da görmek mümkün. Siyasi partilerin verdiği yemekler türünden örneklere rastlıyoruz. Oy ticareti sürüyor.

Türkiye tümüyle akıl yitirmesinin içinde olduğu için, rektör seçimi tali bir konu haline geliyor. Bu tür gelişmeler, üniversitenin kimliksizleştirilmesi, yabancılaşması anlamına gelmektedir. Rektörlük seçimleri üniversitenin bir erozyon içerisinde olduğunu ortaya koyuyor.