Türkiye masum insanlar için mi yoksa silahlı gruplar için mi tampon bölge istiyor?

Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. Kaan Dilek, Taraf’a verdiği röportajda Türkiye’nin Suriye politikasına ciddi eleştirilerde bulundu.
Pazartesi, 08 Ekim 2012 23:15

Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel, Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. Kaan Dilek ile Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin bir söyleşi yaptı.

Türkiye’nin Suriye politikasına ciddi eleştirilerde bulunan Dilek’in söyleşide dile getirdiklerinin bir bölümü şöyle:

“Türkiye desteklemeseydi Suriye’de silahlı muhalefet bu denli güçlü olamazdı”
Suriye’deki muhalefetin diğer ülkelerden gelen cihatçı gruplarla ilişkisine değinen Dilek, Türkiye’nin savaştaki rolünü şu şekilde anlattı:

“Tabii ki Suriye’de rejime karşı ayaklanan Suriye’nin kendi Sünni halkından oluşan silahlı mücadeleci gruplar var. Ama silahlı muhalefetin içinde farklı ülkelerden, Kafkasya, Afganistan, Yemen, Libya, Ürdün ve Mısır’dan gelmiş El Kaide ağıyla ilişkisi olan cihatçı gruplar da var. Biz bunlara destek verdik. Zaten Türkiye desteklemeseydi, Suriye’deki silahlı muhalefet bu denli güçlü olamazdı. En önemli lojistik desteklerini Türkiye’den aldılar. Biz araştırma kurumu olarak Hem Suriye’nin sınır bölgelerini hem de Hatay, Kilis, Şanlıurfa’yı içine alan kendi sınır bölgelerimizi gezdik.”

“Suriyeli olmayan cihatçı gruplar savaşmayı çok iyi biliyorlar”
Suriye’ye dışarıdan gelen bu cihatçı grupların Özgür Suriye Ordusu’ndaki gücü için ise Dilek şunları söyledi:

“Sayıca çok değiller ama güç olarak çok baskınlar. Çünkü onlar savaşmayı çok iyi biliyorlar. Normal Suriye halkından oluşan silahlı muhalefetin çok ötesinde eylemler koyabiliyorlar. Şu anda sahayı bu cihatçı ve El Kaide bağlantılı gruplar yönetiyorlar. Şu da bir gerçek ki, Suriyeli Sünni silahlı muhalefet de her geçen gün radikalleşiyor. Sonuçta Suriye’de herkes birbirine karşı bileniyor.”

“Hatay halkının Sünni’siyle Alevi’siyle olan bitenden çok rahatsız olduğunu gördük”
Savaşın sınırda yaşayan Türkiyelilere etkilerine ilişkin de konuşan Dilek, Hataylıların Sünni’sinden Alevisi’ne durumdan rahatsız olduğunu belirtti:

“Hatay’ın yerel halkının Sünni’siyle Alevi’siyle olan bitenden çok rahatsız olduğunu gördük. Suriye’den gelen, sınırdan rahatça geçen birtakım silahlı, cihadcı, İslamcı muhalif gruplar onları çok rahatsız etmişti. Hatay’da ikamet ediyor, dinleniyor, tedavi görüyor ve sonra gidip Suriye’de savaşıyorlardı. Ve tekrar geri geliyorlardı. Türk plakalı arabaları ve Türkcell hatlı telefonları vardı. Biz bu yabancı uyruklu insanlarla mülakatlar yaptık. Bize nerenin komutanı olduklarını da söylüyorlardı.”

“Türkiye, El Kaide’yi, rejimin askerî yapısını zayıflatabilecek bir araç olarak görüyor”
Dilek, Türkiye’nin El Kaide’ye yaklaşımı ve bölgedeki Şii’lerin durumuna ilişkin ise şunları söyledi:

“Türkiye, El Kaide’yi, Esad rejiminin askerî yapısını zayıflatabilecek, sahada planlı mücadeleyi alevlendirebilecek bir araç olarak görüyor. Ama Irak, İran ve Lübnan’daki Şii topluluklar durumu böyle görmüyor. “Vahabiler bilfiil Şiileri hedef alıyor” diye görüyorlar bu durumu. Mesela Şam’da Seid Zeynep Mahallesi, ki orada Peygamber’in torunu Hz. Zehra’nın türbesi var , Şiiler için kutsal bir yer. Irak’tan, Lübnan’dan pek çok yerden Şiiler yaşıyor orada. Cihadcı gruplar o bölgeye girdiler, çocuk kadın Şiilerin hepsini astılar.

Dolayısıyla bölgedeki Şiilerin algısı şöyle. “Bunlar Esad’ı devirirlerse bölgede topyekûn bütün Şiilere saldıracaklar” diyorlar ve Esad’ın arkasında yer alıyorlar.”

“Suriye savaş istemiyor”
Düzel’in Suriye tarafından gelen bombaları işaret ederek yönelttiği “Suriye savaş mı istiyor?” sorusuna ise Dilek şu cevabı verdi:

“Hayır savaş istemiyor. İçeride bu kadar karmaşası olan bir ülke Türkiye gibi ordusu güçlü bir yapıyla niye savaşmak istesin? Bu, hiç akılcı değil. Bakın... Türkiye sınırda bir tampon bölge kurulmasını istiyor. Ama böyle bir tampon bölge silahlı gruplar için değil masum halklar için olmalı, silahlı grupları değil, masum insanları korumalı. Tampon bölge silahlı gruplardan tamamen arındırılmalı. Peki, Türkiye, tampon bölgeyi muhaliflerin daha rahat savaşması için mi istiyor yoksa insan hayatına gerçekten önem veriyor ve insanların ölmeyeceği bir tampon bölge mi istiyor?”

“Türkiye silahlı grupların güvenli tampon bölge ihtiyacını sivillerinkinden çok önemsiyor.”
Düzel’in “Türkiye’nin istediği silahsız bir tampon bölge değil mi?” sorusuna ise Dilek şu cevabı verdi:

“Değil. Biz bunu Dışişleri ve Güvenlik bürokrasisine önerdik. Sadece dinlediler. Türkiye silahlı grupların güvenli tampon bölge ihtiyacını, masum insanların ihtiyaç duyduğu tampon bölgeden daha çok önemsiyor. Oysa Suriye’deki savaşı artık kimse sonlandıramaz. Biz de sonlandıramayız. Ama oluşturacağımız insani bölgelerle Suriye’deki masum insanları koruyabiliriz. Eğer Türkiye’nin amacı gerçekten demokrasi, barış ve insan hayatıysa böyle silahsız tampon bölgeler kurabilir.”

“Türkiye bir taşla iki kuş vurmak istiyor”
Dilek, tampon bölgenin Suriye ordusunun yanı sıra Suriyeli Kürtlere karşı da kurulmak istendiğini ise şu sözlerle ifade etti:

“Türkiye bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Mesela Kamışlı-Haseki arasındaki bölgede tampon bölge kurarak hem Kürtlerin iletişim ağlarını koparmak hem de Kürtlerin siyasal ve askerî yapılanmasını kontrol etmek ve engellemek istiyor. Batı dünyasının da kanaati şu ki, Türkiye’nin sınırlarına doğru sıkışmış olan silahlı muhalif güçlerin daha da zayıflamaması için ve onlara nefes aldırmak için Türkiye Suriye ordusunu tampon bölgeyle tutmaya çalışıyor. Akçakale’ye düşen havan topu, Türkiye’nin tampon bölge talebi için iyi bir zemin yarattı.”

“Ortadoğu provokasyonlar coğrafyasıdır”
Dilek, “Akçakale’ye toplu saldırı Esad güçleri tarafından yapılmamış olabilir mi?” sorusuna verdiği şu cevapla provokasyon ihtimaline işaret etti:

“Neden olmasın? Ortadoğu operasyonlar ve provokasyonlar coğrafyasıdır. Aynı düşen uçakta olduğu gibi bu bombayla ilgili de şuradan atıldı diye elimizde net bir bilgi yok. Batı dünyasına gelince... Silahlı tampon bölgenin kurulmasına henüz karar vermiş değiller. Çünkü Esad karşıtı silahlı gruplar henüz ciddi başarı sağlayamadılar. Aksine Esad her geçen gün askerî olarak güçleniyor. Geri çekildiği noktalardan ileriye gidip muhalifleri püskürtüyor.”

“Bazı bölgelerde Sünni aşiretler de Esad’ın tarafına geçiyor”
Suriye’de bazı Sünnilerin de Esad’ın safına geçtiğini ifade eden Dilek, nüfusunun yüzde 70’inin Sünni olduğu Halep’in muhalifler tarafından bir türlü düşürülememesine işaret etti:

“Muhaliflere destek veren gruplar kadar Esad rejimine de destek vermeye başlayan gruplar oluşuyor şimdi Suriye’de. Bazı bölgelerde Sünni aşiretler de Esad’ın tarafına geçiyor. Geçenlerde Özgür Suriye Ordusu’nun üç komutanı pişman olduklarını söyleyip Esad’ın ordusuna geri döndü. Çünkü insanlar Suriye’deki cihadcı örgütlerden rahatsızlar. Esad’dan nefret eden ve onunla savaşanlar bile şunu sorguluyorlar, 'Biz niye okulu, hastaneyi bombalıyoruz? Ülke viran oluyor' diyorlar. Halep’e dikkat edin. Halep neden bir türlü düşmüyor?

Halep’in yüzde 70’i Sünni. Esad’a karşı savaşanlar da Sünni, Halep’te yaşayanlar da Sünni. Peki, Halep halkı neden katılmıyor savaşanlara? Çoğunluk katılmıyor. Özellikle orta sınıf Sünni Suriyeliler bu direniş hareketlerini terör faaliyetleri olarak algılıyorlar. 18 aylık direniş hareketinden sonra Suriye rejiminde hâlâ bir kırılma yaşanmıyor, hâlâ orta sınıf Sünniler direniş hareketine katılmıyor. Demek ki Türkiye Suriye’de farklı bir strateji izlemeliydi. Dünyada hiç kimsenin Esad rejimini savunması mümkün değil ama Türkiye taktiksel hatalar yapıyor. Türkiye, başta dile getirdiği demokrasi, barış söylemlerini sahada ispat edemedi. Hıristiyan, Dürzi, Sünni veya Alevi... Seküler Suriye toplumunun hepsi Esad’ı desteklemiyor ama Türkiye bunların hiçbiriyle ilgilenmedi.”

“İran’ın tavrı çok net”
Dilek, Türkiye ile Suriye arasında savaş çıkması durumunda İran ve Irak’ın olası tutumlarına ilişkin ise şunları söyledi:

“İran en üst düzeyde bir yıldır deklarasyonda bulunuyor. 'Bizim Suriye ile savunma anlaşmamız var. Bu anlaşmanın gereği olarak Suriye’ye yapılacak her saldırıyı İran’a yapılmış bir saldırı olarak algılarız' diyorlar. Yani çok net “savaşırız” diyorlar. Bağdat ise Suriye politikasını ülkedeki güçlü Şii gruplara tevdi etmiş durumda.

Mesela Mukteda Sadr grubu Suriye’deki savaşın kendi varlıklarını tehdit ettiğini ve Mehdi Ordusu’nu güçlendirmekten, intihar birlikleri kurmaktan söz etti. Çünkü İran da, Irak da, Suriye’deki iç savaşı bir mezhep savaşı olarak görüyorlar. Aşırı Sünni grupların, Vahabi, Selefi ve El Kaide gruplarının kendi varlıklarını hedef aldığını düşünüyorlar. Nitekim bu gruplar da söylemleriyle Aleviliğe ve Şiiliğe karşı muazzam bir nefret siyaseti üretiyorlar.”

“Suriye politikası Türkiye’de Alevilerin de Sünnilerin de sinir uçları harekete geçiyor”
Suriye’deki savaşın Türkiye toplumuna yansımasına da değinen Dilek, Türkiye’nin, uyguladığı Suriye politikasının kendi içini de kutuplaştırdığını dile getirdi:

“Türkiye denge rolü oynaması gerekirken taraf olmuş durumda. Aşırı Sünnici grupların yanında gözüküyor. Bu yüzden de zaten Amerika ve Avrupa, Türkiye’nin Suriye ile ilgili tampon bölge ve diğer isteklerine karşı çok ihtiyatlı ve dikkatli davranıyor. Ayrıca Türkiye, uyguladığı Suriye politikasıyla kendi içini de kutuplaştırıyor. Türkiye’deki sosyal yapı giderek radikalleşiyor. Türkiye’de Alevilerin de Sünnilerin de sinir uçları harekete geçiyor.”

“Türkiye, inisiyatif almak için çok hızlı davrandı”
Türkiye’nin Suriye politikasının ABD ile ilişkisine de değinen Dilek, Türkiye’nin Suriye’de inisiyasif almak için çok hızlı davrandığını ifade etti:

“Bu, Amerika’nın istediği bir politika olabilir ama Türkiye’yi Suriye’ye Amerika itmedi. Türkiye, inisiyatif almak için kendisi çok hızlı davrandı. Amerikalılar ise Suriye konusunda Türkiye’ye zaten kızgındılar. Çünkü 2007’de İsrail Suriye’deki nükleer tesisleri vurmuştu. Amerikan büyükelçisi çekilmişti. Amerika Suriye’ye yoğun bir baskı ve yaptırım politikaları uygulamak istiyordu. Türkiye onlara, “durun, biz Suriye’yi ikna edeceğiz” dedi. Amerika şimdi Türkiye’ye, ‘biz bölgede bir güç olduk. Ortadoğu’ya nizam vereceğiz, düzen getireceğiz, dediniz. Niye her defasında beni çağırıyorsun? O kadar güçlüysen yap’ diyor.”

“Türkiye ile Suriye savaşırsa, bu, bütün bölgeye yayılan bir Sünni-Şii savaşı olur”
Dilek, Türkiye ile Suriye arasındaki savaşın bölgeye ve Dünya’ya etkisine ilişkin şunları söyledi:

“Suriye’de şu anda bir mezhep savaşı zaten var. Eğer Türkiye ile Suriye savaşırsa, bu, bütün bölgeye yayılan bir Sünni-Şii savaşı olur ki, bu savaşta hepimiz yok oluruz. Bu bir kıyamet senaryosudur, bu savaşın galibi olamaz. Hiçbir hedefi olmayan bu savaşta milyonlarca insan ölür.
Rusya, Suriye’ye hem lojistik hem teknolojik destek sağlıyor. Son söylemleriyle de geri adım atmayacağını gösterdi. Eğer Suriye ile Türkiye savaşırsa, bu savaş sadece bölge savaşına değil, bir dünya savaşına da gider. Bunu herkes biliyor.”

“Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman vurgusu Alevileri rahatsız ediyor”
Dilek, bazı grupların Suriye’yle savaş çıkmasını istediğini belirterek, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi padişahlara sürekli vurgu yapılmasının Alevi ve Şii’lerde oluşturduğu rahatsızlığa değindi:

“Bazı gruplar istiyor. Hükümetin içinde de belki var bunlar. Hükümetin kanaatlerinden, düşüncelerinden etkilenebileceği sosyal gruplar ve kanaat önderleri de olabilir bunlar. Sürekli Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman vurgusu yapmak içeride Alevileri rahatsız ediyor.

Sadece içeride değil, Türkiye dışındaki Şiiler de, Türkiye’nin sürekli Yavuz Sultan Selim vurgusu yapmasını ve Sünni eksenli bir politika izlemesini, Şiilerle tekrar savaşmak isteği olarak yorumluyorlar. Eğer siz Kanuni, Fatih, Yavuz vurgularını sürekli tekrarlarsanız, ve bu tarihî hafıza üzerinden yeni bir siyasi hafıza devşirmeye çalışırsanız hata yaparsınız. Çünkü Sünni bir hafızadır bu! Sünni hafıza ise tek başına oluşmadı. Bu Sünni hafızanın karşısında bir de Şii hafıza var! Ülkemizin içinde bir Alevi hafıza var! Nitekim onlar, ‘Türkiye Sünni eksenli bir radikal İslam politikası izliyor’ diyorlar.”

“İran’ın da, Rusya’nın da füzeleri ve roketleri var Suriye’de”
Suriye’nin savunma gücüne de değinen Dilek, şunları ifade etti:

“İran’ın da, Rusya’nın da füzeleri ve roketleri var Suriye’de. Ayrıca Suriye’de kimyasal silahlarla ilgili fabrikaların olduğu da biliniyor.”

“Esad ‘tek başımıza yıkılmayacağız. Hep beraber batacağız’ diyor”
Dilek, Suriye’nin füzeleri ve kimyasal silahları Türkiye’ye karşı kullanıp kullanamayacağı sorusunu ise şöyle cevapladı:

“Kullanabilir. Esad, “biz yıkılabiliriz ama tek başımıza yıkılmayacağız. Hep beraber batacağız” diyor. İsrail’e ve Türkiye’ye bir gönderme bu.”

“Kürt siyasi hareketinin olduğu her yerde PKK güçlü”
Suriye’de PKK’nin gücüne ilişkin de konuşan Dilek şunları ifade etti:

“Güçlü. Aslında Kürt siyasi hareketinin olduğu her yerde PKK güçlü. Çünkü Kürtler, otuz yıldır yaptığı mücadeleyle Kürt kimliğinin, milliyetçiliğinin oluşmasında PKK’nın büyük payı olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden Suriye’deki Kürt bölgelerinde evlerde Öcalan’ın posterleri var. Ama bana, “Suriye’de özerk yönetimler oluşturan PYD, PKK mıdır?” deseniz... Hayır, PYD, PKK değil. Aralarında etkileşim var ama PYD’nin kararlarını Kandil vermiyor. PYD, Suriye’de iç savaş çıktığından beri güçleniyor. Savaştan önce güçlü değildi, şimdi PYD ev ev Kürt halkını örgütlüyor. Kürtler çok stratejik davranıyorlar ve kendi özerk yapılarını oluşturuyorlar.”

“Kriz derinleştikçe Şii silahlı gruplar Irak, İran ve Suriye üzerinden Türkiye’ye gelebilirler”
Suriye’nin parçalanması durumunda Türkiye’nin bütün halinde tutulamayacağını iddia eden Dilek, Şii silahlı gruplara işaret etti:

“Suriye krizi derinleştikçe ve mezhep savaşı netleştikçe, Şii silahlı gruplar Irak, İran ve Suriye üzerinden Türkiye’ye gelebilirler ve Türkiye’de operasyon yapabilirler. Unutmayın... Hizbullah’ın bütün dünyada bağlantıları var. Kudüs Ordusu, Mehdi Ordusu gibi silahlı Şii gruplar var. Suriye krizinin derinleşmesi Türkiye için çok büyük bir tehlike oluşturuyor!”

“Esad’ı 24 saatte düşürebileceklerini düşündüler”
Türkiye’nin Suriye konusunda acele ettiğini söyleyen Dilek, Türkiye’nin destek verdiği Suriyeli muhaliflerin çatırdadığına işaret etti:

“Aslında Suriye’de silahlı mücadele erken başlatıldı. Türkiye bu operasyona ortaktır. Türkiye acele etti. Esad’ı 24 saatte düşürebileceklerini düşündüler. Oysa Suriye zaman içinde dönüştürülebilirdi. Üstelik bugün gelinen noktada, Türkiye’nin destek verdiği Özgür Suriye Ordusu ve Ulusal Konsey de çatırdadı. Türkiye’nin çatısını kurduğu, desteklediği muhalefet hareketi zaten hiçbir zaman Suriye’deki bütün muhalefeti kapsayamamıştı. Şimdi bu muhalefete alternatifler de çıktı.”

“Türkiye, askerî önlemlerle Suriye’de bir an önce iktidar değişikliğini kotarmaya çalışıyor”
Türkiye’nin askerî önlemlerle Suriye’de bir an önce iktidar değişikliğini kotarmaya çalıştığını söyleyen Dilek, Suriye’deki savaşın yıllarca sürebileceğini şu sözlerle ifade etti:

“Türkiye, askerî önlemlerle Suriye’de bir an önce iktidar değişikliğini kotarmaya çalışıyor. Batı dünyası ise Türkiye’ye yeşil ışık yakmıyor. Çünkü Batı, cihadcı grupların Esad’ı devirmesinden sonra Suriye’de oluşacak fotoğraftan korkuyor. Anlayacağınız, Türkiye Suriye’de batağa saplanmış durumda! Suriye’deki yapı bir türlü kırılmıyor. Öyle görülüyor ki, Suriye’deki iç savaş sürecek. Hatta bu savaş yıllarca da sürebilir. On yıl da sürebilir!..”

“Türkiye’nin ve Başbakan’ın Arap dünyasında 2009’daki imajıyla bugünkü imajı çok farklı”
Dilek, Türkiye’nin Arap dünyasındaki imajının 2009’dan bu yana çok değiştiğini şu sözlerle ifade etti:

“Türkiye, yumuşak gücünü kullanırken, demokrasi, özgürlük ve refah derken Arap mahallesinde popülerdi. Şimdi değil. Şimdi Türkiye’nin arası sadece Erbil’le iyi. Biz kurum olarak bölgede Suriye politikasını araştırıyoruz. Benim size anlattıklarım bu araştırmalardan, mülakatlardan da çıkan sonuçlar. Türkiye’nin ve Başbakan’ın Arap dünyasında 2009’daki imajıyla bugünkü imajı çok farklı. Bakın... Ortadoğu’da Sünni Arapların hepsi İslamcı değildir. Liberal, sosyal demokrat orta sınıf Sünniler, entelektüeller, aydınlar, Türkiye’nin cihatçı gruplarla iş yaptığını söylüyorlar ve “barışı, demokratik değerleri savunan ülkeye ne oldu” diye soruyorlar.”