TÜBİTAK’ta neler oluyor?

Türkiye’nin en önemli bilim kurumlarından olan TÜBİTAK, kendi tarihinin en kötü dönemini yaşıyor. Bu durumdan, kurum üzerinde “operasyon” yapan kimi odaklar sorumlu tutuluyor. Ar-Ge faaliyeti yürütmesi gereken kurum, ucuz projelerle oyalanırken, çalışanlar üzerinde büyük bir baskı kurulmuş durumda.
Salı, 14 Şubat 2012 09:30

Türkiye’nin bilim alanındaki en önemli kurumu olarak toplumda ve devlette saygın bir konumu olan TÜBİTAK, AKP iktidarında liyakat sahibi bir bilim kurumu olmaktan hızla uzaklaştı. TÜBİTAK’ın yayımladığı Bilim ve Teknik dergisinde yaşanan evrim sansürü skandalından kuruma yönelik siyasi iktidar baskısına kadar birçok olay basında da yer alırken, kurumun 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte doğrudan siyasi iktidara bağlanmasıyla “operasyon” tamamlanmış oldu.

Kurumun “el değiştirmesi”, son KHK ile birlikte tamamlanmış gibi görünse de, operasyonun çok daha önceden başladığı biliniyor. 2004 yılında vekaleten TÜBİTAK Başkanlığı’na atanan Prof. Dr. Nüket Yetiş döneminde hızlanan dönüşüm, kilit noktaların da ele geçirilmesi ile birlikte tamamına erdi.

Bu yazı dizisinde, TÜBİTAK’ın siyasi iktidarın güdümüne girmesini, kamuoyunda pek bilinmeyen kimi örneklerle soL okurlarına anlatmaya çalışacağız. Bu ilk yazı, TÜBİTAK’ın kurumsal yapısını kısaca tanıtmayı ve kurumun bu hale gelmesinin nedenlerini incelemeyi hedefliyor.

TÜBİTAK’ın yapısı
Okurlar açısından takibin kolaylaşması için, TÜBİTAK’ın hiyerarşisine dair birkaç notla başlamakta fayda var.

Nüket Yetiş’in AKP hükümetiyle olan yakınlığı sıklıkla dile getirilmişti. Başkanlığı döneminde yaşanan Bilim ve Teknik dergisindeki evrim kapağına sansür vakası, Yetiş'in Nature dergisine bilimsel bir makale değil, Ergenekon davası ile ilgili bir yazı göndermesi, Ali Nesin’in kurduğu “Matematik Köyü”ne karşı takınılan olumsuz tutum gibi örnekler hâlâ hafızalarda...

TÜBİTAK esas itibariyle 2 ana bölmeden oluşuyor: Bunlar, Araştırma Geliştirme (Ar-Ge) birimleri ve Ar-Ge kolaylık birimleri. Konumuz açısından önemli olan yerler ise, Ar-Ge birimlerinin altındaki bir merkez olan Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM). BİLGEM’in altında ise, bu merkeze bağlı enstitüler bulunuyor: Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE), Bilişim Teknolojileri Enstitüsü (BTE) ve Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü.

Yine konu açısından önemli bir başka bilgi de, daha önce yine Ar-Ge birimlerinin altında yer alan merkezlerden bir tanesi olan Marmara Araştırma Merkezi’ne (MAM) bağlı olan BTE ile UEKAE’nin 2010 yılında BİLGEM çatısı altında birleştirilmiş oluşu.

UEKAE hakkındaki bir başka bilgi de, enstitünün itibarı, çalışanlarının niteliği ve bu niteliğe göre verilen yüksek maaşlar. UEKAE, proje üretimi yerine Ar-Ge faaliyetlerine önem veren bir enstitüydü.

Yetiş ailesinin icraatları
TÜBİTAK, 2004 yılında Nüket Yetiş’in vekaleten kurumun başına gelmesiyle birlikte değişmeye başladı. Yetiş’in asaleten TÜBİTAK Başkanı olması ise 2008 yılında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleşti.

Nüket Yetiş’in AKP hükümetiyle olan yakınlığı basında sıklıkla dile getirilmişti. Başkanlığı döneminde yaşanan Bilim ve Teknik dergisindeki evrim kapağına sansür vakası, Yetiş'in Nature dergisine bilimsel bir makale değil, Ergenekon davası ile ilgili bir yazı göndermesi, Ali Nesin’in kurduğu “Matematik Köyü”ne karşı takınılan olumsuz tutum gibi örnekler hâlâ hafızalarda... Bununla birlikte, TÜBİTAK'ta Nüket Yetiş dönemi hakkında pek dile getirilmeyen bir başka konu, eşi Önder Yetiş’in de, kendisinin Ocak 2004’teki başkanlığa gelmesinin hemen ardından, Nisan 2004’te MAM’ın başına getirilmesi.

Önder Yetiş, gerek UEKAE’yi, gerekse de MAM’ı, TÜBİTAK’ın esas yapması gereken işlerden olan temel bilimlerde Ar-Ge faaliyetlerinden uzaklaştırarak bir tür “proje enstitüsü” haline getirmeye başlamıştı.

Önder Yetiş, MAM’ın Yönetim Kurulu Başkanvekilliği’nin yanı sıra o zaman UEKAE’nin de müdürlüğünü yürütüyordu. Yetiş’in adının sıklıkla duyulduğu konu, 2010 yılında BİLGEM’in kurulması, UEKAE ile BTE’nin yanı sıra, Feza Gürsey Enstitüsü’nün de BİLGEM’e bağlanmasıydı. Bu adım, temel bilimler alanında araştırma yapan bir birimin uygulamalı bilimler konusunda uzman olan bir yöneticinin sorumluluk yaptığı bir merkeze bağlanması anlamına geliyordu. Bu hamle, Ali Nesin ve Orhan Bursalı gibi isimlerin zamanında uyardığı gibi, aslında Feza Gürsey Enstitüsü’nü fiilen kapatmak anlamına geliyordu. Zaten, konunun püf noktası da burası.

Önder Yetiş, gerek UEKAE’yi, gerekse de MAM’ı, TÜBİTAK’ın esas yapması gereken işlerden olan temel bilimlerde Ar-Ge faaliyetlerinden uzaklaştırarak bir tür “proje enstitüsü” haline getirmeye başlamıştı. BİLGEM’in, kurulduğu günden beri tuhaf bir “büyüme” hızına sahip olduğu biliniyor. Bu durum, ortada bir “hile” olduğu anlamına gelmiyor: Yalnızca, temel bilimlerde yapılması gereken ve etkisini orta ve uzun vadede gösterecek araştırmalar yerine, kısa vadede ve ihaleler yoluyla sağlanacak kolay bir başarının peşinde koşulduğunu gösteriyor. Feza Gürsey Enstitüsü’nün çalıştırdığı araştırmacı sayısını gösteren grafik konuyu daha fazla aydınlatıyor.

UEKAE’nin durumu
UEKAE’nin ve 2010 yılında bağlandığı BİLGEM’in kısa vadeli başarılarla aşırı şişkinleştiği belirtilmişti. Bu durum, BİLGEM’i ve UEKAE’yi kurum içerisinde öne çıkan iki birim haline getirmişti. UEKAE, daha özelde 3 ana iş yapıyordu: Devlete yapılan paralı projeler, müşterilerin ihale yoluyla yaptırdığı işler ve Ar-Ge projeleri. Bu üçlü arasında en kolay ve kısa vadede başarı getiren işler, ilk ikisi...

Bu arada, TÜBİTAK’ın savunma projelerine de hibe verdiğini ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın (SSM) da bu işin içinde olduğunun belirtilmesi gerekiyor. Zira UEKAE, genellikle savunma projeleri geliştiren bir enstitü. SSM’nin ele geçirilmesi de bu süreçte önemli bir yer tutuyor.

Önder Yetiş’in hırslı bir yönetici olduğu, TÜBİTAK’ta uzun yıllardır çalışan araştırmacılar tarafından gözlemlenen bir olgu. Bu arada, TÜBİTAK’ın savunma projelerine de hibe verdiğini ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın (SSM) da bu işin içinde olduğunun belirtilmesi gerekiyor. Zira UEKAE, genellikle savunma projeleri geliştiren bir enstitü. SSM’nin ele geçirilmesi de bu süreçte önemli bir yer tutuyor.

UEKAE’nin altında tasarım ve mühendislik birimleri yer alıyor. Bunlar “G” koduyla başlayan ve devamında üç rakamdan oluşan birimler. Bunlar, UEKAE’yi UEKAE yapan birimler olarak biliniyor. Son yıllarda en fazla göze çarpan ve yükselen birim ise G222 olarak biliniyor.

G222, yazılım projelerindeki tecrübesiyle biliniyordu. Birimin Ankara 100. Yıl’daki binası Ankaralılara tanıdık gelecektir. Bu bina, daha sonra ismini sıkça duyacağımız ve TÜBİTAK’ın “el değiştirme” operasyonunda çok önemli bir yer kaplayan, şu anda kurumun Başkan Yardımcılığı ve merkez ve enstitüler, uluslararası işbirliği, bilişim müdürlüğü görevini üstlenen Dr. Kıvanç Dinçer’in sorumluluğunda bugünkü konumuna geldi. Dinçer, Yetiş ailesinin kurumu götürmek istediği yere paralel olarak, G222 birimini kısa vadede ihaleler yoluyla “kalkındırmış”, sıradan yazılım şirketlerinin yapabileceği kimi yazılımlar üreterek birimi “yoran” kişi olarak biliniyor. G222’nin Ankara’daki “görkemli” binası da, Dinçer’in sorumluluğu döneminde kiralanmıştı.

İddiaya göre, TÜBİTAK’ı fiili olarak yöneten kişi, Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Kıvanç Dinçer. Kıvanç Dinçer’in cemaat ile birlikte hareket ettiği ve AKP’li Ali Babacan’ın akrabası olduğu şeklinde de söylentiler bulunuyor. Geçtiğmiz haftalarda, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk tarafında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’e verilen bir soru önergesinde de, kurum içindeki personel yer değiştirmelerinin yanı sıra, Kıvanç Dinçer’in hangi kriter göz önüne alınarak atandığı ve Ali Babacan’la akrabalık ilişkisinin olup olmadığı sorulmuştu. Dinçer’in uzun bir süredir kurumda “kendi kafasına göre” hareket ettiği ve üstlerini dinlemediği belirtiliyordu. Görüşüne başvurduğumuz bazı kurum çalışanları, Dinçer’in “yüksek yerlerdeki tanıdıkları”nın bu rahatlığının nedeni olduğunu düşünüyorlar.

Behçet Gültekin (soL)