Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

TEKEL'de hukuksuzluk dizboyu

Yayın Tarihi: 12.01.2010 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

TEKEL işçilerinin bir aya yaklaşan Ankara eylemleriyle gündeme gelen TEKEL özelleştirmesinin tek boyutu, yapılmak istenen işçi kıyımı değil. Kuruluşun özelleştirmesinin hemen öncesinde ve sonrasında yaşananlar, AKP hükümetinin kamu kuruluşlarını soktuğu tasfiye sürecine ışık tutarken, AKP'nin yeni “kamu yönetimi” anlayışını da ortaya koyuyor.

TEKEL'in tasfiye edilmesi sürecinde, işçilerden önce TEKEL başmüfettişleri işlevsiz hale getirilerek ıskartaya çıkarıldılar. Kurumun teftiş heyetleri lağvedildi. Sürece itiraz eden TEKEL Başmüfettişleri, haklarını dava açarak aramaya karar verdiler. TEKEL başmüfettişlerinin hukuk mücadelesinde avukatlığını üstlenen Uluğ İlve Yücesoy, TEKEL'in satışından önce başlayan tasfiye sürecini ve TEKEL özelleştirmesini soL'a değerlendirdi:

“TEKEL hükümet için bir pilot uygulama oldu”
“80’li yıllarda zarar ettirilen KİT’ler 90’lı yıllarda haraç mezat elden çıkarılmaya başlanmış, 90’ların ikinci yarısı ve 2000’lerin başlangıcındaki mevzuat değişiklikleri ile hukuki zemin de mevcut iktidarlarca oluşturulduğu sanılmıştır. Ancak bir çok özelleştirme uygulaması hukuki zemini oluşturulduğu, artık kanunu, KHK’si de var iş bitti denildiği anda Yüksek Yargı tarafından veto edilmiştir. Dayanılan kaynak Anayasa olunca Anayasa'yı değiştirme ile işe çözüm getirileceği düşünülerek bu sefer de rejimin yazılı ifadesi olan Anayasa değiştirilerek Yüksek Yargı tarafından tasfiye sürecinin veto edilmesi engellenmek istenmektedir.

Türkiye’deki ilericiler için kilit nokta olan TEKEL’deki direniş ne anlama gelmektedir? TEKEL’de hayata geçirilmek istenen proje nedir? TEKEL hangi projenin pilot uygulamasıdır?

Kamunun tasfiye süreci, bütün erkler zorlanarak gerçekleştirilmek istenirken TEKEL süreci ile hem bürokratı hem de işçileri bağımsızlık yolunda onurlu adımlar atmış başlarını dik tutmuşlardır. 5227 ve 5018 sayılı Kanunlar ile yürütme içinde konumlanan idarenin yapısı değiştirilmek istenmektedir. Bunun için önemli nokta da Teftiş Kurumudur. Kamuda özelleştirme bahanesi ile teftiş heyetlerinin lağvedilmesi ya da başka adlarla özerk konumlarının bağımlı hale getirilmesi aslında özelleştirmeden dolayı değildir. Denetlenecek bir şey kalmadı teftiş heyetlerinin ne işi var mantığı ile yapılan bu uygulamalar ilk kez TEKEL’de uygulanmak istenmiştir.

TEKEL Başmüfettişlerinin davası sessiz sedasız bir şekilde 2007 yılının Eylül ayında açılmış olup ne yazık ki halen daha görevsizlik-yetkisizlik tartışmaları ile dava il il gezerken neyse ki TEKEL işçilerinin eylemi ile TEKEL’de gerçekleştirilmek istenen sürecin bir kez daha incelenmesi gerekecektir.

TEKEL Başmüfettişlerinin şu anda bir çoğu ya emeklilik istemi ya da ihtiyaç fazlası personel istemi ile ekarte edilmiş durumdadır. Türkiye çapında dört müfettiş görev merkezlerinin İstanbul’a nakledilmesi ve bireysel olarak kendilerine uygulanan nakil işleminden dolayı dava açmıştır. Gündüz Tanık Kabadayı, Erol Gördük, İsmail Gülay, Enver Eşref Şahin…”

Başmüfettişler Bitlis Feneri Derneği'ne dokununca...
Bir dönem medya tarafından gündeme getirilen ancak daha sonra üstü örtülen, Bitlis Feneri Derneği'nin TEKEL tesislerini depo olarak kullanması skandalını TEKEL Başmüfettişleri ortaya çıkarmıştı. Bu derneğin başında AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler bulunuyordu. Avukat Yücesoy, kurumun müfettişlerine gerçekleştirilen haksız uygulamaların fişeğini bu yolsuzluğun ortaya çıkarılmasının ateşlediğini belirtiyor:

“TEKEL ve ülkemiz için çok büyük önem arz eden bu davanın öncülü koşullar şu şekilde gerçekleşmiştir. Basında da bilinen “BİTLİS FENERİ DERNEĞİ SKANDALI”nı ortaya çıkaran başmüfettişlerin ısrarlı tutumu görev merkezlerinin kaldırılması sürecini hızlandırmıştır. Müfettiş raporları ile sabitlenen bu yolsuzluk (TEKEL depolarının Bitlis Feneri Derneği'ne kullandırılması) TEKEL’de idarenin caydırıcı bazı önlemler almasına sebep olmuştur. Erol Gördük, önceki müfettişler gibi bu yolsuzluğu tekrar rapor etmiştir. 2007 Eylül ayında Erol Gördük turneden döndükten sonra kendisine Refakat Müfettişi ve Teftiş Heyeti Başkanının imzası olan görev merkezlerinin İSTANBUL’a nakledilmesi konulu teklifin Genel Müdürlükçe onaylı yazısı gelmiştir. Erol Gördük, TEKEL’den soruşturma başlatmak için yetki istemiş ancak Tekel bu yetkiyi vermediği gibi sicil notu da 90 üstünden 67’ye indirilmiştir. TEKEL’deki Bitlis Feneri Derneği yolsuzluğunun peşini bırakmamış ve suç duyurusu sürecini başlatmıştır.”

Teftiş merkezleri hukuksuz şekilde taşındı
İpi çekilen TEKEL başmüfettişlerinin atıllaştırılması için hukuka aykırı bir süreç başlatıldı:

“TEKEL teftiş merkezlerinin görev yerini İstanbul’a taşıması hukuka aykırıdır. TEKEL’in bağlı olduğu düzenleyici norm 8.6.1984 tarihli 233 sayılı KHK’dir. TEKEL Mevzuatına tarihçesinde 8.6.1984 tarihli 233 sayılı KHK ile hukuki rejim belirlenmiştir. Halen daha TEKEL’in hukuki rejimi 233 sayılı KHK’ye tabidir. TEKEL idaresi ise TEKEL’in bağlı olduğu mevzuata aykırı işlemler tesis etmektedir. Bunun da en büyük kanıtı 4733 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte görülmektedir.

TEKEL ısrarla tesis ettiği işlemi ilgili yönetmeliğe bağlasa da bu yönetmeliğin dayandığı bir üst hukuk normu yoktur. Türk Kamu Hukukunun benimsediği derivatif olma özelliği taşıyan yazılı norm anlayışının bu şekilde alaşağı edilmesi bir hukuk skandalıdır.

TEKEL’in, Teftiş Heyetlerinin görev yerini kaldırmadaki dayanağı ilgili yönetmelik olduğunu iddia edilse de hangi üst hukuk normuna bağlı olduğunu yönetmeliğin anlayamamaktayız. Kaldı ki bir üst hukuk normundan doğsa da ilgili yönetmelik TEKEL’in tabi olduğu 233 sayılı KHK’ye aykırıdır.

Zira 4733 sayılı Kanunda madde 10da” MADDE 10. — A) 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ekindeki "(B) Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan

'Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü" bu bölümden çıkarılmış ve aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin ekindeki "(A) İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT)" bölümüne eklenmiştir”.ibaresi yer almaktadır. 233 sayılı KHK’de ise madde 1’de “Madde 1 – 1.Bu Kanun Hükmünde Kararname, iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklıklarını ve iştiraklerini kapsar' İfadesi ile TEKEL’in yine 233 sayılı KHK kapsamında olduğunu da göstermektedir.

TEKEL’in bağlı olduğu KHK’ye göre Madde 5, örgütün karar alma organı olarak Yönetim Kurulunu, yürütme organı yani uygulayıcı olarak da Genel Müdürlüğü göstermiştir. KHK yapıcı bununla yetinmeyip ilgili organların görev ve yetkilerini tek tek sıralayarak netleştirmiş, belirlemiş ve sınırlandırmıştır.

Yasa yapıcı da bu ilkeyi gözeterek teşebbüs içindeki organların yani karar alma organının yetkilerini yürütme organı ile karıştırmamak için ileriki maddelerde de tek tek kayıtlamıştır. Madde 9’da Yönetim Kurulunun görev ve yetkilerini ayrıntılı bir şekilde açıklamak aynı zamanda organlar arasındaki yetki ve görev gaspının da önlenmesi içindir.

Madde 13 ile, Genel Müdür görevinin, salt Yönetim Kurulu kararlarını ve mevzuatı uygulamakla sınırlı olmadığını ayrıca ek görevleri de belirtmiştir.

Bu durumda Teftiş Heyeti Başkanlığına bağlı görev merkezlerinin kaldırılması ilgili YETKİ yönetmeliğin aksine Yönetim Kuruluna mahsustur. Yetki Devri söz konusu olması için "bir konuda karar almak, eylemde bulunmak veya emir vermek hakkını başkasına devretmek ve elde edeceği sonuçtan onu sorumlu tutmak" biçiminde tanımlanmaktadır. Yetki devrinin, ancak yasanın açıkça izin vermesi halinde ve yine açıkça izin verdiği konularla sınırlı olarak yapılabileceği kuşkusuzdur. (5.D.K.no:2070 K.yıl:2004).”

Kamu yönetiminde teftiş geleneğine darbe
TEKEL Teftiş Heyetlerine ilişkin düzenlemeler, aynı zamanda Türkiye'de kamuda bulunan teftiş geleneğinin, hükümetlerin çıkarları doğrultusunda başkalaştırılmasına tipik bir örnek oluşturuyor. Yücesoy, düzenlemelerin 150 yıllık Teftiş geleneğinin başka bir boyuta sokulmasının amaçlandığını belirtiyor:

“Yeni birimlerin kaldırılması ve de kurulması, hele ki Teftiş Heyeti Başkanlığı gibi kurumun denetimi için çok önem arz eden başmüfettişlerin görev merkezlerinin kaldırılması refakat müfettişinin ve teftiş heyeti başkanının teklifi ve Genel Müdürünün onayı ile gerçekleşmesi 233 sayılı KHK'ye aykırıdır. Danıştay kararlarında da sabitlendiği üzere yetki devri kanuni olmalıdır. Yani kanuna dayanmalıdır ve açıkça kanunda hangi hallerde olacağı belirtilmelidir... Ancak burada kanuni bir dayanak yerine 'imza yetkisi ve takdir etme yetkisi' kanuna dayanmayan refakat müfettişinin imzası ile Teftiş Heyeti Başkanı görev merkezlerinin kaldırılıp kaldırılmamasında takdir yetkisine sahiptirler. Genel Müdür ise bu taktir’i onaylayarak görev merkezlerinin kaldırılması işlemi gerçekleşmektedir.

Özelleştirme sürecinden dolayı TEKEL’de de yapısal değişim kaçınılmazdır. Yıllardır süren özelleştirme süreci , sonunda teftiş heyetlerinin de Türkiye çapında görev merkezlerinin kapatılması ile iyice ivme kazanacaktır. Belki de amacına ulaşacaktır. 5018 sayılı Kanun ve ikizi olan halen yürürlükte olmayan 5227 sayılı Kanun Türk Kamu Yönetimi ve, haliyle de, 150 yıllık Teftiş geleneğini başka bir boyuta sokmayı amaçlamaktadır.

5018 sayılı Kanun yürürlükte bulunmaktadır ancak 5227 sayılı Kanun ise yürürlükte değildir. Aslında dava konusu edilen 'görev merkezlerinin kaldırılmasından dolayı nakil işlemi' de gerçekte hukuka ve kanuna uygun değildir. Şöyle ki, bu teftiş merkezleri TEKEL gibi yıllara dayanan ama kamusal nitelikli artı değer sayesinde yurdun dört bir yanında işletmeleri şirketleri ve fabrikaları ile hizmet vermiştir. Bu kadar büyük bir kamusal nitelikli oluşumu teftiş etmek yıllara dayanan çabanın ve zor şartlarda teşkil edilmiş teftiş heyetleri sayesinde yapılmıştır. Oysa TEKEL özelleştirildiği varsayımı ile teftiş heyetlerinin yurt çapındaki görev merkezleri kaldırılmış, İstanbul’a nakledilmiştir. 233 sayılı KHK’ye yetki yönünden aykırı da olsa yurt çapında teftiş merkezlerinin kaldırılıp kurulması TEKEL’in yetkisi dahilindedir. Ancak görev merkezlerinin kaldırılması süreci 5018 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ve 5227 sayılı Kanun tartışmaları gündemde olduğu sırada gerçeklemiştir. İkiz yasa niteliğindeki bu düzenlemelerin olduğu sürede, teftiş heyetlerinin yurt çapında lağvedilmesinin arkasında başka nedenler yer almaktadır.”

“Kamuda denetim-teftiş-kontrol mekanizması yok ediliyor”
Yücesoy son olarak, teftiş heyetlerinin küçültülmesi ve işlevsizleştirilmesinin, devlette yasama, yürütme ve yargı erklerinin tasfiye edilmesi ile eşdeğer olduğuna vurgu yapıyor:

“Teftiş heyetlerinin önce küçülmeden dolayı santralize edilmesi ve daha sonra da gerek kalmadığı bahsi ile lağvedilmesi süreci yasama, yürütme ve yargıdan ibaret olan devletin üç erkinin tasfiye edilmesinden başka bir şey değildir. Yürütme içerisinde konumlanmış olan idarede yer alan teftiş heyetleri, bir bakıma kamusal hizmet üretiminde dengeleyici unsurdur. Teftiş heyetlerinin merkezileştirilmesi yada sonraki aşama lağvedilmesi ile 'denetim-teftiş-kontrol' mekanizması yok edilerek, kontrol edilemeyen mekanizma yaratılmak istenmektedir. Elbette bu kontrol edilememezlik bu şekilde devam etmeyecek bunun yerini yabancı ortaklı bağımsız denetim şirketleri,alt-üst ilişkisinin olduğu iç denetim ve hatta yerel yönetimlerin de kamusal hizmet yönetiminde söz payının artması ile yerel yönetimlerin söz aldığı bir denetim mekanizması işleyecektir.

- Özelleştirme sürecinde bile TEKEL’de 9 ilde Koordinatör Başmüdürlük kurulmuştur.

- Sigara Sanayii A.Ş. Genel Müdürlüğü ve Sigara Pazarlama A.Ş. Genel Müdürlüğü isimli iki tane ayrı A.Ş. kurulmuştur.

- Diğer yandan Bakanlar Kurulu Kararı gereğince gerek Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticareti A.Ş. Genel Müdürlüğü gerekse de Sigara Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesindeki işçilerin Tekel A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesindeki diğer birimlere nakillerinin yapılması için çalışmalar devam etmektedir.

- Ayrıca Tekel A.Ş. Genel Müdürlüğü nezdinde yapılacak bir incelemeden de anlaşılacağı üzere 6 adet sigara fabrikası 28.06.2008 tarihinde devir edilmekle beraber satın alan BAT firması ile yapılan anlaşma sonucunda firmanın üretimi sigaraların dağıtımı Tekel Pazarlama ve Dağıtım birimlerince yapılmaktadır. Böylesi bir durumda TEKEL’de teftişe gerek kalmaması nasıl açıklanacaktır?”

(soL-Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.