Suriye'de Kürtlerden hamle: Yol kazası mı, stratejik plan mı?

Suriye’de Kürtlerin bazı şehirlerin yönetimini ele geçirmeleri ile birlikte, Suriye konusundaki tartışmaların seyri hızla değişti. Türkiye’nin son derece saldırgan ve kararlı tutumu ise, yerini belirsizliğin yarattığı bir endişe ve bekleyiş haline bıraktı.
Çarşamba, 25 Temmuz 2012 12:05

Şam'da gerçekleştirilen patlamanın ve BMGK toplantısı sonrasında muhaliflere verilen şiddeti artırmaları yönündeki gizli mesajların ardından, Batı'da ve Türkiye'de anaakım medyada Esad rejiminin yıkılmak üzere olduğu propagandası yükseltildi. Elbette, Türkiye de bu propagandanın başını çeken ülkeler arasındaydı. Suriye Kürtlerinin attığı adım ise başka bir fiili durum yarattı. Mesud Barzani'nin girişimi sonrasında atılan adımlar sonrasında ortaya çıkan bu durum karşısında kimsenin dört başı mamur bir plana sahip olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla Suriye’de Kürtlerin attığı adım, yalnızca önümüzdeki günlerin gündemini belirlemeyecek, aynı zamanda Suriye’ye yönelik politikadaki hesapların da yeniden düşünülmesini gerektirecek gibi görünüyor.

Barzani planının yarattığı umutlar ve beklenmeyen sonuçlar
Birkaç hafta öncesine kadar Esad rejimi ile muhalifler arasındaki çatışmada, Suriye Kürtlerinin büyük bölümü aktif bir politik tarafgirlik sergilemiyordu. Bunda Suriye’de örgütlü olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile PKK arasındaki ilişkilerin de bir payı olduğu açık. Sonuçta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile Kürt hareketinin pek de sıcak ilişkilere sahip olmadığı manzaraya bakan herkes tarafından görülebilir durumdaydı.

Geçtiğimiz hafta Barzani’nin inisiyatifiyle gerçekleştirilen toplantıdan sonra, PYD ile ÖSO arasında bir yakınlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılmaya başlandı. Zira ÖSO ile yakın bağları olan Kürt Ulusal Konseyi (KUK) ile PYD, Barzani'nin de müdahalesiyle işbirliği kararı almışlardı ve bu adım Kürtlerin de Esad karşıtı cephede aktif biçimde yer alması şeklinde yorumlandı. Türkiye’nin de bu işbirliğinden memnun olduğunu belli etmesi ile birlikte, Suriye'deki dengeleri değiştirebilecek denli önemli bir güç olan Kürtlerin de ÖSO gibi Batı tarafından desteklenen gruplarla birlikte hareket edebileceği yolunda iddialar ortaya atıldı.

Ancak çok kısa bir süre geçmesine rağmen, bu iddiaların sanıldığı kadar gerçeğe yakın olmadığı ortaya çıktı. PYD, Barzani’nin desteklediği işbirliği kararının hemen ardından, Suriye’de Kürtlerin yaşadığı çeşitli bölgelerde kontrolü ele geçirmeye, özyönetim ve savunma organları oluşturmaya ve göndere Kürdistan bayrağı çekmeye başladı. Böylece, Esad rejiminin dağılmanın eşiğinde olduğunu yüksek sesle tekrarlayan Türkiye, bir anda özerk bir Kürdistan bölgesi ile yüz yüze gelmiş oldu.

ÖSO ile Kürt hareketinin uyuşmazlıkları devam ediyor
Suriyeli muhalifler açısından durum sevinçle karşılansa da, kısa sürede, karşılarındaki sorunla henüz başa çıkamayacak durumda olduklarını da fark ettiler. Zira şimdiye kadar ÖSO ile Kürtler arasındaki mesafenin ve sorunların kaynağında olan şeyler, hala yerli yerinde duruyordu. En başta, ÖSO’nun arkasında ciddi bir Müslüman Kardeşler gücünün bulunduğunu bilen Kürtler, muhalefet hareketiyle yapısal uyuşmazlıklar taşıyordu. Aynı zamanda, eşit yurttaşlık hakkı için uzun yıllar mücadele vermiş bir halk olarak, Batı desteğiyle Esad yönetiminin yerine kurulmak istenen muhafazakar-dinci rejimin taleplerini karşılayabileceği konusunda da haklı endişelere sahiptiler.

Barzani’nin başını çektiği anlaşmaya ve Kürtlerin Esad karşıtı cepheye eğilim göstermesine rağmen, objektif ve yapısal sorunlar hala çözüm bekliyordu. Son günlerde ÖSO adına yapılan açıklamalar da, Kürtlerin beklentilerinin karşılanması ihtimalinin son derece zayıf olduğunu kanıtlıyor.
Zaman gazetesinde yayınlanan bir röportajda Özgür Suriye Ordusu Silahlı Birlikler Komutanı Albay Malik El Kürdi Suriye’de Lazkiye merkezli bir Nusayri devletine de, ülkenin kuzeyinde oluşacak bir Kürt devletine de izin vermeyeceklerini açıkladı. Dün CNN Türk'te yayınlanan ve Şirin Payzın tarafından hazırlanan "Ne Oluyor?" programına konuk olan Suriye Ulusal Konseyi üyesi Mahmud Osman da süreci izlediklerini, fakat Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını tanımadıklarını, özerklik ya da bağımsızlık gibi girişimleri engelleyeceklerini söyledi.

AKP’nin telaşı ve hesapları
Gelişmeler karşısında en fazla tartışılan konu ise, Kürtlerin bazı bölgelerde yönetimi ele geçirmesinin nedenleri ve koşulları oldu. Bir iddiaya göre, bölgedeki otorite boşluğunu iyi değerlendiren Kürtler, stratejik bir adım atarak fırsattan yararlandılar. Bir başka iddia ise, ülkenin kuzeyini ve Türkiye sınırına yakın bölgeleri muhaliflerin ve Türkiye’nin tacizlerinden korumak için Esad yönetiminin Kürtlere göz yumduğu, hatta Kürtlere demokratik özerklik vaadiyle bizzat kentleri teslim ettiği yönünde.

Bu iddiaların hangisinin ve ne ölçüde geçerli olduğunu görmek için önümüzdeki günleri beklememiz gerekse de, şimdiden işlerin Türkiye açısından kritik bir uğrağa yaklaşmış olduğu söylenebilir. Barzani etkisiyle Kürtler üzerinde hakimiyet kurmayı ve bu yolla muhalifleri Suriye’nin kuzey kesimlerinde askeri ve lojistik anlamda rahatlatmayı düşünen Türkiye, iç politika açısından da önemli sonuçlar yaratabilecek bir sorunla karşı karşıya kaldı.

AKP kurmayları tarafından üst üste yapılan “yok öyle bir şey, marjinal olaylar” açıklamaları da karşılaşılan durum karşısındaki telaşın işareti olarak görülebilir. Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge kurulmasını yüksek sesle isteyen, açık açık kuramayınca da fiili bir tampon bölge yaratarak Suriye topraklarında muhaliflerin serbest hareket alanını genişletmeye soyunan Türkiye’nin, bu bölgenin denetiminin Kürtlerin eline geçmeye başlamasıyla bambaşka bir zorlukla karşı karşıya kaldığı söylenebilir.

AKP ipin ucunu kaçırdı mı?
Fakat AKP’nin bölgede ipleri tamamen elinden kaçırdığını söylemek için ise henüz çok erken. Her şeyden önce, mevcut durumda kendisi için beklenilmedik tehlikeler görse de, Suriye’nin kuzeyinde Esad rejiminin zayıflamasına yol açacak ve Barzani aracılığıyla üzerinde etkide bulunulacak bir Kürt gücünün, Ankara’nın planlarıyla tamamen uyumsuz olmadığını belirtmek gerekiyor. Nihayetinde Yeni Osmanlıcı özlemlerin bir boyutu da, Barzani yönetiminin himaye edilmesi vasıtasıyla bölgede bir nüfuz alanı oluşturmaktı. Son gelişmelerle, bir açıdan bakıldığında bu nüfuz alanı genişlemiş oldu.

İkinci olarak ise, PYD’nin attığı adımın, Türkiye’deki Kürt hareketine de uzanan boyutları bulunduğu anlaşılıyor. AKP, özellikle yeni anayasa tartışmaları üzerinden yeni bir "Kürt açılımı" rüzgarı estirerek, bu konuda kendi lehine bir hava yaratmayı başardığı takdirde, bu havayı bölgedeki Kürtler üzerindeki nüfuzunu artırmak üzere de değerlendirmeyi deneyecektir. Kuşkusuz iki bölge ülkesinde özerk Kürt bölgelerinin ortaya çıkması, bu bölgelerin hamiliğine soyunan Türkiye'nin kendi idari yapısı ve Kürt sorunu bağlamında da işlerin seyir değiştireceğine işaret ediyor. Ancak bu tür bir değişikliğin zaten uzun bir süredir pazarlık konusu olduğu da biliniyor. Dolayısıyla kendisini zor durumda bırakacak ihtimaller barındırsa bile, Suriye’de yaşanan birçok olayda olduğu gibi, Kürtlerin Suriye'nin kuzey kesimlerini denetimleri altına almasının Batı'nın ve AKP'nin hesaplarını büsbütün bozmayacağı söylenebilir.

PYD, Kürt bölgelerinde ÖSO gibi güçlerin silahlı denetim kurmasına izin vermeyeceğini söylese de, ÖSO'nun Suriye Kürdistanı'ndan bir tür tampon bölge olarak yararlanıp yararlanmayacağına ilişkin herhangi bir şey söylemiyor. Başka bir ifadeyle, ÖSO militanlarının ülkenin başka yerlerinde yaptıkları eylemlerin ardından Kürtlerin denetimindeki bölgeye gelerek koruma altına alınıp alınmayacağı belirsiz. Eğer böyle bir durum söz konusu olacaksa, Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin kontrolünde bir tampon bölge ortaya çıkmış olacak. Kuşkusuz böyle bir durum söz konusu olduğu takdirde, bölgede çatışmalar büyük bir hızla yoğunlaşacak ve bu durum büyük bir olasılıkla ÖSO ile PYD arasındaki ilişkilerin seyrinin değişmesini beraberinde getirecek.

Kürt halkının özgürlüğü garanti değil
Önümüzdeki sürecin her kesim açısından çok boyutlu ve keskin çelişkiler arasında geçeceği belli oluyor. Özellikle Suriye muhalefetinin göstereceği “performans” ve AKP iktidarının içeride izleyeceği politika, Kürt bölgelerindeki yeni durumun da seyri üzerinde belirleyici olacak. İhtimallerden birisi, Kürtlerin Suriye'deki muhalefetin diğer kesimleri ile etkin bir işbirliğine gitmesi ve Esad karşıtı cephede yerini alması. Bu durumda, Kürt bölgelerinde ki çatışmaların ivme kazanması bir yana, olası bir rejim değişikliğinden sonra ülkedeki dengelerin nasıl şekilleneceği de ciddi bir ihtilaf konusu haline gelecek. PYD her defasında Suriye'den ayrılmak yönünde bir taleplerinin olmadığını, amaçlarının demokratik özerklik olduğunu belirtiyor. Ancak yoğun bir savaşın yaratacağı yıkımın ardından şekillenecek güç dengesinin Kürtlerin taleplerini ve diğer güçlerin onların taleplerine yaklaşımlarını ne şekilde etkileyeceğini şimdiden öngörmek mümkün değil.

Ancak Türkiye’nin Suriye muhalefeti üzerindeki etkisini Kürtleri kontrol altında tutmak için kullanmak isteyeceği açık. Zira ÖSO’nun ve Suriyeli muhalif liderlerin sözleri açık ve katı bir Kürt düşmanlığının varlığını kanıtlıyor. Kürtlerin bölgede bazı kentleri ele geçirmesinden hemen sonra, “marjinal bir grup”, “meşru değiller”, “ev sahibi meşgulken fırsatçılık yaptılar”, “küçüklük yapıyorlar”, “sağduyulu Kürtler PYD’yi desteklemiyor”, “Suriye halkı Esad’dan ne kadar çektiyse Kürtler de PYD’den o kadar çekti” gibi sözler sarf eden muhaliflerin, Esad sonrası bir rejimde Kürtlerin taleplerini çatışma konusu olarak görmeyeceklerinin herhangi bir garantisi yok.

Bölgede emperyalizmin çıkarlarıyla uyumlu bir biçimde nüfuz alanını genişletmek isteyen ve Suriye konusunda bu nedenle bu kadar agresif bir politika izleyen AKP'nin, Müslüman Kardeşler ve Barzanici aşiretlerin Suriye Kürtleri içerisindeki ağırlığını artırmalarına yardımcı olacağı öngörülebilir. PYD gibi güçlerin buna ne ölçüde direnç oluşturabileceğini ise önemli ölçüde halihazırda yürümekte olan süreçteki davranışları belirleyecek. PYD'nin Kürt bölgesinde denetimi elinde tutmak karşılığında, bölgenin Müslüman Kardeşler ve ÖSO gibi güçler tarafından bir tampon olarak kullanılmasına müsaade etmesi halinde özerklik iddiasının uzun soluklu olması bir hayli zor.

(soL - Haber Merkezi)