Sivil olunca "adil" mi oluyor?

Bir süredir askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması ile ilgili yasa değişikliği tartışılıyor. Şimdiye kadar alınmış olan bir çok karar ise yargılamanın yeri ile ilgili tartışmaları geri plana itiyor.
Perşembe, 02 Temmuz 2009 10:50

soL (HABER MERKEZİ) Geçtiğimiz Cuma günü Meclis'te yapılan yasa değişikliği ile askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılmıştı. Hükümet bu değişikliğin AB için yapıldığını belirtmiş ve bir eşitsizliğin ortadan kaldırıldığını iddia etmişti. Askeri savcıların etki altında kalabileceğini iddia eden kimi yazarlar da askerlerin askeri mahkemede yargılanmasının bir eşitsizliğe yol açtığını öne sürmüşlerdi.
Geçmişte verilen kimi kararlar ve hazırlanan bazı iddianameler tarandığında, askelerin korunması için askeri yargıya gerek olmadığı ve sivil yargıda da "adalet duygusunu sarsan" bir çok eşitsizlik yaşanabildiği ortaya çıkıyor.

Meşru müdafa
Yargıtay, Mardin Kızıltepe'de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babasının polisler tarafından öldürülmesini, "meşru müdafaa" sınırları içinde saydı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, "terörist ihbarı" üzerine yapılan baskında, baba ve oğulu "yasal sınırları aşarak öldürdükleri" iddiasıyla yargılanan 4 polis hakkındaki beraat kararını onadı. Mardin Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava güvenlik gerekçesiyle Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmüştü. Uğur Kaymaz'ın Adli Tıp raporunda "Sırtında sıralı 9 kurşun yarası olan bu yaştaki çocuğun ateş açmasının mümkün olmadığı" belirtiliyordu.

Öldüren dışarda protestocular içerde
Geçtiğimiz yıl, Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının yıl dönümünde, Cizre'de bir panzer 15 yaşındaki Yahya Menekşe'nin üzerinden geçmişti. Panzerin atında kalarak hayatını yitiren Menekşe'nin cenaze töreni de olaylı geçmişti. Cenaze törenine polisin müdahalesi ile 40 çocuk gözaltına alınmıştı. Bu çocuklardan pek çoğu halen tutuklu ve dava günlerini bekliyor. Cizre Kaymakamlığı, Yahya'nın ölümüne neden olduğu iddia edilen polisler hakında dava açılmasına izin vermediği için halen dava açılamadı. Yahya'nın yakınları İdare Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini ve sonucu beklediklerini söylüyorlar.

İsteyene suç uydurulur
1996'da da 6 öğrenci, Meclis'te üniversite harçlarını protesto amacıyla "Öğrenim hakkımız engellenemez, paralı eğitime hayır" yazılı pankart açmıştı. Öğrenciler Asliye Ceza Mahkemesi'nde "yasadışı gösteri yaptıkları" gerekçesiyle mahkum oldu. Ancak Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi, Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını, "Eylem, demokratik bir tepkinin dile getirilmesidir" diyerek bozdu ve öğrenciler beraat etti. Bunun ardından DGM Başsavcılığı, 6 öğrencinin de aralarında olduğu 8 kişi hakkında "çeşitli yerlerde molotof kokteyli attıkları ve yasadışı silahsız örgüt üyesi oldukları" iddiasıyla dava açtı. Ankara DGM de "örgüt üyesi olmak" suçundan 6'şar yıl ağır hapis cezasına çarptırdı. AİHM yargılamanın adil olmadığı gerekçesiyle Türkiye'yi tazminata mahketti.

Bu davada toplam 96 yıla mahkûm edilen ancak temyize giden 12 gençten dokuzu, 'silahsız örgüt üyeliği'nden ceza almıştı. Haklarındaki ceza kararı Yargıtay'ca bozulan gençlere bu kez toplam 48 yıl 7 ay hapis ve 7 milyar 796 milyon lira ağır para cezası verilmişti.

İkinci kez olursa...
2004 yılında da benzer bir olay oldu. Meclis'te, Ceza İnfaz Kanunu Tasarısı görüşülürken, "Avrupa ulusundanım, Türküm, Kürdüm, Lazım, Çerkezim, demokratik çözüm için çift taraflı ateşkes istiyorum" yazılı pankart açan, üç öğrenci gözaltına alındı. Öğrencilerin ikisini Kürşat Kayralı birini de Cengiz Köksal sorguladı. Sadece Köksal'ın sorguladığı öğrenci hakkında tutuklama talep edilirken, Asliye Hukuk Mahkemesi bu kararı uygun gördü. Savcılık kaynakları, tutuklamayı, "2003'te Gebze'de AKP İl Başkanlığı'na motolofkokteyli attığı yönünde poliste kaydının bulunması"yla açıkladı, Emniyet ise öğrencinin İstanbul Kağıthane'de bir polis otosuna molotofkokteyli attığı ancak bundan dolayı savcılıkça serbest bırakıldığı şeklinde bilgi verdi.

Taş atana 58 yıl
Adana'da geçtiğimiz Aralık ayında meydana gelen olaylarda polise taş attıkları iddiasıyla gözaltına alınan ve mahkemeye çıkarılan yaşları 13 ile 16 arasında değişen 6 çocuk hakkında Savcı, 4 ayrı suçtan toplam 58'er yıl hapis cezası istedi. Bu konuyu köşesine taşıyan Umur Talu, "Taş ile bomba... Kanun ile adalet" adlı yazısında konuyu eleştirerek şunları yazmıştı: "Bomba attığı halde örgüt üyesi sayılmayan Teşvikçisi gizlenen ve mahkemeye dahi çıkarılmayan 11 ayda tahliye edilen Mahkûm olduğunda dahi yeniden içeri alınmayan ve serbest dolaşan Mahkûmiyetinin kesinleşmesi için temyiz sonucu istenen bir "bombacı mahkum"un dosyasının en az 9 ay masada bekletildiği Yargıtay Protesto için bomba değil de taş atan hakiki çocukların, örgüt üyeliği suçlamasıyla 23 yıl hapis istenip yargılanmasını gerekli gördü! Bakın, kanun kesin görünebilir ama hukuk esasta başka şeydir. Adalet daha da başka. Bir de vicdan tabii."

Anayasayı hatırlatan öğretmene ceza
Askeri Mahkemeler'le "adalet" yarışına giren yalnızca sivil mahkemeler değil. Sivil idarenin de "adalet" sicili pek parlak gözükmüyor. Bunun çarpıcı örneklerinden biri geçtiğimiz aylarda yaşanmıştı.Ankara Polatlı'da 13 Eylül İlköğretim Okulu'nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan Mehmet Kaval'a, öğrencilerine Anayasa'nın 42'nci maddesinde "Eğitim ve öğretimin ücretsizdir" yazdığı için aidat ödememeleri gerektiğini söyleyince, maaş kesim cezası verildi.