Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

"Şimdi sırası mıydı yani?"

YÖK’ün kanunsuz bir şekilde üniversitelerde türbanı serbest bırakan genelgesinin ardından ülkenin çeşitli yerlerinden ilkokula da türban ile girmek isteyenlerin haberleri geliyor. Yaşananlar gösteriyor ki Türkiye ölümü gösterip AKP'ye razı edilmeye çalışılıyor.

Yayın Tarihi: 27.10.2010 , 13:31 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

YÖK’ün üniversitelerde türbanı serbest bırakan genelgesinin ardından ülkenin çeşitli yerlerinden ilkokula da türban ile girmek isteyenlerin ortaya çıktığı haberleri gelmeye başladı. Hükümet ve muhafazakar kesim bu taleplerin hiçbir zaman karşılanamayacağına dair bir açıklama yapmazken yaşananları provokasyon olarak değerlendirmekte ısrarlı görünüyor.

AKP cephesinden konuyla ilgili çelişkili ifadeler gelirken oluşan bu fırsatı değerlendirmekte kararlı görünen gerici örgütlenmeler ilkokula da türban ile girilmesi konusunda ısrarcı davranacaklarını ilan ediyorlar.

AKP verdiği demeçlerde yaşananlardan rahatsız oluyormuş izlenimini verse de son gelişmeler Türkiye kamuoyunun ölümü gösterip sıtmaya razı edilmeye çalışıldığı izlenimini bırakıyor.

Neler yaşandı?
Geçtiğimiz iki hafta boyunca 7. ve 8. sınıf öğrencileri arasında yayılmaya başlayan okula türbanla gitme ısrarı genişlemeye devam ediyor. Mersin 8. sınıfta okuduğu Sakarya İO’ya türbanla alınmayan Maşallah Gül geçen gün törenin ardından okul dışına çıkarıldı. Gaziantep’te de Şehit Cengiz Topel İO’ya alınmayan türbanlı Münevver ve Merve Parmaksız kardeşler ile Adana’da Kanuni İ.O. öğrencisi Tuba Yosunkaya okula gitmemeye karar verdiler. Mersin Tarsus’ta Doktor Bekir Kolukırık İ.O. öğrencisi Büşra Uzunselli okula alınmadı. Konya’da Yusuf İzzettin Horasanlı İ.O., 7. sınıf öğrencisi Zeynep Ödemiş derslerine türbanla girerken Şırnak’ta, Hürriyet İO’da uyarılara rağmen derslere türbanla girmekte ısrar eden Zeynep ile Fatma Üzen’in farklı okullara nakline karar verildi.

Son olarak Diyarbakır’da Ece Nur Özel adlı öğrencinin derse türbanla girmekte ısrar etmesi üzerine müfettiş tarafından dersten çıkarıldığı belirtildi. Islah Haber’e göre her gün olduğu gibi başörtülü olarak sabah dersine girmekte ısrar eden Ece, İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından görevlendirilen Hacı Andıç adlı müfettiş tarafından sınıftan çıkarıldı. Çocuğun babası olan Murat Özel, müfettiş hakkında suç duyurunda bulunacağını belirtti.

Yaşanan son olayın üstüne bir açıklama yapan Özgür-Eğitimsen ise şu ifadeleri kullandı:

"Okul yönetimlerinin ve Milli Eğitim bürokratlarının bu öğrencilere karşı sergiledikleri tavrı kabul edilemez buluyoruz. Eğitim kurumları yasakçılığın değil özgürlüğün hakim olduğu mekanlar olmalıdır. İnandığı gibi yaşamak isteyen bir öğrenciye "Ya inancın ya da okulun" gibi dayatmalarda bulunamazsınız. Ayıptır, günahtır, zulümdür... Ece Nur bir domino etkisi yarattı ve bu artık bir seferlik tepki gösterileriyle geçiştirip unutabileceğimiz bir sorun olmaktan çoktan çıkmıştır. Okul yönetimlerine, üyeleri yasakçılık yapan eğitim sendikalarına, Milli Eğitim bürokratlarına yaptıklarının suç olduğunu hatırlatıyoruz. 28 Şubat'ın acımasızca sürdürüldüğü bir süreçte yasak karşısında herkes inisiyatif almak zorundadır."

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

"Darbe planlarına karışanların yargı önüne çıkarılmaya çalışıldığı, çeşitli konularda "açılım"ların gündeme geldiği bir dönemde başörtüsü yasağının, yapılacak yasal düzenlemelerle kaldırılması bir yana ilköğretim çocuklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini anlamak mümkün değildir. Ece Nur Özel'in sürgün edilmesiyle başlayan, Büşra Ayata ve Sebiha Alaş ile sürdürülen bu keyfi yasağı kınıyor, mağduriyetler daha fazla çoğalmadan yetkilileri önlem almaya çağırıyoruz. Yasakçıların Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun "mevcut mevzuat hükümleri" söyleminden beslendiğini hatırlatıyor, Ak Parti iktidarını insan hak ve özgürlüklerine aykırı olan söz konusu "mevzuat hükümleri"ni gözden geçirmeye davet ediyoruz."

Yaşanan son gelişmeler ve üzerine yapılan açıklamalardan sonra bu taleplerde bir provokasyon aramakta ısrar eden AKP’nin ne diyeceği merak konusu.

“Şimdi bunun sırası mıydı yani?”
Konuyu köşesine taşıyan Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak’da ilkokula türbanla girilmesinin haksız bir talep olmadığını ancak zamanlamanın yanlış olduğunu söyledi.

Özlem Albayrak dünkü yazısında şu ifadelere yer veriyor:

“Kabul edelim, Adana ve Mersin'de başörtülü kızlarıyla birlikte okul kapısına dayanan babalar, hepimizde rahatsızlık uyandırdı. 30 yıldır, belki daha fazla zamandır çözülemeyen bir problem tam da halledilme aşamasındayken, genç kadınlar üniversitelere başörtülü olarak girme hakkı -en azından fiili olarak- kazanmışken, şimdi bunun sırası mıydı?

Örtü, laik rejimin sinir uçlarından en hassas olanıyken, 13 yaşındaki kız çocuğunun başını örtüp ilköğretimin kapısında bitmek de, neyin nesiydi?
Bu talebin zamanlaması sonuçta, üniversitelerdeki zaten hazmedilememiş olan uygulamayı daha da zora sokma ihtimali taşıyordu. Bu basiretsizlik, ferasetsizlik değil de neydi? Provokasyon olmasa bile, en hafifinden ve kesinkes şuursuzluktu...
Pek çoğumuzun aklından bunlar geçmedi değil.

Ama aslında, "şuursuzluk" kısmında haklılık payı da yok değil.”

“Doğruya doğru o yaşta baş zorla örtülür”
Albayrak yazısına küçük kızların babalarının da hakkını vererek, “tabiî ki küçük yaşta başını örtmek daha kolaydır” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Yani, Diyarbakır'da kızını başörtülü olarak ilköğretim okuluna göndermek için CHP'nin İstanbul ve Diyarbakır teşkilatında görevli yöneticilerle görüşen ve onların destek sözüne inanan Murat Ö adlı babanın, CHP'lilerin çark edebileceği ihtimalini hesaba katması gerekirdi. Bu vaatlerin zamanlamasında bir sorun olduğunu fark edememek en azından, kötü niyetle açıklanamayacaksa bile nadanlık sayılabilirdi.

İşin şöyle bir tarafı da var ki kızlarının 13 yaşında başını örtmesini tasvip eder görünen babalar kızlarının ve eşlerinin bireysel kararlarına saygıyla yaklaşanlardan, onların seçme ve karar alma hakkına sonsuz derecede itibar edenlerden filan oluşmaz genellikle. İstisnaları yani dışarıda tutarsak, doğruya doğru, genelde o yaşlar, başın zorla örttürülmesi yaşlarıdır.

Biliyorum bu cümleye itiraz edecekler çıkacaktır, "tüm babalar böyle değil" diyenler de bulunacaktır. Ve haklı da olacaklardır. Gelgelelim, o klişe doğruyu söylüyor, istisnalar kaideyi bozmaz:

"20 yaşındaki kızına mı başını zorla öttürebilirsin, yoksa elinin altındaki 13 yaşındakine mi?" sorusunun cevabı hiç duraksama filan gerektirmeden ikincisidir.

Ama bu böyle diye gerçek değişmiyor. Yani babalar o yaşta kızlarına zorla başını örttürseler bile sonuç aynı kalıyor o da şu ki: Ailelerin çocuklarını 18 yaşına kadar idaresi altında tutabilme hakları var. İstismar ya da suç kapsamı içine girmedikçe çocuklarına istedikleri eğitimi verme, çocuklarını istedikleri şekilde yetiştirme salahiyetleri mevcut ve bu hal yasalarla da korunma altında.

Devlet 18 yaşına kadar, ortada istismar yoksa çocuğu değil yani ebeveyni tutuyor.

Her şeyin bir zamanı var…
Özlem Albayrak yazısının devamında ilkokula çocuğunu türban ile gönderen babaları provokatör olarak değerlendiren hükümet açıklamalarından rahatsız olduğunu belirtmeden geçemiyor. Ve uyarıcı görevini de yerine getirerek her şeyin bir zamanı olduğu mesajıyla bitiriyor yazısını:

“Meseleye fıkıh açısından bakıldığında da durum değişmiyor çocuk akıl baliğ olduktan sonra başın örtülmesi ameliyesini yerine getirmek isteyebilir ve vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu devletten böylesi bir uygulama talebinde bulunabilir...

Ha, devletin yapısı, hele de bizdeki gibi katı laikçi yönetim anlayışını kırabilmek için yüzyıl filan beklemek gerektiren bir durumdaysa durum farklılaşabilir. Yine bizdeki gibi devlet "hukuka saygı" diyor ama "beka" adına hukuksuz ve keyfi uygulamalarla yönetiliyorsa, sözkonusu talepler karşılanmayabilir. Dinden ödü kopan bir devlette, bırakın ilköğretim çağını filan, 40 yaşındaki kadınların bile sokakta örtülü gezmeleri problem teşkil edebilir. Ve bu otoriter algı, toplumun dindarlar dahil tüm kesim ve katmanlarının kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş olabilir.

Bendeniz Türkiye'de böyle bir talebin, yani ilköğretim çağındaki çocukların dini vecibelerini yerine getirme talebinin makes bulabileceğine ihtimal vermiyorum, bunu realist bir talep olarak göremiyorum. Üniversitelerdeki ve kamudaki sorunların çözümünü öpüp başımıza koyacak durumdayız sonuçta.

Ama yine de, akıl baliğ olmuş çocuğunun başını örtmesini isteyen bir babaya -belki kandırılmış diyebilirim- "ajan-provokatör" muamelesi çekmeye de gönlüm elvermiyor, çocuğunun devlet tarafından elinden alınabileceğini duymak, -hele de bir AK Partili Bakan'dan duymak- vicdanımı sızlatıyor.
Bu da böyle bilinsin isterim.”

AKP’liler ne diyeceğini bilemiyorlar…
Habertürk’ün haberine göre ise hükümet cephesinin konu ile ilgili sorulara verdikleri cevaplar birbiriyle çelişir ifadeler içeriyor.

Türban sorunu ile ilgili yapılan toplantıda CHP’lilerin “İlkokula da girer mi?” sorusuna verdiği, “10 yıl sonra ne olacağını bilemeyiz” yanıtıyla tartışma yaratan AKP’li Canikli durumu toparlamaya çalışarak: “Biz yönetimde olduğumuz sürece gündemde olmayacak” dedi. AKP’li Burhan Kuzu ise türbanla ilkokula gidilmesine “Ahmakça” tepkisi verdi.

“Ne olacağını bilemeyiz”
CHP ile yapılan toplantının ayrıntılarını belirttiği açıklamasında Canikli şu ifadeleri kullandı: “20 yıl sonra ülkedeki vergi politikaları ne olacak? Bunu kimse söyleyebilir mi? Kimse bu konuda bir garanti veremez. Aynı şey. Arada bir fark yok. Bu tür bir garanti demokrasinin yapısına terstir. Biz ancak kendi yönetimimizle ilgili konuşabiliriz. Biz yönetimde olduğumuz sürece, kamusal alan ve ilkokullarda böyle bir sorun olmayacak.”

"Bu bir provokasyondur"
AKP’li Burhan Kuzu ise ilkokula türbanla gidilmesini “Ahmakça” diye niteledi ve şöyle konuştu: “İpe un seriyorlar. Kamusal alan, ilkokul nereden çıktı? Bizim böyle bir hedefimiz yok. Üniversitelerde fiilen başlayan bir süreç devam ediyor. Kamu kurumlarının, ilköğretim ve ortaöğretimin kılık kıyafet kuralları belli. Üniversitelerde sorun vardı. Birdenbire birileri tam bu süreçte ilkokula başörtülü çocuk gönderiyor. Bu provokasyondur. Ahmakça davranışlardır. Kamusal alan ise hukukta olmayan bir tabir. Cezaevine girecek kadına ‘başındakini çıkar’ dersen, çıkarmazsa, ‘evine git’ mi diyeceksin.”

Yandaş medya provokasyonda ısrarcı
Yandaş medya ise bütün bu yaşananlara, yapılan açıklamalara rağmen olayların arkasında başka güç odakları aramaya devam ederek bu talepleri provokasyon olarak değerlendirmekte ısrarlı. İşte geçtiğimiz günlerin bazı manşetleri:

SABAH: Mersin’de Maşallah’ın babası Hasan G.’nin Hizbullah üyeliğinden 6 yıl hapis yattığı ortaya çıktı.

STAR: Adana ve Mersin’de başörtüsüyle derse girmek isteyen öğrencilerin ailelerinin Hizbullah bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

ZAMAN: Başörtüsünde bildik senaryo.

YENİ ŞAFAK: “Tuzak kokusu” manşetli haberde, “Olayların arkasında Mustazaflar Derneği’nin olduğu, çocuklarını başörtüsü ile okula gönderen babaların dernek üyesi olduğu iddia edildi” denildi.

Ayrıca Yeni Şafak, geçtiğimiz gün Cüppeli Ahmet Hoca diye bilinen Ahmet Ünlü’nün yapacağı toplantıyı, tam da türban sorunu tartışılırken, provokasyon olarak değerlendirmiş, haberi şöyle vermişti: “Mahmut Ustaosmanoğlu, Yusuf el-Kardavi gibi saygın İslam alimlerinin isimlerinin de kullanıldığı programa, vatandaşlar, 'cüppesiz, sarıksız, çarşafsız gelmeyin' mesajlarıyla çağrılıyor. Ustaosmanoğlunun’da programdan rahatsız olduğu söyleniyor”

Haberin hemen ardından şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu açıklama yaptı ve Yenişafak’ı yalanladı: “Programdan rahatsız değiliz, Ahmet Ünlü ile sorunumuz yok!”

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.