Portakal gazı ve diğer efsaneler

Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm ülkeye yayılan eylemler sırasında sosyal medya, özellikle de Twitter yoğun olarak kullanıldı. İşe yaradı, ama büyük sorunlar da yarattı.
Pazartesi, 03 Haziran 2013 14:24

Kendiliğinden eylemlerde psikolojinin etkisi büyüktür. Bir haftadır, çeşitli şekillerde sokaklardaki kitleyi psikolojik olarak etkilemek için kimi taktikler izlendiği görülüyor.

soL gazetesi-Yiğit Günay

Eylemlerin tepe noktası, 31 Mayıs gecesiydi. O sabah polisler Gezi Parkı’nı basmış, göstericileri yoğun bir şiddet kullanarak parktan uzaklaştırmış, sonra da parkı bariyerlerle çevirip girişi engellemişti. Taksim’de tüm gün eylemler sürdü. Akşam saatlerinde itibaren Taksim’e çıkan yollarda çok büyük kitleler birikti ve göstericilerle polis kuvvetleri arasında savaş başladı.

Biz gazeteyi bitirip İstiklal Caddesi’ne vardığımızda saat 21:00’i buluyordu. Büyük bir coşku, heyecan... Bunları anlatmaya gerek yok, zaten gerekli sözcükleri bulabileceğimden emin değilim. Anlatacağım, başka.

Kitle içinde ilerleyip, çeşitli örgütlerin yöneticileriyle konuştuğumda, herkes “yayın yasağı”ndan bahsediyordu: “AKP Taksim’de olaylarla ilgili yayın yasağı kararı almış.”

Önce utandım biraz, bir saat önce gazeteyi bitirip göndermiş ve bu büyük haberi görmemiştik. Sonra kuşkulandım, bana pek mümkün gelmedi bu. Sonradan, soL Portal’da hâlâ iş başında olan arkadaşlar, öyle bir şey olmadığını ilettiğinde, yanlış bilgilendirmenin ve söylentilerin ne kadar hızla ciddiye alındığını anladım.

Gece boyunca benzeri hikayeler döndü sosyal medyada. Mesela, polis istifaları. Gündüz saatlerinde “Alevi bir polis isyan edip kaskını kalkanını bıraktı uzaklaştı” diye başladı, samimi söylüyorum, gece saatlerinde “1500 polis istifa etmiş, RT lütfenn!!!” diyen mesajları gördüm.
Bir diğeri, Taksim’e yığılacak kolluk kuvvetleriyle ilgiliydi. Öyle bir dezenformasyon vardı ki, sürekli onlarca polis otobüsünün Taksim’e gitmekte olduğu bilgisi geçiliyordu. Oysa Şişhane’den Tarlabaşı’na, Karaköy’e kadar gözcüleri olan örgütlü arkadaşlara sorduğumda, “Yok yahu hiçbir hareket, gelen giden yok, tek bir polis görünmüyor” diyorlardı.

Ama alanda herkes, durup birbirine baktığı sırada bu haberi birbiriyle paylaşıyor, çekinerek birbirine bakıyordu. Bir ara “askeri birlikler yönlendirilmiş” haberleri dahi fısıldanmaya başlandı.

Twitter’da bunların nereden çıkıp nasıl yayıldığına biraz bakındım. Belli aralıklarla bu söylentilerin yenilendiği görülüyor. Kitleye korku salmak için bir psikolojik savaş taktiğinin sonucu olması kuvvetle muhtemel.

Ölüm haberleri de çığrından çıkmıştı. Twitter’da yayılan ölüm haberlerinin hepsi ciddiye alınsa, 31 Mayıs gününün 50 ölüyle kapanması gerekirdi. Sonuçta o günkü ölümlerin hiçbiri doğrulanmadı.

Polisin gerçek mermi kullandığı yönündeki haberler de benzer bir korku yaratma amaçlıydı. Taksim’de gerçek mermi hiç kullanılmadı. (Ancak sonradan Ankara’da, anlaşıldığı kadarıyla, panik yapan bir polis tabancasıyla havaya ateş açınca bir kişi gerçek mermiyle yaralandı ve son gelen haberlere göre yaşamını yitirdi.)

Medyanın durumu ortada. Sol yayınlar olmasa, medyamız sanki olan biten Bangladeş’te oluyormuş gibi hayatına devam edecekti. Bu doğru. Ama bunun alternatifi olarak sosyal medyaya güvenmek ve buradaki her şeyi ciddiye almak, sıkıntılı bir durum.

İşlerin sosyal medyada nasıl çığrından çıkabileceğinin bir örneği, şu portakal gazı meselesi. Cumartesi günü, polisin portakal gazı kullanmaya başladığı haberleri düştü sosyal medyaya. Ardından bu gazın öldürücü etkileri aktarılarak, büyük bir panik başladı.

Aslında olan, sosyal medyadan İngilizce bilgi aktaran kişilerin, portakal gazını “agent orange” olarak çevirmesiydi. “Agent orange”, çok ölümcül bir kimyasal kitle imha silahı. Bu iddialar yabancı basında yer bulunca, herkes bu silahın etkilerini paylaşmaya başladı.

Portakal gazı ise sahiden kullanıldı. Bulabildiğimiz kadarıyla, Güney Koreli Dae Kang isimli askeri malzeme şirketi bu gazı üretiyor ve şirketin sitesinde verilen bilgilere göre satıldığı ülkeler arasında Türkiye de var. Gaz portakal rengine daha yakın ve biber gazına göre insanı çok daha kötü etkiliyor. Cumartesiyi Pazar’a bağlayan gece Beşiktaş-Dolmabahçe civarındaki polis saldırısında bu gaz birçok insanı çok kötü etkiledi.

Her şeye rağmen, mücadele devam ediyor. En önemlisi, elbette, mücadelenin siyasi doğrultusu. Ancak kitlelerin psikolojisi de önemli. Sosyal medyadan faydalanırken, buranın kitle psikolojisine yönelik operasyonlar için kullanılabileceğini de göz önünde bulundurmak gerek.