Özal’ın mezarının açılması 'Özallı yılları' unutturur mu?

AKP’nin sağ hükümetleri aklama girişimleri bitmek bilmiyor. Menderes’i demokrasi havarisi ilan eden iktidar, şimdi de Özal’ın ölüm iddiaları üzerinden seksenli ve doksanlı yılları aklamaya çalışıyor.
Salı, 25 Eylül 2012 08:09

Kendisi 12 Eylül ürünü olan AKP zihniyetinin 12 Eylül’ü yargılayamayacağını dava sürecinde yaşananlar ortaya koyarken, iktidarın yeniden şekillendirdiği yargı bu sefer de 1980 darbesinden sonra kurulan darbe hükümetinde görev alan ve daha sonra Başbakan olarak, darbeye zemin hazırlayan 24 Ocak kararlarının uygulayıcısı olan Turgut Özal’ın ölümünü gündeme taşıdı.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Turgut Özal'ın mezarının açılmasına karar verdi. Özal’ın ailesi mezarın açılmasından hoşlanmadıklarını ifade etse de karar sonrası savcıyı ziyaret eden Ahmet Özal, savcının verdiği karara karşı olmadıklarını belirtti.

Özal ailesinin sıklıkla dile getirdiği suikast iddiaları AKP döneminde yeniden gündeme alınırken, Özallı yıllarda başlatılan ve bugün birçoğu halen uygulanmaya devam eden politikalar Turgut Özal’ın ölümü ile ilgili iddialar kadar tartışma konusu olamıyor. İktidarın yeni resmi ideolojisini meşrulaştırmak için kullandığı "Turgut Özal öldürüldü" iddiaları çerçevesinde, son olarak Korkut Özal, kardeşinin “Ergenekon örgütü” tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş, referandum sonrasında da Menderes ile Turgut Özal’ı devletin içinde yuvalanmış aynı güç öldürdü" söylemini yinelemişti.

AKP’nin Menderes ve Özal figürleri üzerinden Türkiye sağını aklama hamleleri bitmek bilmiyor.

Demokrat Parti’nin siyasi geleneğini ve Adnan Menderes’i sahiplenen bütün sağcı hükümetlerde olduğu gibi AKP de Menderes’i demokrasi havarisi ilan ederken, Turgut Özal vurgularında da aynı üslüba başvurulduğu göze çarpıyor. Özal'ın "demokrat" ve "halkçı" olduğu iddiaları ise Özal'la birlikte Türkiye'ye ihraç edilen neoliberal politikaların halk düşmanı ve baskıcı karakterini unutturmayı amaçlıyor. "Aslında Kürt sorununu da çözecekti, ama..." gibi ifadelerle dile getirilen iddialar, Kürt düşmanlığının, işçi düşmanı politikaların, piyasacılığın, dinci gericiliğin ve Amerikanclığın doruk noktasına Özal döneminde çıktığının unutulmuş ya da önemsizleşmiş olduğu varsayımına dayanarak, bir "Özal miti" yaratmayı hedefliyor.

Emek düşmanı 24 Ocak kararları
24 Ocak kararlarının uygulayıcısı Özal, Türkiye’de piyasacılık ve gericiliğin meşrulaşmasında rol oynayan en önemli siyasi hamlelerden bir tanesi. 12 Eylül darbesi öncesi açıklanan kararlar basitçe "ekonomik hayatın düzenlenmesini öngören politikalar" gibi sunulsa da, amaç uluslararası piyasalara eklemlenmekti. Kararlar salt ekonomik istikrar için değil, uluslararası sermaye ve örgütlerinin, "piyasa serbestliği" adına, Türkiye’de emeğe karşı güçlendirilmesi amacını taşıyordu.

24 Ocak Kararları’ndan bazıları ekonominin liberalizasyonu adına ithalat kotaların adım adım kaldırılması, ağır sanayi ve temel mallara dönük kamu yatırımlarının giderek tasfiyesi, temel mallar üzerindeki sübvansiyonların kaldırılması, yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi, kâr transferinin kolaylaştırılması, Kamu İktisadi Teşekküleri’nin özelleştirilmesi, iç talebin daraltılması, dış ticaretin serbestleşmesiydi...

Yolsuzlukta Özal dönemi
AKP’nin sempatisini sürekli vurguladığı ve mitleştirmek için çabaladığı Özal döneminde Türkiye'de yolsuzlukların hem sayısında hem de çapında artış yaşandı. 1980'li yıllarda ekonominin neoliberal politikalar doğrultusunda dönüşümünün mimarı Özal’ın adı hep yolsuzluklarla anıldı. Askerliğinden hemen sonra çalışmaya başladığı Devlet Planlama Teşkilatı'ndaki (DPT) görevi sırasında adı yolsuzluğa karışan Özal ve ekibi "Takunyalılar" olarak anılmaktaydı.

Bu dönemde Kamu Etik Kurulu Başkanlığı da yapmış olan Mehmet Sağlam, bu görevi sırasında yolsuzlukların 1980 sonrası arttığını kabul ediyor ancak Özal'ı aklamaya çalışıyordu: "Tabii ki, (yolsuzluklar) 1980 sonrası arttı derken Özal’la birlikte arttı demek istemiyorum. Özal vizyon sahibi bir adamdı. Bilinen kuralları yıkan, statükoyu yıkan bir adamdı. Türk parasını koruma kanununu kaldırdı, ihracatta büyük hamleler yaptı. 2,5 milyar dolar olan ihracat O’nun döneminde 16 milyar dolara çıktı. Tabii bu dönemde hayali ihracat da öğrenildi, gün ışığına çıktı. İş yapıldığı için yolsuzluklar göze battı ama kişisel görüşüm Özal, son derece ahlaklı bir insandı."

Özal döneminde "dışa açılan" Türkiye ekonomisinde, "hayali ihracat" sermayeye devlet tarafından büyük bir kaynağın aktarılması anlamına geldi. 1980'li yılların ikinci yarısında Türkiye'nin yaptığı ihracatın üçte ikisinin hayali olduğunu bizzat TBMM Araştırma Komisyonları Raporları tespit etmişti. 1983-1991 yıllarında 256 ayrı şirketin ismi hayali ihracata karıştı. Turgut Özal, bu dönemde "hayali ihracat" mekanizmasını sağlama almak için devletin ilgili kurumlarına güvendiği isimleri atamıştı. 1984 yılında DPT Müsteşarlığı'na küçük kardeşi Yusuf Bozkurt Özal'ı getirdi.

Özal "Benim memurum işini bilir" vecizesi ile, kamu görevlilerinin yolsuzluk mekanizmasına katılmalarını adeta teşvik ediyordu.

Özal yolsuzluk suçlarına affı gündeme getiren ilk başbakan oldu. Özal'ın onayladığı 3713 sayılı Şartlı Tahliye Yasası ile yolsuzluk yapanlar için "öde kurtul sistemi" öngörülmüştü. Özal'ın açtığı bu yoldan giden sonraki hükümetler de, yolsuzluk suçları ile ilgili benzer düzenlemelere imza attılar.

Özelleştirmeyle yolsuzluk el ele
Adı sıklıkla yolsuzluk davalarına karışan Özal, Türkiye'de özelleştirme politikalarının da mimarıydı. Özal, halk düşmanı duruşunu ise “ Ben zenginleri severim” sözleri ile somutlamıştı.

Anayasaya ve yasalara aykırı işlemler en fazla özelleştirme uygulamaları sırasında gerçekleştirildi. O dönemde Anayasada atıf yapılmayan özelleştirmeler için ilk yasal düzenleme 1. Özal Hükümeti tarafından 1984 yılında yapıldı ve 1985 yılında bazı kamu işletmeleri ve varlıkları özelleştirme kapsamına alındı. 1986 yılında ise ilk özelleştirme işlemlerine başlandı. AKP hükümetleri de Özal'ın açtığı kapıdan geçerek, 10 yıllık iktidarı boyunca Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmelerini yaptı.

"Bir koyup üç almak"
Özal siyasetinin en önemli unsurlarından biri de ABD yanlısı tavrıyla dış siyasette emperyalist işgal politikalarını desteklemek oldu. Aynı Menderesli yılların “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız" söyleminde olduğu gibi, Özal da 1991’de 1. Körfez Savaşı sırasında ,"Irak Savaşı'na Amerikalıların yanında girersek bir koyar üç alırız" diyerek Menderes'in halefi olduğunu göstermişti. Özal'ın o dönem, ABD'nin yanında savaşa girildiği takdirde, Musul ve Kerkük'ün Türkiye topraklarına katılabileceğini düşündüğü belirtilmişti.

Özal, yine 1. Körfez Savaşı döneminde Meclis onayı almadan ABD'ye hava sahasının açılmasının Anayasa'ya aykırı olduğu eleştirilerine, "Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz" şeklinde yanıt vermiş, bu söz ve bu doğrultudaki politikaları, daha sonra hükümetlerin icraatları sırasında hukuksuz pek çok işlem gerçekleştirmelerinin de önünü açmıştı.

Esas soru: Mezar açılınca bunlar unutulacak mı?
Bugün Turgut Özal, mezarının açılması ve ailesinin bu karara verdiği tepkilerle yeniden gündemde. Özal'ın naaşından alınacak saç teli üzerinde gerçekleştirilecek analiz, Özal'ın ne şekilde öldüğünü aydınlatabilir. Ancak Türkiye toplumu açısından esas soru, Özal'ın ne şekilde öldüğünden ziyade, mevcut iktidarın Özal'ın ölümü etrafında yürüttüğü tartışmalar vasıtasıyla toplumsal hafızayı yeniden biçimlendirmeyi başarıp başaramayacağı... Başka bir ifadeyle, esas mesele, çıkartılacak saç telinde zehir olup olmadığı değil, Türkiye halklarının Özal'ı ve Özallı yılların "nasıl bildiğinde".

(soL-Haber Merkezi)