Özal'ın mezarı türbeye dönüşür mü?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın naaşında yapılan incelemeler sonucunda, Adli Tıp Kurumu Başkanı "striknin kreatin zehri yok, raporu da henüz yazmadık" dese de, gerici basın Özal’ın zehirlenen ulvi bir devlet büyüğü olduğu iddialarında ısrarcı.
Perşembe, 08 Kasım 2012 10:08

Zehirlenmiş olduğu iddiasıyla mezarı açılan Turgut Özal’ın naaşında yapılan inceleme henüz sonuçlanmadı. Bir dizi bulgu edindiklerini söyleyen Adli Tıp Kurumu’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletmesi beklenen rapordan önce, pek çok köşe yazarı ve oğlu Ahmet Özal kendi “bilimsel” açıklamalarını yapmış oldu.

Naaşın çürümediği ancak her adli tıp kitabında bulunacak basit bir tanımla “sabunlaştığı” gözlense de Özal ailesi ve basın bunun sıradan bir vaka olmadığı konusunda diretiyor. Sabunlaşma, oksijen yönünden fakir, toprağı kalkerli, rutubetli, soğuk ortamlarda şişman kişilerde gelişen ve cesetlerde uzun süre kimlik tespiti ve yumuşak doku lezyonlarının değerlendirilmesini mümkün kılan bir tablo olarak tanımlanıyor. İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurumu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan “Özal’ın aşırı kilosu çürümeyi durdurmuş” dese de ne zehirlenme iddiasını gündeme getiren Bugün gazetesi ne de iddianın üzerine atlayan Zaman gazetesi ikna olmuş değil. Özal'ın öldürüldüğünü savunan gazeteler, Özal'ın naaşıyla ilgili yorumlarıyla da adeta 8. Cumhurbaşkanı'nın naaşının soruşturma yürütülmesi için ilahi bir mesaj verdiğini ileri sürüyor.

2 gün once NTV’de bir programa konuk olan Ahmet Özal “Bu ölüm ancak zehire bağlı, başka bir şey olamaz" demiş, kalp krizi geçiren bir kimsenin sırtının moraracağı ancak babasında öyle bir görüntünün bulunmadığını iddia etmişti. "Uzmanlara sordum, beynin duruyor olması, iç organların karaciğer böbreklerin duruyor olması çok şaşırtıcı. Beyni hiç açıklayamıyorlar. Beyin 6 saat sonra yok olur gidermiş. 20 sene durmaz yerinde. Beyin adli tıpın işini çok kolaylaştırdı. 19 sene önce o madde belki bulunamayabilirdi." diyen Özal hangi uzmanlara danıştığını ise belirtmedi.
Oysa Adli Tıp Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy bir açıklamasında “13’üncü yüzyıldan kalma bir çocuk beyninin sol yarısında her türlü özelliğini tespit etmek mümkün olmuştur” demişti.

Cehalet kokan bir diğer önerme ise Bugün gazetesinden geldi. Habere göre Özal’ın naaşında “striknin keratin” isminde bir madde bulunmuş, zehirlenmenin kanıtı olarak gösterilmişti. İddialar karşısında, Adli Tıp Kurumu Başkanı ise “Bugün gazetesinde yer alan haberdeki maddeyi biz bulmadık. Bu haber nasıl çıktı, hiçbir fikrim yok” diyerek şaşkınlığını gizleyemedi.

Konuya dair, Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı ise köpekleri zehirlemekte kullanılan “striknin kreatin” maddesiyle ilgili olarak, “Hindistan’da yetişen karga büken bitkisinin tohumundan elde ediliyor. Yiyecek ve içeceğe karıştırılabiliyor. Kesin raporu beklemek gerekiyor. Ama 20 yıl sonra bu zehir vücutta çıkmaz. Naaşa topraktan geçmiş de olamaz. Yarı ömrü çok kısa olan bitkisel bir zehirdir. 20 yıl sonra toprakta da kalmaz. Hiçbir yerde kalmaz. Bu zehir karaciğer ve böbreği harap eder. Kaslarda kasılma, seyirme yapar, kusturur ve çok ızdırap vererek öldürür. 20 dakika içinde zehirlenme belirtileri görülür. Sonra da öldürür. Bu zehirlenme bulguları olsaydı, Sayın Özal’ın etrafındakiler ailesi de mutlaka fark ederdi. Profesyonel birisi bu zehiri kullanmaz, çünkü belirtileri çok aşikârdır” açıklaması yaptı. Ancak uzmanların açıklamaları gerici basını ve Ahmet Özal’ı inandırmayı başaramadı.

Son olarak Zaman yazarı Hüseyin Gülerce ise Bugün gazetesine şahit olarak, bir başka hülyasını okurlarla paylaşmış oldu. “Özal’ın öldürüldüğü kesinleşirse, vazife başında katledilen rahmetli Özal şehit edilmiş demektir. Yıllardır toprak altında bozulmayan organlarıyla bu şehit, şimdi hakikatlerin ortaya çıkması için en büyük şahitliği yapıyor. Bu şahitlik, Türkiye’de çok şeyi değiştirecektir” diyen Gülerce toprak altında bozulmayan organlara dair bilimin yaptığı tüm açıklamaları görmezden gelerek Özal’a ulvi bir kimlik atfedenlerin yanında yerini aldı.

Ulvi Özal inandırıcı mı
Türkiye’de esen piyasa rüzgarlarının, emekçi düşmanlığının, din tüccarlığının ve “zengin görgüsüzlüğünün” en rafine sözcülerinden biri olarak anılabilecek Turgut Özal’ın, “dünya nimetlerinden” asude bir kimseymişçesine 19 yıl sonra taçlandırılması, gerici iktidarın bir mistifikasyon operasyonu olarak tanımlanabilir. Vampir kitaplarının çok satanlar listesinde başı çektiği, hayalet dizilerinin en çok izlendiği zamanlarda, Özal’dan “cesedi bile çürümeyen semavi kimse” yaratılması iddiasız da olsa bir proje olarak okunabilir. Zehirlenmiş olduğu iddiası üzerinden Özal'a "şehitlik" sıfatı vermekle yetinmeyeceği anlaşılan gerici basının, Özal'ın naaşına da mistik mesajlar yükleyerek, 8. Cumhurbaşkanı'nın mezarını da bir türbeye dönüştürme arayışı içerisinde gibi görünüyor.

Öte yandan, tüm anlaşılırlığıyla yapılan bilimsel açıklamaların gericileri ikna etmemesi bir tarafa, “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz", "siz küçük Turgut’la oynayın", "ben zenginleri severim” gibi beyanlarıyla hafızalarda yer eden bir şahsiyetten toplumun gözünde "ulvi" bir figür yaratılması olmayacak duaya amin deme çabası gibi gözüküyor.

(soL-Haber Merkezi)