Nedir bu demokratik özerklik?

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in geçtiğimiz hafta Tunceli'de yaptığı açıklamalar ile yeniden alevlenen, BDP'nin boykot mitinglerinde gündeme getirilen “Demokratik Özerklik” tartışması ilginç bir hal alıyor.
Cuma, 06 Ağustos 2010 11:00

BDP sözcülerinin dile getirdiği ve Kürt sorununa bir çözüm alternatifi olarak tanımlanan “Demokratik Özerklik”, geçtiğimiz hafta Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in Munzur Kültür ve Doğa Festivali etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Kürt Sorunu Muhataplık Konusu ve Demokratik Özerklik” konulu panelde yaptığı konuşmanın ardından kavramsal olarak yeniden tartışılmaya başlandı.

Tartışmada, daha önce DTP tarafından formüle edilen ve temel talep olarak öne çıkarılmış olan “Demokratik Özerklik”in bir birlik projesi mi yoksa içinde bölünme perspektifi mi taşıdığı konusunda bir “mutabakata” varılmış değil.

Baydemir'in tartışılan sözleri
Baydemir'in geçen hafta yaptığı konuşmada, Türk bayrağının yanında Kürt bayrağının dalgalanmasını talep ettiği şeklinde öne çıkarılarak gündem yaratan sözleri, 3 yıl önce DTP tarafından benimsenmiş olan “Demokratik Özerklik Projesi”ni anlatıyordu:

“Demokratik Türkiye bütün etnik kimliklerin, emekçilerin inançların hiç kendisini dışarıda görmediği, baskılanmadığı, kendini özgürce ifade ettiği ve aynı zamanda dağılımında da adaletin sağlandığı demokratik, müreffeh bir Türkiye yaratma projesidir. Peki demokratik müreffeh bir Türkiye nasıl olacak? Özerk Doğu olacak Özerk Orta Karadeniz olacak, aynı zamanda Demokratik Türkiye Özerk Kürdistan olacak. Biri çıkıp sen yanlış anlamışsın diyebilir ama ben böyle anladım. Ben böyle yorumluyorum. Demokratik özerklik projesinde TBMM var olmaya kesinlikle devam edecektir. Asla buna bir itiraz yok TBMM devam edecektir İstiklal Marşı, Türkiye'de okunmaya devam edecektir. Buna hiçbir itiraz yok Türk bayrağı Türkiye’de dalgalanmaya devam edecektir. Buna da hiçbir itirazımız yok ama bununla birlikte her bölgede bölgesel parlamento olacaktır. Bu bölgesel parlamentolardan bir tanesi de Kürdistan Bölgesel Parlamentosu olacaktır. Türk bayrağının yanında Türkiye bayrağının yanında benim dedelerimin, hepinizin dedelerinin de katkısı ile ödemiş olduğu bedelle elde edilen ve an asılan bayrağın yanında elbette ki Kürt halkının da yerel renkleri, bayrağı da gökyüzünde olacaktır. Belediye binamızın önünde al Türk bayrağımızla sarı bayrağımız dalgalansa ne olur.”

Baydemir hakkında bu sözleri nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma başlatılması ise üç yıldır formüle edilmiş olan ve hatta bir broşür haline getirilip TBMM'de de dağıtılan “Demokratik Özerklik Projesi”ne tepkilerin konjonktürel olduğuna da işaret ediyor.

Söz konusu tepkilerin “duygusal” boyutlarına ve düzeyine ilişkin ise Devlet Bakanı Cemil Çiçek'in, Baydemir'e bu sözleri ile ilgili “organları yer değiştirmiş adam” nitelemesinde bulunması, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın “kendisini yaka paça cezaevine attırmak istiyor” minvalli değerlendirmesi birer örnek oluşturuyor. AKP hükümeti temsilcileri, geçtiğimiz yıl “Kürt açılımı” doğrultusunda açık bir tartışma verilmesi gerektiğini ve çözüm için dünyadaki tüm modellerin masaya gelebileceğini belirtmişlerdi.

“Yönetime yabancılaşmayı ortadan kaldırır”
Dün BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın, Muş Varto ilçesinde düzenlenen boykot mitinginde bir kez daha dile getirdiği Demokratik Özerlik projesi ile ilgili olarak geçen yıl iki yazı kaleme alan KCK operasyonunda tutuklanarak cezaevine konulan Demokratik Toplum Kongresi sözcüsü Hatip Dicle, “Demokratik Özerklik”in yerinden yönetim ilkesi üzerinde durmuş, özerk yerel yönetimin halkın iktidara katılım mekanizması sunduğunu belirtmişti. Dicle, “Demokratik Özerklik”in dünyadaki uygulamalarının yarattığı olumlu sonuçları, yönetime yabancılaşmanın ortadan kaldırılması halkın siyasi iradesinin geliştirilmesi bürokratik, hantal, masraflı, anti-demokratik işleyişin aşılmasının sağlanması dengeli gelir ve kaynak kullanımına yol açarak, daha verimli bir hizmete olanak sunulması etnik, kültürel, dini çok renkliliğin korunup geliştirilmesi militarist, ırkçı, baskıcı merkezi yapıların ortaya çıkmasının engellenmesi olarak tanımlamıştı.

Karayılan: Alternatifi ayrılma
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Haziran ayında yaptığı açıklamada “Demokratik Özerklik Projesi”nin mücadeleleri açısından stratejik yönüne işaret ederek, hedeften çok araç olarak anlamına vurgu yaptı:

“Kürt özgürlük ve demokrasi hareketi olarak kendi çözümümüzü kendimizin geliştirmesi çerçevesinde ilk adım olarak demokratik özerkliği ilan etme görevimiz ve hedefimiz vardır. Demokratik özerklik aslında devleti demokratik çözüme zorlama adımıdır. Devlet çözüme gelmezse de özerkliğini kendisinin sürdürmesi tutumudur. Buna rağmen hiçbir surette çözüme gelinmez, ilan edilen demokratik özerklik hedeflenerek, yok edilmek istenirse o zaman devlet olmadan kendi çözümümüzü demokratik konfederal eksende geliştirme seçeneğine yönelmek durumunda kalacağız. Demokratik özerkliği hedefler ve buna gelinmezse geriye kendi başının çaresine bakma seçeneği kalıyor ve o zaman biz de buna yönelmek durumunda olacağız.”

Karayılan'ın aynı açıklamasında “Demokratik Özerklik”in alternatifinin ayrılma olduğunun altını çizmesi dikkat çekmişti.

Özerkliğin Osmanlı modeli de var
Geçen yıl ise Kürt açılımı tartışmaları doğrultusunda Paris'teki Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan, Yeni Şafak Gazetesi'ne verdiği röportajda özerklik ile ilgili Avrupa'daki örneklerin yanısıra “Osmanlı modeli”ne de işaret etmişti:

“İspanya, Basklara ve Katalanlara geniş bir özerklik verdi. Bu hakların verilmesi İspanya’yı zayıflatmadığı gibi daha da güçlendirdi. İngiltere’deki İskoçya modeli geç geliştirilen bir model. Ondan da esinlenebilir. Ama bunlardan daha eski bir model var: Osmanlı modeli. Yavuz Sultan Selim zamanında Kürtlere geniş bir özerklik verilmişti. 1514’ten 1846’lara kadar süren model. Kürdistan beylikleri, hükümetleri vardı. Hükümetler kendi işlerinde tamamen özerk idiler. Ama Osmanlı-İran savaşı olduğu zaman Osmanlılar tarafında savaşa katılıyorlardı. Böylelikle Osmanlılar bölgenin en hâkim gücü haline geldiler. Bir dönemde böyle bir model üretebilmiş bir topluluğun gidip bazı Avrupa merkeziyetçi modellerin etkisinde halkının önemli bir kesimine yabancılaşması gerçekten büyük bir talihsizlik. Osmanlılardan örnek alalım.”

DTP'nin 2. Kongresi'nde gündeme geldi
"Demokratik Özerklik Projesi", 24 Ekim 2007 tarihinde Diyarbakır'da yapılan Demokratik Toplum Kongresi'nde hazırlandı ve 8 Kasım 2007 tarihinde yapılan DTP'nin 2. Olağan Kongresi'nde kabul edildi.

"Demokratik Özerklik Projesi"ni kapatılan DTP gibi, BDP de temel talepleri haline getirdiğini ilan etti. BDP, Demokratik Özerklik Projesi çerçevesindeki taleplerini 9 ayrı maddede sıralıyor. Projenin özünü oluşturan bu maddeler içerisinde siyasi ve idari yapıda köklü reform, halkın karar süreçlerine dahil edilmesi, özerk yönetim, bölge meclisleri gibi çözüm formüllerinden bahsediliyor. Bugün BDP tarafından benimsenen “Demokratik Özerklik”in çerçevesi, şu şekilde tanımlanıyor:

“1- Türkiye siyasi ve idari yapısında demokratikleşmeyi sağlamak amacıyla köklü bir reformu öngörür.
2- Sadece devlet sistemini değiştirerek sorunların çözülemeyeceğinden hareketle, toplumun öz yeterliliğini esas alır.
3- Sorunların çözümünde geliştirilecek yöntemler için, yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma felsefesiyle hareket eder.
4- Halkın karar süreçlerine dâhil olması için demokratik katılımcılığı savunur ve tüm yerel birimlerde meclis sistemini esas alır.
5- Salt “Etnik” ve “Toprak” temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunur.
6- “Bayrak” ve “Resmi Dil” tüm “Türkiye Ulusu” için geçerli olmakla birlikte her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik öz yönetimini oluşturmasını öngörür.
7- Demokratik özerk yönetim, “bölge meclisi” olarak örgütlenir ve meclislerde görev alan kişiler de “bölge meclis temsilcisi” olarak tanımlanır. Meclis hem meclis başkanını hem de görevli olduğu alandaki işleri yürütecek yürütme kurulu üyelerini ayrı ayrı seçer. Başkan ve yürütme kurulu üyelerinin, meclisin aldığı kararların icrasından sorumlu olmaları öngörülür.
8- Bölgelerin her biri o bölgenin özel adı veya bölge meclisinin yetki sınırları içinde bulunan en büyük ilin adıyla anılacaktır.
9- Demokratik özerklik modelinde il valileri, hem merkezi hükümetin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulamakla görevlidir. Bakanlıkların taşra teşkilatları da aynı prosedüre tabi olacaklardır. İl Genel Meclisleri, Belediye ve Muhtarlıklar gibi diğer idari yapılar varlığını korumaya devam edeceklerdir.”

“Demokratik Özerklik Projesi” broşüründe, Türkiye’de Türkçe dışındaki farklı dillerin kullanımı önünde birçok yasal engel bulunduğu, İtalya’da Sardca, Almanca, Fransızca, Slovence dillerine, Avusturya’da Slovence, Hırvatça, Çekçe, Macarca, Sorabca dillerine, ABD’de İspanyolcaya, Finlandiya’da İsveççeye, Yunanistan’da Türkçeye çeşitli düzeylerde özerklikler tanındığı tespiti yapılıyor.

Avrupa Birliği'nin 2007 yılında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi açısından oluşturduğu belirtilen Valencia Deklarasyonu'na atıf yapılan broşürde, Avrupa çapında bölgesel yönetimlerin yetki ve mali kaynaklar bakımından güçlendirilmesi gerektiğini savunan Deklarasyonun, özellikle Avrupa Birliği bünyesinde bölgelerin artan önemine işaret ettiği ifade ediliyor.

Avrupa da tartışıyor ama...
1960'lı yıllardan bu yana tartışılmakla birlikte, özerklik ve bölgeselleşme konusuna özellikle 1990'lı yılların başında ilginin artmaya başlaması dikkat çekiyor. Başta Avrupa'da olmak üzere sayısız akademik çalışmaya konu olan bu başlıklar, Avrupa entegrasyonunun hız kazanması, entegrasyonun kıtada ulus-devletlerin geri plana çekilmesi, buna karşılık coğrafi, ekonomik, etnik ve kültürel olarak ayrılabilecek en küçük birimler olarak bölgelerin öne çıkması tez ve tespitleriyle tartışıldı.

Sovyetler Birliği'nin çözülmesi ve hemen ardından Doğu Avrupa'nın emperyalizme ve AB'ye entegre edilmesi perspektifi ile doğrudan ilişkili olduğu görülen “özerklik ve bölgeselleşme” konularının, siyasal-ideolojik çerçevesi ise demokratikleşme ve özgürleşme söylemiyle şekillendirildi. Oysa temel amaç, Doğu Avrupa'da ülkeler ve bölgelerin piyasaya entegrasyonu oldu. Bu entegrasyonu zorlaştıracağı düşünülen her türlü birlik dağıtılarak, Avrupa'da çok sayıda küçük devlet ortaya çıktı.

Eski kıtanın Batısında da İskoçya'dan Sardunya'ya Bask Bölgesinden Kuzey İtalya'ya çeşitli bölgelerinde özerklik farklı biçimleriyle yaşanır ve tartışmalara konu olurken, Belçika örneğinde görüldüğü gibi bu tartışmanın bir boyutunu bölünme oluşturdu.

Tahrik ve provokasyon diyen de var!
Meclis'teki parti sözcülerinin konuyla ilgili tepkileri, “Demokratik Özerklik” konusunda referandum öncesinde aynı yaklaşıma sahip olduklarını gösteriyor.

AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç'ın Baydemir'in gündeme getirdiği “Demokratik Özerklik”i, bir tahrik ve provokasyon söylemi olarak tanımlayarak, BDP’nin tahrik ve provokasyonlar için maşa olarak kullanıldığını açıkladı:

“PKK’nın yaptıkları gibi BDP’nin yapmakta oldukları da kışkırtmadır. Provokasyondur, anayasa karşı ‘hayır’ cephesinin dümen suyuna girip derin hesaplara hizmet etmeye devam etmektir.”

Avrupa'da özerk bölgeler
Avrupa'da resmi açıdan tanınmış, özerklik dereceleri ve biçimleri birbirinden farklı birçok özerk bölge bulunuyor: Finlandiya'nın Aland Adaları, Danimarka'nın Faroe Adaları, İspanya'da Galiçya, Bask ve Katalunya'nın öne çıktığı ayrı özerklik dereceleri bulunan 17 ayrı bölge, 1707 yılından sonra ilk kez 1999 yılında kendi parlamentosunu seçen İskoçya, İtalya'da özerk konumu bulunan ülkenin vergi gelirleri açısından en zengin bölgesi Güney Tirol, Portekiz'de Azor Adaları ve Madeira, Belçika'da üniter devlet statüsünden federal sisteme geçilmesiyle tanınan ancak Valon ve Flamanlarla eşit statüde olmayan Alman Bölgesi, Moldovya'da Gagavuz bölgesi, Ukrayna'da Kırım.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ise BDP temsilcilerinden bu yönlü açıklamalar gelmesini, AKP’nin başlattığı açılım sürecine bağlayarak, “26 yıldır terörün yapamadıklarını ne yazık ki AKP yaptı. Bu tür provokatif söylemlere ve bu söylemlerde bulunan kişilere dikkat etmek gerekir. Bu cesareti kimden aldılar? Hükümet, Habur’da terörist karşılarsa, bu ülkenin valisi, müsteşarı sınırda terörist karşılama törenine gelirse birtakım ayrılıkçılar da cesaretlenir. İşte o cesaretlendirilenlerden birisi de bu beyefendidir. Bu tür söylemleri gerginliği artırıcı buluyorum” şeklinde değerlendirdi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, “Dün bunu söyleyemiyorlardı, ama bugün bir belediye başkanı kalkıp bunu irade olarak ortaya koyabiliyor” diyerek “Demokratik Özerklik” ile ilgili söylenenlerin yeni olduğuna işaret etti ve partisinin çizgisini tekrarlayan bir açıklama yaptı:

Bu milletin tek bayrağı vardır, ay yıldızlı bayrak, tek bir cumhuriyeti vardır, o da üniterdir. tam bir bölücü düşüncenin yansımasıdır. Açılımın kimleri cesaretlendirdiği ortada. Hiç kimse bu milletin bayrağını ayıramaz. Bu görüş aslında başbakanın ‘Türkiye’de şu kadar etnik grup yaşıyor gerekirse eyalet olabilir’ görüşüyle paraleldir.”

Düzen siyasetçilerinin “yeni”, “kabul edilemez”, “bölücülük” çağrısı olarak değerlendirdiği, Baydemir'in “Demokratik Özerklik” talebini yeniden dile getirdiği sözleriyle alevlenen tartışmaya yazarlar da katıldı.

Ertuğrul Özkök Özal'ı hatırladı
Türkiye'nin federal bir yönetime gitmesinden yana olduğunu belirten Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, "Çünkü her federal bölgenin bir başbakanı olsun ve bu başbakanlar Türkiye'nin yönetimi için performanslarını yarıştırsınlar istiyorum. Her bölge kendi kültürünü, kendi hayat tarzını, tehdit altında hissetmeden yaşasın istiyorum" dedi.

Yazısında Turgut Özal'ı da hatırlatan Özkök,"Bakın rahmetli Turgut Özal, bundan 23 yıl önce “Federasyon dahil her şeyi tartışalım” dediği zaman, lafı ağzına tıkandı. Geldiğimiz nokta ise budur: Kayıp bir 23 yıl" ifadelerini kullandı.

Heper: İç savaşın eşiğine geldik
Milliyet gazetesi yazarı Doğan Heper Baydemir'in sözlerinin ardından kaleme aldığı yazısında iç savaşın eşiğine gelindiğini savunuyor. Baydemir'in "haddini aştığını" söyleyen Heper yazısında şu ifadeleri kullandı: "Baydemir bazı bölücülerin isteklerini açıkça ortaya koydu. “Güneydoğu’ya özerklik” verilsin, yani... Bölgesel parlamento olsun ve bölgede Kürt bayrağı dalgalansın istedi. Baydemir bunun sonunun ayrı bir “Kürt devleti” ve Kuzey Irak’la birleşip “Büyük Kürdistan” olduğunu şimdilik söylemiyor. Bir süre önce “özerkliği”, yani “bölgesel parlamento” ve “ayrı bir Kürt bayrağını” ağzına almayıp, zihninden geçirdiği gibi..."

Hasan Pulur önceden 'bilmiş'
Yine Milliyet gazetesi yazarlarından Hasan Pulur "Ben demiştim" dediği yazısında şu ifadeleri kullanıyor: "Biz bu yolun sonu “Bağımsız Kürdistan”a çıkar diyorduk ama, Baydemir şimdilik açık açık söylemiyordu. “Türk bayrağının yanında Kürt bayrağı da dalgalansa ne olur?” derken ne kadar romantik değil mi?"

Yazısında "Terörle bir yere varılamaz" söylemlerini de eleştiren Pulur, "Varılır, işte eser ortada" diyerek daha önce de "başkalarını kızdırmak pahasına varılacağını" söylediğini tekrarlıyor.

Ali Sirmen: Bravo Baydemir
Baydemir'in sözlerini çok beğendiğini ama parantez içinde kabul edilebilir demediğini belirten Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen, yazısında "Bravo Sayın Baydemir, işte doğru olan budur" dedi.

"Bazen, kimi davranış ve talepler size sempatik gelmese bile doğruyu dile getiriyorlarsa, yararlı ve takdire şayandırlar.Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, önceki gün Türk bayrağının yanında Kürt bayrağının da dalgalanacağı özerk Kürdistan istediğini, dobra dobra söylemiş" ifadelerini kullanan Sirmen, "Eğer Kürt sorununun varlığını kabul ediyorsak, oturup konuşacağız, tanımı konusunda anlaşacağız" dedi.

Taha Erdem: Anlamaya çalışalım
Radikal gazetesi köşe yazarı Taha Erdem "Baydemir'i anlamaya çalışalım" başlıklı köşe yazısında "Baydemir’in tanımladığı yerinden yönetim, 1995’de bir grup arkadaşla ‘Demokratik Cumhuriyet Programı’nda tanımladığımızdan daha özerk değildir. Okuyucularım öneriye önyargısız bakmalıdırlar" dedi.

Yazısında "Kürtlerin demokratik özerklikte ısrar etmelerini, birlikte yaşamak istediklerinin kanıtı olduğundan, soruna kuşkuyla yaklaşan bütün yurttaşlarımıza güven verebilir" ifadelerini kullanan Erdem, geçen Haziran'dan bu yana sık sık dile getirilen bu öneriyi, aşırı Kürt ayrılıkçılarının beğendiklerini sanmadığını belirtti. Baydemir'in Avrupa Yerinden Yönetimler Özerlik Şartı’nın öngördüğü, bütün uygar ülkelerdeki yönetim modelini anlatmakta olduğunu belirten Erdem, konuşmaların içeriğini irdelemek, tartmak, karşı öneriler geliştirmek yerine konuşanı suçlama alışkanlığını sürdürenler olduğunu savundu. Baydemir’in söylediklerinin yanlış değil eksik olduğunu vurgulayan Erdem "Ben onları Kürt açılımına destek olarak değerlendiriyorum onun sözlerini anlamaya çalışmayı yararlı görüyorum! Teröre takılıp kalmayalım, sorunu hızlı çözmek için adım atalım" dedi.

(soL-Haber Merkezi)