Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Meclis'te "açılım" tartışmaları

Meclis'te "Demokratik Açılım" üzerine yapılan oturumda, projenin ortaya atılışının üzerinden yaklaşık beş ay geçmesine karşın projenin sahibi AKP hükümeti içeriğe dair yine konuşamadı.

Yayın Tarihi: 14.11.2009 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

10 Kasım'da Meclis'te büyük tartışmalara neden olan "Demokratik Açılım" önergesi öngörüşmelerinin ardından dün, önergenin genel görüşmesi gerçekleştirildi. AKP hükümeti adına "Demokratik Açılım" çalışmalarının koordinatörü sıfatıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kürsüye çıktığı Genel Kurul'da, DTP adına Ahmet Türk, CHP adına Deniz Baykal, MHP adına Devlet Bahçeli ve AKP grubu adına da Başbakan'ın siyasi danışmanı Adana Milletvekili Ömer Çelik konuştu.

"Demokratik Açılım" paketinin 10 Kasım'da Meclis gündemine getirileceğinin ilanı, içeriğin açıklanması konusundaki kamuoyu beklentilerini yükseltmesine rağmen, dünkü oturumda AKP hükümetini temsilen yapılan konuşmalarda Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerine değinilmezken, "Kürt" sözcüğünün kullanılması konusunda da oldukça "tutumlu" davranıldığı gözlendi.

Yine de, kamuoyunda, 89 yıllık tarihi boyunca TBMM çatısı altında Kürt sorununun ilk kez tartışılmasının ve herkesin kendisini ifade etmesinin "tarihi" bir adım olduğu yorumunda ortaklaşılırken, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından açıklanan başlıkların soruna teğet geçtiğine ve PKK'nin silah bırakmasını sağlayacak somut adımlar atılmamasına dikkat çekenler olduğu kadar, açılımın bir süreç olarak tariflenmesi ve somut adımların devamının geleceğine inanılması gerektiğini belirtenler de oldu.

Ahmet Türk: Sorun Türk-Kürt çatışması değildir!
Beşir Atalay'dan sonra kürsüye çıkan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, konuşmasını salondan herhangi bir müdahaleyle karşılaşmaksızın tamamlarken, sonrasında yapılan yorumlar konuşmanın kapsayıcılığına ve kamuoyunda genel olarak olumlu karşılandığına işaret eder nitelikteydi.

Ahmet Türk, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren ve etkilemekte olan, son derece ciddi bölgesel ve küresel gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçildiğine işaret ederek, böylesi bir dönemde ismi konulamamış olsa bile, Kürt sorunu gibi temel bir sorunu Meclis çatısı altında tartışmayı önemli bulduklarını belirtti.

Türkiye kamuoyunun, Kürt sorunu ile ilgili yaşanan bütün gerçekleri bilmeye hakkı olduğunu vurgulayan Türk, "sorun bir Kürt-Türk çatışması değildir. Sorun, Kürtler başta olmak üzere vatandaşlarına demokrasiyi, özgürlükleri çok gören, resmi devlet ideolojisi sorunudur. Bu ülkede demokrasi ihtiyacı olan sadece Kürtler de değildir. Ülkede Türk kavramı ve millet tanımı bile, bu resmi ideoloji tarafından, özünden boşaltılmıştır" dedi. Türkler ve Kürtleri bir arada tutan yeterince ortak değerin olduğuna ve var olmaya devam edeceğine işaret eden Türk, "hiç kimsenin bayrakla, sınırlarla bir sorunu yoktur, olmaz. Ülkenin ortak dili Türkçedir, Türkçe olmaya devam eder. Hatta kendi anadilinde eğitim yapacak olanlar için, Türkçe ortak iletişim dili olarak korunur" diye konuştu.

Kürt sorununun, dış politikadan bağımsız ele alınmasının mümkün olmadığını, farklılıkların inkarı ve demokrasi yoksunluğunun ülkeyi uluslararası sistemin sömürüsüne ve istismarına açık hale getirdiğini vurgulayan Ahmet Türk, "yıllardır emperyalizme karşı mücadele ettiğini sananların bir çoğu bile, Kürt sorununa yaklaşımdaki hatalar nedeniyle bunların değirmenlerine su taşıdığını fark etmedi. Bazıları da ülkelerinin birliğini koruma adı altında, yapılan hataların Türkiye'yi adım adım bunlara teslim ettiğini göremedi" diye konuştu. Kürt sorununu çözen bir Türkiye'nin, hem kendisine hem de Ortadoğu'ya yönelik dış müdahaleleri büyük oranda etkisiz hale getireceğinin altını çizdi.

Çözüm sürecinin yeterince ilerleyememesini "eski zihniyetten bir kopuş yaşanmaması"na bağlayan ve AKP hükümetinin "Kürt Açılımı" adıyla başlatıp sonunda "Milli Birlik Projesi" adında karar kıldığı sürecin çözüm zihniyetinden uzak olduğunu söyleyen Türk, "1980 askeri darbesinin ürünü cunta anayasasını değiştirmeyi bile gündemine alamayan bir çözüm yaklaşımı, önceki inkar yaklaşımlarından, özü itibariyle ne kadar farklı olabilir? Hükümetin amacı, sorunu kalıcı bir şekilde ve bütün demokratik hakları hayata geçirerek çözmek midir, yoksa bu sorunla bir müddet daha yaşamaya devam etmek, yani sorunu 'katlanılabilir' bir düzeye çekmek midir? Hükümet ve muhalefeti, kandırma, aldatma politikalarını bir kenara bırakarak, sorunu ciddiyetle ele almaya çağırıyoruz" dedi.

Ahmet Türk ayrıca, sorunların çözümüne ilişkin ciddi bir yaklaşım gözlenirse, "silahların üç ay içinde Türkiye'nin gündeminden çıkacağı"nı savundu.

MHP ve CHP: Değişen bir şey yok...
"Demokratik Açılım" projesinin hükümet tarafından gündeme getirilişinin başlangıcından bugüne, AKP hükümetini ülkeyi bölünmenin eşiğine getirmekle ve PKK ile müzakerede bulunmakla suçlayan, yürüttükleri muhalefetin dozunu, açılım hakkında hükümetle ya hiç görüşmemeyi ya da belli koşullar öne sürerek görüşmeyi gündeme taşıyarak artıran MHP ve CHP'nin ise tavrını değiştirmediği görüldü. Dikkati çeken bir diğer konu, MHP ve CHP'nin, açılımın tam içeriğinin açıklanması konusunda beklenti içerisinde olmadıkları, dahası, hükümeti bu açıdan "sıkıştırmayı" tercih etmemeleriydi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "ilk kez 1920'de başlayan tarihi uluslaşma projesini tersine çevirmeye yönelik, ulus devlet kimliğini tahrip etmeyi yönelik açılımlar, hükümet eliyle TBMM gündemine taşınmıştır" diyerek oturumun, kelimenin olumsuz anlamıyla "tarihi" olduğunu ifade etti.

"Demokratik Açılım" sürecinin gizli yürütüldüğünü ve hükümetin PKK ile dirsek temasında bulunduğunu söyleyen Baykal, "terörle mücadele edilir, müzakere edilmez" dedi. Baykal, dünyada hiçbir hükümetin, ne İngiltere'nin ne İspanya'nın elinde silah olan bir örgütle müzakere ettiğini, dünyada ilk kez bir hükümetin kendisine silahı doğrultuğu ve doğrultmaya devam edeceğini ilan ettiği halde silahlı bir örgütü muhatap aldığını söyledi.

Baykal, zaman zaman DTP sıralarından tepkilerle karşılanan konuşmasında, "elbette herkes kendi kimliğine sahip olacak ama o kadar. Bizim bir devletimiz var. Devletimizin adı Türk Devleti, milletimizin adı Türk milleti. Bu, etnik dayatma deniliyor. İnsaf ediniz, bu etnik dayatmayı, Türkiye'de Çerkezler, Araplar, Arnavutlar hissetmiyor. Milyonlarca Kürt kökenli vatandaşlarımız hissetmiyor da PKK hissediyor diye, biz de öyle hissetmek zorunda mıyız? Buradaki Türk milleti sözü, etnik bir anlam taşımaz, bu bize dünyanın verdiği bir addır. Bize Türk diyorlar. Türk derken, Kürdünü, Arabını ayırmadan diyor. 'Türkler Ermenileri kesti' diyorlar. Bunu derken, onlar acaba Kürtler kesmedi de etnik Türkler kesti mi demek istiyor, ne alakası var" ifadelerine yer verdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de henüz konuşmasının başında, Meclis'in 89 yıllık tarihinin en talihsiz gününün yaşandığını söyleyerek, aylardır "Demokratik Açılım" projesine ilişkin partisinin yürüttüğü politikanın sürdürüleceğine ilişkin ilk işareti vermiş oldu. AKP hükümetinin terörle mücadele yerine müzakere ve mütareke sürecini başlattığını söyleyen Bahçeli, "bugün yüce Meclisin önüne PKK açılımıyla çıkan AKP hükümeti, 7 yıllık iktidarı dönemindeki acz ve zafiyetlerden sonra PKK’ya teslim olma noktasına gelmiştir" diye konuştu.

Kimliklere yönelik bir baskıdan söz edebilmek için vatandaşların sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Anayasaya bakılması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "bugün gerçekten de iddia edildiği gibi ülkemizin bir bölümünde bir eşitsizlik var ise bu, yılların ihmaliyle oluşmuş yokluk ve yoksulluğun neden olduğu mahrumiyettir" diyerek, bir demokrasi sorunu ve özgürlük eksikliği varsa bunun önündeki engellerin devlet yapısı ve yasalarla ilgili olmadığı iddiasında bulundu.

Başbakan metne sadık kalmazsa...
Konuşma metnine sadık kaldığında "daha demokratik" göründüğüne, metinden bağımsız konuştuğunda ise bilindik üslubunun ortaya çıkışına şahit olunan Başbakan Erdoğan, "Demokratik Açılım" konusunda muhalefete iş birliği çağrısında bulunmaktan ve yurttaşların merakla beklediği somut adımlar silsilesini açığa sermekten çok, partisinin icraatlarını anlatan ve seçim dönemlerini hatırlatırcasına muhalefetle polemik yürüten bir tablo ortaya koydu. Cumhuriyeti sahiplenici vurguları fazlasıyla içeren konuşmasında Erdoğan, henüz kurulduğunda dahi farklı etnik kökenlerden vekilleri aynı çatı altında birleştirmeyi başaran Meclis'in 89 yıllık tarihinin gerisine düşülemeyeceğini söyledi.

Başbakan, son dönemde çeşitli platformlarda yaptığı konuşmalardan farklı ve yeni herhangi bir unsur barındırmadığı gözlenen konuşmasında, açılımın hedefinin yalnızca Kürt sorunu olarak algılanmasının yanlış olduğunu vurgulayarak, "hedef milli birlik ve kardeşlik projesidir. Öncelikli sorun terör sorunuyla mücadeledir. Etnik unsurların sorunuyla mücadeledir. Kürt sorunu var, Türk, Laz, Roman, hepsinin sorunları var. Azınlıkların, inanç gruplarının da sorunları var" dedi.

Açılım konusunda hükümetin muhatabının muhalefet partileri değil millet olduğu yönündeki ifadesiyle, hükümetin bundan böyle muhalefetle bağını tümden koparma kararını da deklare eden Başbakan Erdoğan, "muhatabımız millettir. Destek veren olur, vermeyen olur. Biz bugün milletimizin vekilleri huzurunda bunu konuşuyoruz, yarından itibaren de milletimize gidiyoruz. 81 vilayete gideceğiz. Sivas'ın ötesine gitmeme gibi kaygımız yok. Aksini iddia edenler, eskiyi önerenler, 'bırakın bu yara açıkta kalsın, kanama devam etsin' demiş olmuyorlar mı? Aklın ve vicdanın, demokrasinin yolu bu değil" diye konuştu.

"Demokratik Açılım"a karşı duran kesimleri sınıflandıran ve ilk grupta açılımın içeriğini bilmeyenlerin yer aldığını, bu kesimlerin her ilde düzenlenecek toplantılarla ikna edileceğini söyleyen Erdoğan'ın CHP ve MHP'yi kastederek "sorundan rant üretenler" diye nitelendirdiği ikinci gruba yönelik "şiddet ve şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapanlar var. 'Şehitler gelsin de biraz daha bağıralım' diyenler var" sözlerine tepki gösteren CHP grubu salondan ayrıldı. Bunun üzerine Erdoğan, "izleyici tribününü buraya getirenler bunlardır" diyerek Meclis'teki protesto gösterisinin CHP tarafından organize edildiği yönünde suçlamada bulundu.

"Açılım"dan sızıntılar...
Genel Kurul'da dün ilk konuşmayı yapan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "Demokratik açılım üniter yapımızı, birlik ve bütünlüğümüzü bozacak hiçbir unsur ihtiva etmemektedir. Demokratik açılım kapsamında aldığımız ve almakta olduğumuz tedbirlerin sadece bir kısmıdır. Burada kesinlikle nihai bir liste söz konusu değil, olamaz da. Biz demokratik açılımı ucu kapalı bir paket olarak değil, dinamik bir süreç olarak görmekteyiz. Açılımın sloganı, herkes için daha fazla özgürlük" diyerek ve Anayasa'nın ilk üç maddesinin kesinlikle değiştirilmeyeceği kaydını düştükten sonra birtakım adımları şöyle sıraladı:

"- İnsan haklarını korumaya yönelik yeni denetim mekanizmaları kurulacaktır. Bilindiği gibi Anayasamızın 10. maddesi her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır.

- Bu hükmü izleyecek bağımsız bir mekanizmanın oluşturulması, insan haklarının yükselmesine büyük katkı sağlayacaktır. Bu nedenle bağımsız bir ayrımcılıkla mücadele komisyonu kurulacaktır. Yasa tasarısı yakında TBMM’ye gönderilecektir.

- Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, bağımsız bir mekanizmaya dönüştürülecektir. Bu yeni kurum da, insan hakları ihlallerini denetleyecektir. Bu kanun tasarısı da Meclisimize sunulacaktır.

- İşkence ve kötü muamele karşısında, işkenceye karşı BM sözleşmesinin, ihtiyari protokolünün onaylanmasına dair kanun tasarısıdır.

- İhtiyari protokolün onaylanması takiben en geç bir yıl sonra Ulusal önleme mekanizması kurulacaktır.

- Başta insan hakları ihlalleri olmak üzere, kolluk hakkında şikayetlerin izlenmesi ve sonuçlandırılmasına yönelik bir mekanizma kurulacaktır.

- Bağımsız kolluk şikayet mekanizması, bir yandan işkencenin önlenmesine diğer yandan da güvenlik güçlerimizin haksız yere eleştirilmesinin önüne geçecektir.

- İsimleri değiştirilen yerleşim birimlerine eski isimlerinin verilmesine imkan sağlanacaktır."

(soL-Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.