Kritik davaların bilirkişi raporlarına bir de bu gözle bakın: Özel yetkili bilirkişiler

TÜBİTAK raporuna rağmen Odatv sanıklarının tahliye talebini reddeden kararının ardından, bilirkişi raporları tekrar tartışma konusu oldu. Peki son yıllarda Türkiye'yi sarsan davaların bilirkişi raporlarını kimler, nasıl hazırlıyor?
Cumartesi, 08 Eylül 2012 18:19

Tübitak raporuna rağmen Odatv sanıklarının tahliye talebini reddeden kararın ardından, bilirkişi raporları tekrar tartışma konusu oldu. Barış Terkoğlu son yazısında oldukça önemli verilerle, son yıllarda Türkiye'yi sarsan davaların savcılar tarafından istenen bilirkişi raporlarının hep aynı kişiler tarafından hazırlandığını gösteriyor. İşte Terkoğlu'nun çarpıcı yazısı:

Odatv Davası’nda geçtiğimiz hafta gelen TÜBİTAK raporu kamuoyunda çok tartışıldı. Raporun içeriği ve bilimsel değeri olumlu ya da olumsuz eleştiri konusu yapıldı. Daha önce de Odatv davası avukatlarının Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Yıldız Teknik Üniversitesi ve ABD’li bir adli bilişim laboratuarından aldıkları rapor tartışılmış, mahkeme heyeti ise sanıkların aldıkları raporların bilimsel mütalaa sayılamayacağına hükmetmişti. Biz bambaşka bir soru soralım: özel yetkili savcılar nasıl bilirkişi raporu alıyorlar? Önemli iddialarını kimlerin yazdığı raporlara dayandırıyorlar? Onların elindeki raporların bilimsel değeri var mı?

Meseleyi takip edince çok ilginç bir sonuç çıkıyor.

BİLİRKİŞİLİK MEVZUATI

Türkiye’de özel yetkili mahkemelerin uygulamalarıyla önemsizleşse de önce mevzuattan söz edelim.

Davalarda kimlerin bilirkişi olarak gösterilebileceği CMK’nın 64. maddesinin 1. fıkrasında şöyle tanımlanıyor:

“Bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler, yalnız bulundukları il bakımından yapılmış listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de bilirkişi seçebilirler.”

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise şu istisnadan söz ediliyor: “atama kararında, gerekçesi de gösterilmek suretiyle, birinci fıkrada belirtilen listelere girmeyenler arasından da bilirkişi seçilebilir.”

Odatv iddianamesinin 1. ek klasöründe Savcı Zekeriya Öz’ün soruşturmanın başlangıcında görevlendirdiği bilirkişi heyetine ilişkin yemin tutanakları var. 143 ve 148 sayfaları arasında yer alan tutanaktan görevlendirilen Bekir Peker, İsa Akyüz, Muhammed Bağdat, Hüseyin Koçer, Kemal Gökbaş, Cengiz Koçak isimli polislerin yeminlerinin Savcı Zekeriya Öz ve zabıt katibi nezaretinde 18 Şubat 2011 günü yani Odatv soruşturmasında ilk tutuklamaların gerçekleştiği gün alındığı anlaşılıyor.

BİLİRKİŞİ LİSTESİNDE YOK

Peki bu isimler yasanın 1. fıkrasında belirtildiği gibi il adli yargı adalet komisyonu tarafından oluşturulan bilirkişi listesinde yer alıyor mu? Hayır. Anlaşılan Zekeriya Öz, bu liste dışından bir atama yapmaya karar vermiş. Peki adı geçen polisler İstanbul’da mı görevli? Hayır. Ankara’da görev yapıyorlar. Peki söz konusu polisler bilişim şubesinde mi görevli? Hayır. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nda görevli polisler.

Sonuçta kanun önceliği il adli yargı adalet komisyonuna vermek üzere savcıya istediği kimseyi atama yetkisi veriyor. Savcı Öz buna dayanarak Ankara Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesinden adı geçen polisleri bilirkişi olarak atamış.

Peki yasanın ikinci maddesinde açıkça söylediği gerekçe belirtmiş mi?

Hayır. Açıklanan metinde neden resmi bilirkişi listesi ve il dışı seçim yapıldığına ilişkin hiçbir gerekçe göremiyoruz.

Savcı Öz söz konusu kişilerin herhalde ismini beğendi diyerek devam edelim.

AYNI KİŞİLER

Sadece bu kadar değil, aynı klasörün 206-207 sayfalarında daha sonra gözaltına alınan aralarında Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Müyesser Yıldız, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de bulunduğu 11 kişinin bilgisayarlarını inceleme yetkisi de aynı isimlere veriliyor. Bilirkişiler bu kez yemin için çağrılmıyor “önceki yeminleri tahtında” ifadesiyle yeminlerinin kapsamı genişletiliyor.

Aynı klasörün 528-543 sayfaları arasında Odatv avukatlarının aldığı Boğaziçi Üniversitesi raporunun değerlendirilerek eleştirildiği bir başka bilirkişi raporu daha var. Söz konusu raporda da sözünü ettiğimiz 6 kişinin imzası var.

Sanırız anlaşıldı. Savcılık bilgisayar dijitalleri üzerine bir çalışma yapmak istediğinde Odatv davası süresince hep bu 6 polise başvurmuş. Üstelik görevlendirilecek personeli emniyetin takdirine bırakmamış, bu 6 kişiyi bizzat adını söyleyerek istemiş. (Belki de unutuldu ama ben savcının isim vererek yaptığı bu talebe emniyetin yanıtını dava belgeleri arasında bulamadım)

Şaşırtıcı olanı, İstanbul’da tutuklamaların olduğu gün Ankara’da görevli bu polisler İstanbul’a gelip savcının huzurunda yemin etmişler. Devlette alışık olmadığımız bu hızı not ederek devam edelim.

YALNIZ ODATV DEĞİL BALYOZ DA

Peki diğer tartışmalı delillerde durum ne?

Balyoz Davası’ndan başlayalım…

29 Ocak 2010 tarihinde Mehmet Baransu’nun teslim ettiği Balyoz Davası CD’lerinin imajlarının alınması için soruşturma savcısı Bilal Bayraktar’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğünden uzman talep etmesi üzerine, görevlendirilen Ramazan Akkan ve Ahmet Ekim’e savcılıkça ertesi gün yemin ettiriliyor. 30 Ocak’ta Akkan ve Ekim imajları alarak savcıya teslim ediyorlar.

Her iki ismin de ortak bir özelliği var. Hem Akkan hem Ekim kurallara uygun şekilde İstanbul İl Adli Komisyon Bilirkişi listesinde.

2010 Yılı İstanbul İl Adli Komisyonu Bilirkişi Listesinde Akkan ve Ekim

res_1.jpg

Ancak savcılık nedense bu kişilere CD’lerin incelemesini yaptırmıyor. Sadece imajlarını aldırıyor. Oysa görüldüğü gibi bu isimler söz konusu listede CD’leri inceleyebilecek yeterliliğe sahip isimler arasında yer alıyor.

Meselenin ilginç bir yanı daha var. Bu imajlar, yani söz konusu adli komisyon bilirkişi listesinde yer alan isimlerin alınanlar, sanıklar talep etmelerine rağmen kendilerine verilmedi. Sanıklara verilenler daha sonra 28 Mayıs 2010 tarihinde aldırılan imajlar. Bu ayrıntıyı da not ederek devam edelim.

AYNI POLİSLER YİNE KARŞIMIZDA

Savcılık Balyoz Davası’na konu olan CD’leri TÜBİTAK’ta ve poliste inceletiyor.

TÜBİTAK’ta inceleyerek tartışmalı raporu yazan isim Hayrettin Bahşi. O da il adli komisyon listesinde yer almıyor.

Savcı Bİlal Bayraktar’ın rapor hazırlaması için 1 Şubat 2010 tarihinde imajları teslim ettiği polisler biraz tanıdık: Bekir Peker, İsa Akyüz, Muhammed Bağdat ve Cengiz Koçak.

Savcı Bilal Bayraktar da İstanbul İl Adli Komisyonu Bilirkişi listesinde bilişim suçları ve CD incelemesi konusunda 65’i Emniyet Müdürü ve Polis olmak üzere 156 bilirkişi bulunurken, başka bir ilden, İl Adli Komisyonu Listesinde olmayan ve bilişim suçları ile ilgisi bulunmayan bir birimden bilirkişi seçiyor. Bayraktar da buna dair hiçbir gerekçe belirtmiyor. Üstelik yine bu isimleri Emniyet Müdürlüğü önermiyor, doğrudan savcı kendisi belirleyerek talep ediyor.

res_2.png
Savcı Bayraktar’ın resmi talep yazısı

Bu kadar da değil, Savcı Bilal Bayraktar alacağı yanıttan öyle emin ki Emniyet Genel Müdürlüğü cevap vermeden aynı gün söz konusu bilirkişilere yemin ettirerek Balyoz Davası’na konu olan imajları aynı gün teslim ediyor:

res3.png
Savcı Bayraktar’ın polislerden İsa Akyüz’e ettirdiği yemin tutanağı

Balyoz Davası’nda gördüğümüz durumu şöyle özetleyelim:
res_4.jpg

Acaba bu kadar açık yapılan ihlalin sebebi nedir?

GÖREVLERİNİ DOĞRU YAPIYORLAR MI

Bir soru daha soralım. Bu polisler İstanbul’da görevli olmasalar da, Ankara’daki resmi bilirkişi listesinde yer almasalar da, Bilişim Şube’de değil de KOM’da görev yapsalar da yine de görevlerini tam yapıyorlar mı?

Sizi ayrıntılara boğmadan bir örnek vereyim.

Söz konusu bilirkişilerin Balyoz Davası’nda hazırladıkları ilk rapor 17 Şubat 2010 tarihli. Bu raporda bilirkişiler kendilerine teslim edilen CD’lerdeki çelişkilere ilişkin hiçbir mütalaada bulunmuyorlar. Teslim aldıkları CD’lere ilişkin teknik bilgiler veriyorlar.

Savcının talebi üzerine 21 Haziran 2010 tarihinde ek rapor hazırlanıyor. Bu ikinci raporun ikinci sayfasında şu yazıyor:
dfhjhgffgjh3.png

Bu ne demek diyeceksiniz? Savcının seçtiği bilirkişiler diyor ki dosyaların hazırlandığı Word ve Powerpoint programlarının sürümü (yani word 9.0 ve word 10.0 ile Powerpoint 4.0 ve Powerpoint 10.0) 2003 yılında kullanılan sürümler.

Peki savcıların özel yetkili bilirkişilerinin yaptığı bu yorum doğru mu? Yani söz konusu dosyalar 2003 yılında kullanılan sürümlerle mi hazırlanmış?

Aynı belgelere ilişkin Yıldız Teknik Üniversitesi Profesörü Coşkun Sönmez hazırladığı raporda şunu söylüyor:

“1. Toplam 80 adet dosyanın CD’lerin hazırlanma tarihînden sonraki yıllarda kullanıma sunulan programlarla hazırlandığı veya CD’lerin hazırlandığı tarihlerde bulunmayan olanakları içerdiği anlaşılmaktadır.

2. 11. ve 17. CD ler ancak 2007 yılı içerisinde ya da daha sonra, geçmiş tarihli olarak hazırlanmış olabilir, daha önceden hazırlanmış olmaları mümkün değildir.”

İstanbul İl Adalet Komisyonunca adli bilirkişi listesine seçilmiş Yeminli Bilirkişi Tevfik Koray Peksayar tarafından hazırlanan 27 Mart 2012 tarihli raporun 19’uncu sayfasında ise şunlar yazıyor:

“11 Numaralı CD Üzerinde İncelenen Belgeler

Microsoft Office Open XML standardının 2006 yılında son halini aldığı için daha eski yıllardaki Power Point yazılım sürümleri bu dosya tipini oluşturamamaktadırlar.

Aşağıda listesi bulunan 48 dosyadan 47'sinin Office 2007 ve sonraki sürümlerinden biriyle uyumluluk kipinde oluşturuldukları veya kaydedildikleri, bu girdiler ve son değişiklik tarihleri incelendiğinde söz konusu yazılımın sürüm yılı ve oluşturulan dosyaların son değişiklik tarihleri arasında tutarsızlık olduğu tespit edilmiştir.”

Amerika Birleşik Devletlerinde adli bilişim konusunda uzman bir kuruluş olan “ARSENAL CONSULTING” şirketi tarafından hazırlanan 21 Mart 2012 tarihli raporun 9’uncu sayfasındaki sonuç bölümünde ise şunlar yazıyor:

“Arsenal 11 ve 17 numaralı CD’lerde bulunan en az 76 dokümanın tarih ve zamanlarında sahtecilik yapıldığı sonucuna varmıştır. Arsenal, aynı zamanda, 11 ve 17 numaralı CD’lerin oluşturma tarih ve zamanlarında sahtecilik olduğu sonucuna da varmıştır.

Son kayıtlarının yapılmasının akabinde 2003’de CD’ye kaydedilmiş gibi görünen dokümanların, Office 2007’den önce mevcut olmayan XML şemalarına ve Calibri yazı karakterlerine referanslar taşıması mümkün değildir.

11 ve 17 numaralı CD’lerin oluşturulma tarihi, en erken 2006 ortası olabilir. Arsenal, şu ana kadar saptadığı delillerde yapılan oynamalar nedeniyle, 11 ve 17 numaralı CD’lerki tüm dokümanların orijinalliği hakkında ciddi bir endişe taşımaktadır.”

SEHVEN Mİ ŞEHVEN Mİ

Balyoz Davası delillerinin temelinde, belgelerin 2003’de mi sonra mı üretildiği sorusu var. Sonuçta davanın temelini oluşturan bu soruya savcıların keyfi atadıkları bilirkişiler ya bilgisizliklerinden ya da kasıtlı olarak yanlış cevap veriyorlar. Belki de savcının beklediği cevabı veriyorlar demek daha doğru olur.

Ama bu sorunun yanıtını da burada verelim…

Söz konusu raporları hazırlayan bilim adamları belgeleri incelerken “EnCase” isimli programı kullanıyor. Polis bilirkişileri de inceledikleri bilgisayarlarda bu programı kullanıyorlar.

Balyoz belgeleri üzerine bu programın verdiği basit ekran çıktısını buraya koyalım:

res_6.jpg
Encase programının örnek dosya üzerinde verdiği ekran çıktısı

Sanırım sağ alt köşedeki “ppt12” yazısı açıkça görülüyordur. Bu, söz konusu belgelerde Powerpoint programının 2007 yılında üretilen 12. sürümünün kullanıldığı anlamına geliyor. Yani kullandıkları Encase programı ile savcının atadığı bilirkişilerin bunu tespit edememesi mümkün değil. Bu durumda kasten mi yoksa sehven mi davanın en kritik sorusuna yanlış cevap verildiğini söylemeli?

Şimdi sizi daha da şaşırtacak bir tesadüften söz edelim…

TÜM DAVALARDA ONLAR VAR

Yalnız Odatv ve Balyoz davaları değil Ergenekon Davası da dijital delillerle sıkça gündeme geldi. O davada da dijital delillere ilişkin çelişkiler konuşuldu.

Örneğin Mustafa Balbay bilgisayarında yapılan manipülasyonu davada sıkça anlattı. Şimdi sizi Balbay’ın bilgisayarına dair polis bilirkişisinin verdiği raporun son sayfasına götürelim:

res_7.jpg
Mustafa Balbay’ın bilgisayarına dair raporun imza bölümü

Yine tartışılan dijital delillerin bir başka sahibi Ergenekon Davası sanığı Hasan Ataman Yıldırım’ın bilgisayarının incelemesini yapan polislerin kimler olduğuna bakalım:

res_9.png
Hasan Ataman Yıldırım’ın bilgisayarına dair raporun imza sayfası

Poyrazköy davası sanıklarından elde edildiği iddia edilen dijital delillerin incelemesini yaptırmak için savcıların talep ettiği isimlerin listesine o dava belgelerine giderek bakalım:

res_10.png
Poyrazköy Davası dijital delillerinde savcının inceleme talep yazısı

Ya da Amirallere Suikast Davasında dijitallerin incelenmesi için savcılığın talep ettiği polislerin listesine:
res_12.png
Eskişehir belgelerine ilişkin Savcı Hüseyin Ayar huzurunda hazırlanan yemin tutanağı

Ya da her davaya kaymak teşkil eden Gölcük aramalarında elde edilen dijital verilerin teslim belgesine:
res_13.jpg
Gölcük aramaları belgelerine ilişkin polis raporunun imza bölümü

Davalar çoğaldıkça örneklerde çoğalıyor. Burada duralım...

BİLMEZKİŞİLERE YAKIN BİLİRKİŞİLERE UZAK

Söylemek istediğim şu, son dönem davalarda sanıklara yapılan suçlamaların ana dayanağı bilgisayarlardan elde edilen dijital deliller. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılarının el koyduğu dijital delilleri doğal olarak İstanbul İl Adalet Komisyonunca her yıl tespit edilen adli bilirkişi listesindeki yeminli bilirkişilere incelettirmesi gerekiyor. Eğer İstanbul’dakileri yeterli görmüyorsa bir başka ildekilere. Ya da özel bir uzmanlık alanı gerekiyorsa gerekçe bildirerek seçtiği kimseye. Ancak Özel Yetkili Cumhuriyet Savcıları bunu yapmıyorlar. Yukarıda önemli bir kısmını verdiğim örneklerde olduğu gibi, resmi bilirkişilerden özellikle uzak duruyorlar. Her soruşturmada Emniyet’e yazı yazarak polisteki aynı isimleri seçiyor ve dijital delillerin bu kimselere inceletilmesini istiyorlar. O kadar eminler ki Emniyet yanıt vermeden aynı gün söz konusu isimleri çağırarak yemin ettirip dijital verileri teslim ediyorlar.

Özel yetkili savcıların seçtiği bu “özel bilirkişiler” ise bilimsel içeriği örneklerde görüldüğü gibi tartışmalı raporlar hazırlıyorlar. Dijital delillerdeki açık çelişkilere, sanıkların lehine olan ve süreci açıklığa kavuşturacak olgulara kesinlikle raporlarında yer vermiyorlar. Hatta açıkladığımız örnekte olduğu gibi gerçekdışı beyanla sehven ya da kasten gerçeğe ulaşılacak yolları tıkıyorlar.

20 AYIN DÖKÜMÜ

Odatv Davası’nda da böyle bir klasik yaşandı. Sanıkların tamamının bilgisayarlarını Savcı Zekeriya Öz’ün seçtiği bu “özel yetkili bilirkişiler” inceledi. Ortaya koyduğu ilk raporlar yalnızca bilgisayarlardan elde ettiği delillerin teknik bilgilerinden ibaretti. Son TÜBİTAK raporunun yeterliliği tartışılsa da söz konusu delillere ilişkin somut çelişkiler savcının seçtiği bu bilirkişiler tarafından kesinlikle ele alınmadı.

Bunun üzerine Odatv avukatları Boğaziçi Üniversitesi’ne başvurarak bilgisayarlarının bilimsel incelemesini yaptırmak istediler. Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi söz konusu incelemeyi yaparken Savcı Zekeriya Öz ilginç bir hamle yaptı. Ahmet Şık’ın kitabına dair aldığı toplatma kararıyla Boğaziçi Üniversitesi’nden imajlar üzerindeki incelemeyi durdurmasını ve dijital verileri kendisine teslim etmesini istedi. Savcının dediğini yapmak durumunda olan üniversite, bilirkişi raporunu doğrudan dijital verilerden değil bunların çıktıları üzerinden yapmak zorunda kaldı. Boğaziçi’nin hazırladığı rapora savcılık ilginç bir tepki verdi. Bu raporu daha önce seçtiği polislere göndererek dijitaller üzerinden hazırlanmadığı için bilimsel kabul edilemeyeceğine dair rapor hazırlattı. Oysa dijitallere el koyarak bilimsel bir raporun çıkmasını engelleyen de bizzat savcılığın kendisiydi. Bunu engellediği gibi soruşturma boyunca sanıkların tüm taleplerine rağmen uzmanlara bilimsel inceleme yaptırmadı. Seçtiği polisler ise bilgisayarlarda virüs olup olmadığına ya da belgelerin hiç açılıp açılmadığına dair basit sorulara yazdıkları raporlarda yer vermedi. Değeri tartışılsa da bilimsel sorumluluğu olan ilk rapor sanıkların tutukluluğunun 20. ayında mahkemenin kararıyla alınabildi.

Sonuçta söylemek istediğim şu…

Bugün Odatv davası dahil bütün kritik davalarda dijital deliller ve bunlara ilişkin çelişkiler tartışılıyor. Savcılar el koydukları bilgisayarlardaki belgeleri uzmanlığı tartışılmaz isimlere inceletmekten kaçınıyor. Bunun yerine “özel seçtiği” polislere kendi beklentilerine uygun raporlar aldırıyor. Elindeki delilleri de yıllarca sanıklardan, uzmanlardan kaçırıyor. Kısacası balık baştan kokuyor. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi TÜBİTAK raporuna gelmeden önce savcının soruşturmanın başında aldığı ve tüm suçlamalara dayanak oluşturan ve bugün daha net görüldüğü gibi açık çelişkiler içeren polis raporlarının hiçbir bilimsel değerinin olmadığını, buna dayanarak yazılan iddianamenin hiçbir hukuki yanının bulunmadığını söylemek gerekiyor. Tabii bir de merak ediyorsanız özel yetkili savcıların bu denli kritik davalarda resmi bilirkişiler yerine yasaya aykırı şekilde hep aynı polislere neden başvurduğunu sormak.

Daha beteri de var.

Onu da bir dahaki yazıya saklayalım…