"Kadılık" da tamam, sırada ne var?

TBMM AB Uyum Komisyonu, "modern kadılık" yorumlarına neden olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarısı'nı kabul etti. Yargı dışı mahkeme sürecini tanımlayan tasarı, "uluslararası sermayenin hareket alanının yargı tarafından kısıtlanmasının engellenmesi" olarak yorumlanıyor.
Perşembe, 29 Ocak 2009 10:00

soL (HABER MERKEZİ) Mahkemelerin kimi görevlerini üstlenmek üzere, AKP hükümetinin "Mahkemesiz Adalet Projesi" kapsamında ele aldığı "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarısı"yla, modern kadılar hukuk sitemimizdeki yerini alıyor. TBMM AB Uyum Komisyonu tarafından kabul edilen ve hukuk uyuşmazlıklarının "arabuluculuk" yoluyla çözümünü öngören düzenlemenin sınırları, "yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuki uyuşmazlıklar" olarak tanımlanıyor. Hukukçular, bu süreçte, uluslararası sermayenin hareket alanının yargı tarafından kısıtlanmasının ortadan kaldırılmak istendiğini vurguluyor.

Arabuluculuk sistemi söyle işleyecek
Tasarıyla, taraflar, dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında arabulucuya başvurabilecek. Mahkeme, tarafları arabulucuya yönlendirebilecek. Gizlilik hükümlerine aykırı hareket ederek bir kişinin hukuken korunan menfaatinin zarar görmesine neden olan arabulucu, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Arabulucu olmak için dört yıllık lisans eğitimi alma, arabuluculuk eğitimini tamamlama ve bakanlıkça yapılan yazılı ve uygulamalı sınavda başarılı olma şartı aranacak.

Arabulucu, sunduğu hizmet karşılığı ücret ve masrafları isteme hakkına sahip olacak, ücret ve masraflar için avans da talep edebilecek. Aksi kararlaştırılmadığı sürece, arabulucunun ücreti, faaliyetin sona erdiği tarihte yürürlükte bulunan Arabulucu Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenecek ve ücret-masraf taraflarca eşit olarak karşılanacak. Arabulucu olmak isteyen kişilere, asgari 150 saatlik arabuluculuk eğitimi verilecek. Eğitimi verecek olan kuruluşlar, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulacak Arabuluculuk Daire Başkanlığı'ndan izin alacak.

Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması halinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp, bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak. Süreç, tarafların anlaşmaya varması, taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi, tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi durumunda, tamamlanmış olacak.

Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak olan Arabuluculuk Kurulu, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Daire Başkanı, HSYK tarafından hukuk mahkemelerinde görev yapmakta olan birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından seçilecek. Kurul, iki hakim, Türkiye Barolar Birliği'nden iki, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği, TOBB ve Türkiye Noterler Birliği'nden birer temsilci, YÖK`ten iki öğretim üyesi, Adalet Bakanı tarafından seçilecek üç arabulucu, Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü'nden oluşacak.

"Yargı erkinin küçültülmesi" çalışmaları ABD'de başladı
Yargı dışı çözüm yolları, 1970'lerde ABD'de yargılama faaliyetinin uzun sürmesi, yargılama giderlerinin artması gibi sorunların tespit edilmesiyle doğdu. Bu süreçte sorunların yargılama yoluyla çözülemeyeceği tezi ortaya atılmış, yargı dışı çözüm aranmaya başlanmıştı. Büyük uyuşmazlıkların tahkimle, diğer uyuşmazlıkların arabuluculukla çözülmesi, yargının devre dışı bırakılarak sorunların hızlıca hallolması amacıyla, 1978 yılında, yargı dışı çözüm yolları konusunda çalışılması için dünyanın en büyük uluslararası sermaye devlerinden biri olan Ford tarafından iki büyük enstitü kuruldu.

"Ulusal Uyuşmazlıkların Çözümü Enstitüsü" ile "Arabuluculuk ve Anlaşmazlıkların Çözümü Enstitüsü" adıyla kurulan enstitüler, yargı dışı çözüm yollarının felsefesini ve politik dayanaklarını üretmekle görevlendirildiler. Enstitülerin çalışmalarındaki temel nokta, uluslararası sermayenin hareket alanını sınırlayan ulusal yargı mekanizmalarının müdahalelerinin azaltılması, hatta ortadan kaldırılması oldu.

Türkiye yargı dışı çözümle AB sürecinde tanıştı
Türkiye'nin yargı dışı çözüm yollarıyla ilişkisi, AB üyelik süreciyle birlikte başlarken, Avrupa Konseyi yargı dışı çözüm konusunda önemli kararlar aldı. Avrupa Konseyi, 1999 yılında Tampere'deki toplantıda, Avrupa'da adalete erişimin iyileştirilmesi amacıyla üye devletlerce alternatif, yargı dışı usullerin oluşturulması çağrısında bulundu. Konsey, 2000 yılının Mart ayında Lizbon'da "istihdam ve bilgi toplumu" konusunda özel olarak gerçekleştirilen toplantıda, özellikle elektronik ticarette alternatif uyuşmazlık çözümü sistemleri aracılığıyla tüketicilerin güveninin nasıl artırılacağı konusunda inceleme ile medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi konusunda kararlar aldı. 2001 yılının Aralık ayında Brüksel'deki toplantıda "toplumsal uyuşmazlıkların ve özellikle milletlerarası toplumsal anlaşmazlıkların arabuluculuk yöntemleriyle çözülmesinin ve önlenmesinin önemi" vurgulandı.

Avrupa Komisyonu'nca, 2002 yılında medeni hukuk ve ticaret hukukunda yargı dışı çözüm yollarına ilişkin "Yeşil Kitap" adını taşıyan bir çalışma yapıldı. "Yeşil Kitap" ulusal, uluslararası ve Avrupa düzeyinde mevcut durumu inceleyerek, Avrupa Birliği genelinde alınabilecek tedbirlere ilişkin geniş bir istişare başlattı. Avrupa Komisyonu'nun desteğiyle 2 Temmuz 2004 tarihinde Brüksel'de yapılan bir konferansta, gönüllü nitelikte olan "Arabulucular için Avrupa Etik Kuralları" uygulamaya konuldu.

AKP'nin yargıyı tasfiye sürecine bütünlüklü bakılmalı

Yurtsever Cepheli Hukukçular üyesi avukat Yelda Koçak, konunun hukuk felsefesi açısından dayandırılan temelleri incelendiğinde birkaç başlığın öne çıktığını vurgulayarak, arabuluculuk ve diğer çözüm yollarının, menfaati esas almakla beraber, hak temelli olan yargı yolundan ayrışmakta olduğunun altını çizdi. Koçak, yargının adaleti amaçlarken, arabuluculuğun uzlaşmayı amaçladığını belirterek, yargı yolunda tarafların eşitsizliği kabul edilip güçsüz olanın korunması esasken, arabuluculuk mekanizmasının her durumda tarafların eşitliğini kabul ederek sonuca vardığını açıkladı.

Koçak, "Konuya bütünlüklü bakmak gerekir. AKP'nin arabuluculuk yasa tasarısını tek başına ele almamak gerekiyor. İktidara geldiği günden bu yana yargıya dönük müdahalelerini saymakla bitiremeyeceğimiz AKP'nin, özellikle son dönem icraatlarına baktığımızda, Noterlik Kanunu'nda değişiklik tasarısı, icra dairelerinin özelleştirilmesi fikri, cezaevlerinin özelleştirilmesi gündemi, marka patent vekilliğinin geliştirilmesi gibi adımlarla, yargının küçülmesini, etkisizleşmesini ve tasfiyesinin amaçlandığı görülmektedir" dedi.

"Mahkemesiz Adalet Projesi" kamuyu tasfiye ediyor
Koçak, seçimlerden sonra hükümet programında AKP'nin taahhütlerinden birinin yargı reformu olduğunu, reformun adının da "Mahkemesiz Adalet Projesi" olarak belirlendiğini hatırlattı. Koçak, "Adaleti mahkemesiz sağlayacak olan iktidar, arabuluculuğu uygulamaya koyarken, mahkemesiz adalet fikrine, yargının özelleşmesine ve piyasaya açılmasına karşı adalet kavramını her zamankinden daha yüksek sesle savunmalıyız" dedi.