İslamcılar Suriye müdahalesine ne diyor?

Türkiye, AKP iktidarı öncülüğünde Suriye’ye yönelik olası bir askeri müdahalenin baş aktörü olmaya doğru sürüklenirken, konu İslamcı çevrelerce çeşitli açılardan tartışılıyor. “Saldıralım, pay kapalım” diyen de var, “oyuna gelmeyelim” diyen de…
Pazar, 14 Ağustos 2011 19:59

AKP iktidarı, emperyalist planlar çerçevesinde Esad yönetimine tehditler savurup, kamuoyunu Suriye’ye yönelik bir dış müdahalenin parçası olmaya hazırlarken İslamcı çevrelerden bu girişimlere farklı tepkiler geliyor. Baas karşıtlığı tepkilerin ortak yönü olsa da, AKP’nin Suriye’ye müdahalesi noktasında farklı değerlendirmeler ortaya çıkmış durumda. Kimi kesimler Türkiye’nin olası bir dış müdahalede yerini alması gerektiğini amasız-fakatsız savunurken, kimi kesimler de Esad’ın AKP’nin yol göstericiliğinde reformlara yöneltilmesi gerektiğini belirtiyor. Birbirine karşıt gibi görünse de aslında bu yaklaşımlardan hiçbiri emperyalist politikalara itiraz içermiyor. Zira ABD’de de Esad rejimini devirmek ya da değiştirerek kapsamak ihtimal dahilinde.

İslamcıların büyük bir kısmı Suriye'ye askeri müdahaleye net bir karşı duruş sergilemezken, müdahaleye itiraz edenlerin islamcı hareketin 'ABD işbirlikçi' olarak görünmesinden çekindiği görünüyor.

İHH’da iki farklı bakış
Bugüne kadar Suriye meselesinde aktif tavır alan kesimlerden biri olan İHH, Suriye Halkıyla Dayanışma Platformu adıyla Beşar Esad yönetimini, pek çok kez eleştiren açıklamalarda bulundu. 15.07.2011 tarihinde cuma namazı sonrası Suriye’nin İstanbul Başkonsolosluğu önünde, Suriye Halkıyla Dayanışma Platformu ve yine İHH’nin desteklediği 16 Temmuz Gençlik Hareketi’nin düzenlediği protestoda Esad’a yönetimi bırakma çağrısı yapıldı. Bilindiği gibi, “Genç İHH” ile birlikte pek çok İslamcı çevrenin içerisinde yer aldığı 16 Temmuz hareketi yola çıkış manifestosunda Suriye sınırlarına dayanma çağrısıyla adeta savaş kışkırtıcılığı yapmış, ABD politikalarına paralel bir tutum takınmıştı. Ancak İHH İskenderun ikinci başkanı Kemal Kemahlı’nın 04.08.2011 tarihli yazısından da anlaşılacağı üzere, Suriye müdahalesi konusunda İHH içerisinde de farklı tutumlar söz konusu. Başkan Bülent Yıldırım ile Kemahlı’nın başını çektiği bir grubun, Suriye’ye yönelik olası dış müdahaleye karşı duran bir tutum sergilediği iddia ediliyor. Kemahlı www.rasthaber.com sitesinde yer alan söz konusu yazısında neden olası Suriye müdahalesine karşı çıktığını şu satırlarla açıklıyor:

“Kimlerden destek aldıkları az çok bilinen bu silahlı muhalifler (çeteler), yaptıkları hamlelerle Baas güçlerini özellikle Hama’da daha çok yanlış yapmaya sevkettiler.

Bu olayların sonucunda ise, medya organları, devlet adamlarının ve siyasilerin Beşar Esad aleyhindeki sert açıklamalarını Türkiye gündeminin ilk sırasına oturttu. Bu açıklamalar bazı köşe yazarlarını kesmedi. Muhafazakar basının bazı isimleri, Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını bir kez daha talep ettiler. Bazı yazarlar, ‘ Tayyip Erdoğan niye konuşmuyor’ diye sordu. Yani Erdoğan’ın da Esad’a sert çıkmasını istediler.

Biz kimseden Esad’ın safında yer almasını istemiyoruz. Bazılarının sandığı gibi biz de Esad’ın safında değiliz. Bizler sadece Suriye üzerinden oynanan siyasi oyunun farkına varılmasını, tek bir ağaca değil ormanın tamamına bakılmasını, duygusallık, mezhebi taassup ve ilkesizlikten sıyrılınmasını istiyoruz.”

Kemahlı, yazısında kimi İslamcı internet sitelerinin ve köşe yazarlarının, askeri müdahale için Başbakan’ı kışkırttığını da iddia ediyor.

Yenişafak yazarları Albayrak ve Karagül ayrıştı
Geçtiğimiz haftalarda Suriye’ye yönelik bir dış müdahalede Türkiye’nin oynayacağı rol konusunda bir ayrışma da Yenişafak gazetesi yazarları Hakan Albayrak ile İbrahim Karagül arasında yaşanmıştı.

Hakan Albayrak pek çok kez, savaş kışkırtıcılığı yapan 16 Temmuz hareketini tanıtan ve destekleyen yazılar kaleme almıştı. Söz konusu oluşumu “Hürriyet ve adalet istedikleri için üzerlerine kurşun yağdırılan Suriyeliler 'Türkiye, Türkiye' deyip duruyorlar, ama Türkiye kamuoyundan Baas diktatörlüğünün katliamlarına karşı güçlü bir ses henüz yükselmedi. Utanç verici bir durum... Sevgili Adem Özköse, sevgili Samet Doğan ve arkadaşları, bizi bu utançtan kurtarmak için 16 Temmuz Hareketi’ni başlattılar” diyerek köşesinde duyurmuştu.

27.06.2011 tarihli ‘Suriye’ye Askeri Müdahale’ başlıklı, Suriye’ye müdahale konusunda kendisini eleştirenlere yanıt verdiği yazısında “Suriye bizim dışımız değil, biz de Suriye'nin dışı değiliz”, “ABD yahut Fransa sadece rol kesiyor, bizimkiler 'Mazlum Suriye halkının hali içimizi yakıyor'diyorlarsa gerçekten içleri yanıyordur ve Suriye'ye müdahale kararı alırlarsa bunu gerçekten maşeri vicdanın gereği olarak yapacaklardır” sözleriyle neden Suriye’ye müdahale çağrısında bulunduğunu açıklıyor. Kendi satırlarıyla Albayrak’ın savaş çağrısı şöyle:

“Gönlümden geçen şey, görüştüğüm sayısız Suriyeli devrimcinin de gönlünden geçen şey tam olarak şu: Türkiye ordusu İdlib, Halep, Hama, Humus üzerinden halkın sevinç gösterileri arasında Şam'a yürüyor, Baas rejimini yıkıyor, katliamı durduruyor, işkencehaneleri boşaltıyor, Beşşar Esed ve avanesini tasfiye ediyor, hürriyet ve adalet ilan ediyor, halk iktidarının kurulmasına zemin hazırlıyor ve hiç vakit kaybetmeden Türkiye'ye dönüyor...”

İbrahim Karagül ise Albayrak’ın aksine müdahaleye karşı çıkan isimlerden. Karagül bu tutumunu15.06.2011 tarihli “İpler koptu: Suriye’yi işgal mi edeceğiz?” yazısında şu cümlelerle açıklıyor:

“Bölgenin iki keskin kampı arasındaki çatışma Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta kendini gösterdi. İç savaşlara neden oldu, kitlesel ölümlere yol açtı. Bu bölgelerdeki güç savaşı halen devam ediyor. Şimdi Suriye üzerinden belki diğerlerinden çok daha şiddetli, çok daha sarsıcı yeni bir cephe açılıyor. Bu sefer kitlesel kıyımlar belki çok daha acımasız olacak.

Eğer bu Suudi-İran kaynaklı mezhep çatışmasına yönelik girişimleri kontrol edemezsek, sakinleştiremezsek, işin ucu Çaldıran Savaşı'na kadar gidecek demektir. Türkiye olarak bölgeye ve dünyaya yeni şeyler söyleme yeteneğimiz önemli ölçüde yok olacaktır.

Önümüzdeki haftalarda Suriye'ye askeri müdahaleyi tartışıyor olacağız. Her ne gerekçeyle olursa olsun, bölgemizde bir ülkenin daha işgalini hazmetmemiz mümkün değil. Hal böyle iken, Irak'tan ders almayanlar, Libya'nın şu anki durumuna dair sözü kalmayanlar, işgallere karşı direnmesi gerekenler ABD'nin, İngiltere'nin, NATO'nun bir ülkeyi daha işgal etmesi için adeta diz çöküp yalvarıyor.”

Karagül, Ahmet Davutoğlu’nun Şam ziyaretini gerçekleştirdiği gün kaleme aldığı “Ankara, Suriye’de Rejim Değişikliği mi Yapacak?” başlıklı yazıda ise şu değerlendirmelere yer verdi:

“Böyle devam ederse, ilişkiler kopmakla kalmayacak düşmanlık kategorisine girecek. İki ülke sınırları yeni gerilim alanları haline gelecek. Şam, Baas refleksini gösterdikçe Ankara, rejimin ezdiği toplumsal kesimlere daha çok sahip çıkacak. "İç mesele" olarak kabul ettiği krizin dondurulmasında başarı sağlanamadı. Türkiye artık taraf: Baas ve muhalefet arasındaki çatışmanın belki de en net tarafı.

Gelinen nokta çok tehlikeli. Sadece Suriye içi sorun değil, bölgesel bir sorun doğuracak nitelikte tersine bir değişim dalgası bu. Eğer Esad rejimi ülkede denetimi tekrar ele geçirirse, Türkiye-Suriye sınırına yeni kalın duvarlar örülecek. Türkiye, İran'la hesaplaşma çizgisine sürüklenirse, hesaplar iste o zaman sıfırlanacak...

Bugünkü ziyaret önemli. Suriye için de Türkiye için de... Bütün bölgenin İran-Suudi hesaplaşmasına hapsolmasına izin vermemeliyiz. Türkiye, burada bir nefes borusu oluyordu. O yol da kapanırsa hepimiz boğuluruz. ABD'nin yıllardır uyguladığı rejim değişikliğinin hedefi Suriye. Ama bu sefer Türkiye rejim değişiklikleri ve bölgesel değişikliklerin arkasındaki güç sanki...”

Bir diğer Yenişafak yazarı Akif Emre de Türkiye’nin Suriye müdahalesine karşı çıkanlardan. Emre, 04.08.2011 tarihli “Suriye Yanlışları” başlıklı yazısında şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Muhtemel bir Batı müdahalesinde Türkiye'nin manivela olarak kullanılmak isteneceği açıktır. Bu durumda özellikle muhafazakâr kesimde "Türk ordusunu alkışlayacaklar" romantizmi ve bunu besleyen neo-Osmanlıcı retorik karşısında son derece hassas olmak durumundayız.

Suriye'ye yönelik bir dış müdahale Türkiye'yi hem İran hem Suriye ile sıcak çatışmaya sürükleyeceği gibi bölgedeki dengeleri de derinden etkileyecektir. Ayrıca müdahale sonrası ortaya çıkacak tabloda tek parça bir Suriye olacağının da hiçbir garantisi yok.

Tüm meşruiyetini yitiren Esad rejiminin iktidar inadını sürdürmesi daha çok masum kanının akmasına neden olacak demektir. Ancak bu inadın kırılması yönünde elimizde çok fazla alternatif de kalmamış gözüküyor. Hiç olmazsa iç çatışmaları ve bölge düşmanlıklarını derinleştirecek dilden uzak durmaya çalışalım.”

“Bitaraf olan, bertaraf olur!”

Türkiye Gazetesi yazarlarından Yılmaz Öztuna meselenin askeri müdahale olmaksızın çözülemeyeceğini, müdahaleye Washington’un karar vereceğini ve müttefiklerine aktaracağını söylüyor ve ekliyor: Bitaraf olan bertaraf olur. Öztuna, bertaraf olmaması için(!) AKP iktidarının pasif tutum almaması gerektiğini öğütlüyor.

İşte Yılmaz Öztuna’nın 10.08.2011 tarihli değerlendirmeleri:

“Esad, ABD ve Avrupa’da ekonomik kriz dolayısıyla bir müddet yakasını bırakacakları hesabını da yapmıştır. İktidarını bir gün uzatmak için her manevrayı yapacaktır. Ama sorun, demokrasilerin bir askerî müdahalesinden başka bir formülle çözümlenmeyecektir. Müdahaleye Washington karar verecek ve müttefikleri ile paylaşacaktır.

1. ve 2. Irak savaşlarında Türkiye’nin pasif kalması, bize çok pahalıya mâl oldu: Kuzey Irak’ta ilk Kürt devleti kuruldu. Kerkük davamız acıklı şekilde sona erdi. Türkmenler ezildi. PKK, Irak’ta dağ ve kale gibi üsler verilerek Türkiye’ye salıverildi.

Amerika, Doğu Akdeniz’de Lübnan’a el atıp yeni üsler edinecektir. Türkiye tarafsız kaldığı takdirde, İskenderun Körfezi’ne kadar Suriye’nin kuzey şeridini Erbil’e açacaktır. Bir türlü sosyal demokrat olamayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin anlamadığı şudur: Bîtaraf olan bertaraf olur kesin kuraldır. Türkiyesiz bir Suriye’ye müdahale bütün bu sonuçları verir. Dış politika, ideoloji sapkınları ve pısırık romantikleri kaldırmaz. Realpolitik her zaman hükmünü icra eder.”

Timeturk internet sitesi yöneticisi ve yazarı Turan Kışlakçı da askeri müdahalenin ateşli bir taraftarı. “Yezidler diyarı Suriye, Hüseyinleri katlediyor” başlıklı yazısında yer alan saldırgan ifadeler Kışlakçı’nın görüşlerini özetliyor:

“Suriye, zalim Yezidlerin diyarıdır. (…)Yezidlerin mezhebi, dini ve meşrebi yoktur. Hatta insan bile değillerdir.(…)

Zavallıları, sefihleri ve vicdan ve Allah eksenli olaylara bakmayan kuş beyinli insanları stratejilerinin ve çıkarlarının kölesi yaparlar. Tarih boyunca sefihler, bu zalimleri, aman kaos olmasın, aman iktidarsız kalmayalım, aman Haçlılar gelir ve aman stratejik büyük hedeflerimiz heder olmasın diye katliamlarına, zulümlerine ve vahşetlerine göz yummuşlardır. Hatta bu alçaklar ve beyinsizler, bu kaos teorilerini fıkıh kitaplarına bile dercetmişlerdir. Halbuki insanlığımız ve dinimiz bize Hüseyinler ölmesin diye gerektiğinde devletlerin bile feda edilmesini öneriyor. Üstelik Yüce Allah kitapta mazlumlar ve mustazaflar için zalimlere, firavunlara ve Nemrutlara karşı kıyamı emrederken(…)”

Ali Bulaç: Türkiye yol gösterici olsun
Zaman Gazetesi yazarlarından Ali Bulaç AKP iktidarının bugüne kadar Suriye ile ilişkileri geliştirdiğini, ancak ülkedeki muhaliflerin Esad rejimine karşı ayaklanmasının Türkiye’yi zor duruma soktuğunu ifade ediyor. Bulaç’ın “Suriye’nin çıkış yolu: Türkiye” başlıklı yazısında bu yöndeki değerlendirmeleri şöyle:

“Türkiye, Suriye yönetimi ile ilişkilerini "iyi tutmalıyım" diye bu meşru taleplere sırtını dönemez. Ancak aynı Türkiye, bölgede İran'a, Lübnan ve Filistin davasına da sırtını dönemez. Daha doğrusu, bildik bazı bölge ülkeleri gibi kayıtsız şartsız ABD-İsrail blokunun "her şeye evet diyen" figüranı olamaz.”

Aynı yazıda Bulaç, Beşar Esad yönetimi içerisindeki küçük bir grubun bu sürecin böyle devam edemeyeceğini, reformlar yapılması gerektiğini gördüğünü ve bu konuda Türkiye’yi örnek aldığını ileri sürüyor. Bu ortamda AKP iktidarına düşen görevi iki başlıkta özetliyor:

"Burada Türkiye'nin atması gereken iki önemli adım söz konusu:

a) Suriye yönetimiyle köprüleri tümüyle atmaması. Evet, bugüne kadar reformlar yönünde telkinlerde bulundu, ama köprüleri atmanın bir rasyonalitesi yoktur. Eninde sonunda olayları kanla bastırmaktan yana olanlar güç kaybedeceklerdir.

b) Bugün Suriye üzerinde en etkili ülke İran'dır. Türkiye, İran yönetimiyle daha sık diyalog içine girip, Suriye'deki şahinlerin durdurulması yönünde telkinlerde bulunabilir, İran'ı Suriye üzerinde baskı kurmaya yöneltebilir. Suriye muhalefeti ile İran-Hizbullah-Hamas arasında diyalog ve karşılıklı güven ilişkilerini kurabilir.

İran, Hizbullah ve Hamas'a Türkiye'nin şu gerçeği anlatması lazım: Bu katliamlar devam ederse Suriye, tıpkı Libya, Afganistan veya Irak gibi dış müdahaleye, Anglosakson ittifakının işgaline maruz kalabilir. Bu ise bütün bölgenin belki yüzyıllarca sürecek yeni bir tahakküm altına girmesi anlamına gelecektir. Unutmamalıyız ki, Haçlılar iki yüz sene bölgemizde hüküm sürmüşlerdi."

Dilipak: Esad'a değişim için yardımcı olmalıyız
Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak da, Türkiye’nin Esad yönetimine yol göstericilik yapması gerektiğini savunuyor. “Geçmişte sıfır sorun politikası sayesinde kurulan sıcak diyalogun” bugün uygun bir ortam oluşturacağını söylüyor.

Dilipak’ın 10.08.2011 tarihli “Esad Nereye Koşuyor?” yazısında yer verdiği değerlendirmeler şöyle:

“Esad yönetimini İran da kurtaramaz... Esad’ın gidecek yeri yok. Rusya da sahiplenmez Esad’ı, Fransa da. Yunanistan da sahiplenmez İran da... Hiçbir yerde güven içinde olmayacaklardır ve saygınlıkları da kalmayacak... Suriye kapılarını dünyaya kapatarak da yoluna devam edemez. Yani bir Küba ya da Kuzey Kore olma imkanı da yok...

Eğer Esad bunu istiyor da yapamıyorsa, burada Türkiye’nin, bu anlamda Esad’a yardımcı olması gerekir.. Geçmişte “sıfır sorun” politikası çerçevesinde kurulan sıcak diyalog bugün bazı gerçekleri konuşmak için uygun bir ortam oluşturabilir.. Türkiye, Esad’a kendi tecrübelerinden de yararlanarak, Suriye’deki derin yapılar ve çetelerle mücadele konusunda ciddi şekilde destek olabilir.”

Koru: Müdahale etmeden dönüştürelim
Geçmişte Yenişafak ve Zaman gazetelerinde de köşe yazarlığı yapan, şimdi ise Star gazetesinde yazan Fehmi Koru ise “Ak Parti hükümeti ‘güvenli bölge’ politikasının sonucu olarak siyaseten az yatırım yapmadı Suriye’ye...” diyerek Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine karşı çıkıyor.

‘Türkiye Müdahale Etsin Diyorlar… Emriniz Olur…’ başlıklı, Star gazetesinde yer alan yazısında “Londra’da, Washington’da, herhalde Paris ve Berlin’de de, istenen, Türkiye’nin sınır ötesi bir askeri harekâtla Suriye’de rejim değişikliğini gerçekleştirmesidir. Operasyon başarılı olmazsa ne gam! Zaman zaman kınayıcı açıklamalarla desteklerini belli edip uzaktan seyretmenin bir mahzuru yok onlar için...” diyen Koru, “elbette Baas rejimine göz yumulamayacağını” da belirtiyor. Ancak Türkiye’nin “ihtilafların savaş dışı yollarla çözümlenmesi” yönünde bir politika izlediğini ve Suriye meselesinde de bu tavrın devam edeceğini söylüyor. Davutoğlu’nun Şam ziyaretinin ise, “Türkiye’nin uyarılarının Devlet Başkanı’nın yüzüne tekrarlanması” açısından önemli olduğu ifadelerine yer veren Koru ekliyor: “Umarız akıllar, başlara geri gelmiştir”

(soL - Haber Merkezi)