İmaj tüketilir, ya hayat?

Piyasa tüketilebilir olduğunu düşündüğü her şeyi pazarlamaya kalkar. Ama ya yaşamını devrime adamış insanlardan söz ediyorsak?
Pazar, 22 Haziran 2008 04:53

Yeni değil, Deniz Gezmiş'in içeriği boşaltılmış bir imaja dönüştürülerek, dolaşıma sokulması. Ama, özellikle "Hatırla Sevgili" dizisinin ardından, bu işlem, teknolojinin de gündelik yaşamda işgal ettiği alanın genişlemesine uygun yaygınlıkta, bir sıçrama yaşadı. Bilmem kaç numarasını arayarak, cep telefonununuzun, bilgisayarınızın masaüstüne fotoğraflarını yükleyebiliyorsunuz online servislerle. Ya da ekran koruyucunuz, Deniz'in idama giderken yazdığı veda mektubu olabiliyor. Seslendirilmişi de mümkün. İletişim servisleri, size dizinin idam sahnesini de elektronik ortamda saklama olanağı sunuyor. Bu vıcık vıcık reklam bantları, o sahnelerin üzerine bindiğinde yaşanan yabancılaşma, ne pazarlamacının umurunda, ne "tüketici"nin. Yıllar öncesinin, raflarda solan, Deniz'le ilgili anıları derleyen kitapların, eşzamanlı baskılarla satışa arzedilmesi, belki de bu piyasa oluşturmanın en masum yönü...

Henüz boyutları Che Guevara'nın "tüketilmesi"ne varmadıysa da, Deniz'i benzer bir akıbetin mi beklediği sorusu geliyor akıllara.

Piyasa, tüketilebilir olduğunu düşündüğü her şeyin pazarlayıcılığından geri durmaz, doğası gereği. Metaya dönüştürdüğü her şey, tüketilmesiyle, kendisini de yeniden ve yeniden üretebileceği sirkülasyonu sağlar. Ama, basit bir metadan değil, yaşamını emperyalizme karşı mücadeleye, devrime adamış insanlardan söz ediyorsak? Bu koşulda, piyasanın, pazara sunduğu şey karşısında ideolojik hegemonyasını da gözetmesi ve bu hegemonyası açısından tehlike görmeyeceği bir durum söz konusu olsa gerek. İşte asıl soru, bu saptamayla ortaya çıkıyor. Che, tüketilebilir mi? Eğer, yıldızlı bere, uzun saçlar, karizmatik kişilik, güzel bir yüz ve bu yüze düşen alev kızıllığından ibaret bir olguysa, serüvenler ve dağ başlarıysa sadece, evet. Ama, öyle mi? Deniz tüketilebilir mi? Gençliğinin heyecanıyla, bir romantik maceraya girişmiş ve sonu trajediyle gelmiş, bir uzun boylu güzel delikanlıysa, evet. Ama, öyle mi?

Graham Greene, "Che Guevara'nın ölümü, Marksizme hiçbir yakınlık duymayan insanlara keder ve düş kırıklığı verdi. Giderek büyük güçlerin iş ilişkilerine teslim olan bir dünyada kahramanlığı, şövalyeliği ve serüveni temsil ediyordu" der. Bugün, Che'ye olan sempatilerini salt tişörtteki resime indirgeyenler de, piyasa da, bu noktada buluşuyor işte: Olmadı! O da güç yetiremedi ve bir serüven, burada bitti... Don Kişot da yenildi, Che Guevara da. Yazık!

Şimdi, Deniz Gezmiş'in tarihteki yerinin de bu olduğunun kafalara işlenmesiyle sürdürülüyor bir tüketim kampanyası...

Che, Bolivya yolculuğuna çıkarken anne ve babasına yazdığı o çok bilinen mektubunda, "Bir kez daha bacaklarımın arasında Rosinante'nin kemikleri fırlamış sağrılarını hissetmeye başladım. Yine elde kalkan, yollara düşüyorum" derken, Cervantes'in roman kahramanıyla özdeşleştiriyordu kendisini. Don Kişot'a bakış açısı, ideolojik duruşlar hakkında ipuçları verir. Burjuvazinin gözünde Don Kişot, olmadık işlere kalkışarak, hayal dünyasında yaşayarak gülünç durumlara düşen, sempatik bir aptaldır. Che'nin gözünde ise, var olanın gücüne, kuşatmışlığına bakmadan isyan edenin, boyun eğmeyenin, özlediği dünya için her şeyi feda edercesine kavgaya girmenin sembolüdür. soL